Bir Türk markası daha dünyaya açılıyor

Leyla Şensöz, pandemi döneminde e-ticaret yoluyla satış yaptıklarını, ancak ürünü masaya koyup, kolunu bacağını çekiştirmeyi özlediklerini söylüyor.

Modalt, her ikisi de tekstil sektöründe ancak farklı firmalarda çalışan Leyla ve Ali Şensöz tarafından, 17 yıl önce kuruldu. Çift, 17 yıl önce şirketin yanı sıra bir de kız çocuğu sahibi oldu. Kızlarıyla şirketi birlikte büyüttüler.

Öyle birdenbire değil, az bir kadroyla, çok çalışarak, çok emek harcayarak, doğru stratejileri uygulayarak, yavaş yavaş büyüdüler. Bir kapıyı kapatmadan diğerini açmamak gibi, bir başarıyı elde ettikten sonra yeni bir basamağa geçtiler. Sindire sindire ilerlediler. İşin başında olmayı başarmanın yarısı olarak gördükleri için firmayı, birlikte büyüdükleri çalışanlarını hiç yalnız bırakmadılar.

Kendi koleksiyonlarını hazırlayıp, Almanya, Belçika, İtalya, Fransa’ya ihracat yaptılar, İngiltere pazarına göz diktiler. Bunlarla da yetinmeyip, Letoile Fashion adını verdikleri kendi markalarını oluşturdular.

Modalt Tekstil’in sahibi, yöneticisi Leyla Şenöz ile firmalarını, sektörü, Premiere Vision Manufacturing Paris Fuarı’nı konuştuk.

 

-Üretimi kendiniz mi yapıyorsunuz?

Burada sadece organik bandımız var. Organiğin standartları yüksek, o yüzden kendi kontrolümüzde üretiyoruz. Bizim baskı nakış, tüm entegrasyon organik sertifikalı yürüyor. O şekilde imalatımız olduğu için biraz daha kontrolü içimizde tutuyoruz ama büyük ölçekli fasoncularımız var. Her ürün grubuna göre ayrı bir fasoncumuz var.

 

-Organik üretim arttı galiba…

Evet, herkes organiğe döndü. Sektörün yüzde 80’i organik üretiyor. Organik sizi farklı alıcılarla buluşturuyor, sanayiyi de farklı bir boyuta getiriyor. Daha güzelleştiriyor. Organik, tekstili daha zevkle, daha konforlu giyilir hale getirdi. Biraz da fast fashion algısını kaldırmaya yönelik oldu. O kadar çok 5-10 euroya satılan t-sihrt oldu, alındı, atıldı ki kenara. Daha az enerji, daha az kimyasalla ürün oluşturmak, dünyaya daha saygılı çalışma yaptırdı.

 

 

 

-Kendi markanızı ihraç ediyor musunuz?

Şu anda sadece e-ticaret olarak Türkiye içinde satışımız var. Markamızı ihraç etmeye başlayacağız. Paris’te olduğumuz dönemde İstanbul’da bir fuara Letoile Fashion markası ile katıldık. Oraya da potansiyeli çok yüksek bir alıcı kitlesi geldi. Markamızı pazarlama konusunda bir ivme kazanacağız gibi görünüyor.

 

Letoile Fashion’daki ürünlerimiz tamamen organik ve doğaya dönüşümlü. Artık doğaya duyarlı bir tekstil sektörü oluştu iğneden ipliğe.

 

Kadın dış giyim, örme çalışıyoruz. Kumaş çeşitliliği çok arttı. Şu anda Türkiye olarak çok avantajlı olduğumuz bir konu da kumaşçılığın, ar-genin, desenin, baskının çok ciddi bir ivme yakalamış olması. Kumaşçılarımızdan yan tedarikçilerimizden gelen desteklerle koleksiyonumuzu da kreatifliğimiz, model kalıpçılığımız, işçiliğimizi de bir araya getirerek sektörel anlamda önemli bir ivme kazanıyoruz. Ülke olarak da bence bu potansiyelimizi koruyoruz ve fuarlarda iyi de bir sunum yapıyoruz.

 

-Bunlara rağmen Türkiye markalaşma konusunda biraz yavaş mı?

Türkiye’nin gerçekten çok gelişmiş bir markasının olmaya ihtiyacı var. Bir Türk markasının dünya mağazalarında, yurt dışına gittiğinizde, a plus caddelerde görünüyor olmasına çok ihtiyacımız var. Türkiye kadar altyapısı yoğun, kaliteli ürün üreten bir ülkenin markası niye yok? Üstelik de çok daha uygun fiyatlarla satabileceğiniz ürününüzü oradaki rekabetçi markalarla çok daha ön plana çıkarabileceğiniz imkanlar varken. Birkaç marka yaptı, ama nokta atışı. Bir zincir olması gerekir. İnşallah bundan sonra gelen nesil, bizim çocuklarımız bunu yapar. Bizim de bir kızımız var. Çok da ilgisi var. Umarım bu jenerasyon bu farkı yaratır.  Biz onlara hazırladık mutfağı. Güzel bir alan bıraktık.

 

-Pandemi dönemini nasıl atlattınız?

Kargolar sürekli çalıştı, ama ürünü masanın üzerine koyup kolunu bacağını çekiştirerek malın üzerinden konuşmak, bizim sektörümüzde mutlaka olması gereken şey. Biz bunu iki sene kaybettik.

Pandemi ile birlikte bazı şeyler yeni yeni şekillenmeye başlıyor. Bu yeni gelişmelere ve sanayinin geliştirdiği oryantasyona uyum sağlayarak bu yolda bir çalışma başlattık.

Pandemide iki seneye yakın resesyondaydık. Hiç hareket edemedik. Yurt dışına gidemedik, oradan gelemediler. Pandeminin verdiği boşluktan sonra karşılıklı çalışmaya çok ciddi talep doğdu. Özlemişiz masada buluşmayı. Ağır sanayii internetten satabilirsiniz. Şekli, şemali, metali bellidir. Ama giydiğiniz bir şeyi mutlaka ellemeniz gerekir. Biz de bu sırada dijital fuarcılık yaptık, e ticaretimiz gelişti. Ama dediğim gibi ürünü masaya koyup konuşmak çok farklı.

 

-Fuar sizin açınızdan nasıldı?

Premier Vision’a yılda iki kez mutlaka katılıyoruz. Bizi Avrupa’daki alıcılarla birebir buluşturan önemli bir organizasyon. Fuarda çok Fransız alıcı vardı. Onların bugüne kadarki alışveriş yaptığı ülkeler, Uzak Doğu’ydu, Polonya, Portekiz’di. Şimdi büyük oranda Türkiye’ye kaymışlar. Onlarda bu zinciri kırmak bu kadar kolay değildi. Bizi daha ucuz işgücü, ucuz üretim yeri olarak görüp, katma değeri daha düşük ürünleri yaptırmayı tercih ediyorlardı. Biz bunu yıktık. Çok daha yüksek fiyata mal satabileceğimiz Fransız alıcılarla buluştuk son PV’de.

Fuar bu açıdan keyifliydi. Müşteriler nokta atışı yaptılar. Ne istediklerini biliyorlardı.  Ve buldukları ürün üzerine konuşmaya başladık. Normalde Türkiye’ye dönersiniz, numune gidip gelişi olur. Doğru bir hedefle karşılaştık. Dinamiği yüksek bir fuardı. Keyifliydi. Pandemiye rağmen. Biz Premiere Vision’a 7-8 yıldır aralıksız katılıyoruz. Öyle olunca sizin daimi müşteriniz de sizi orada görmeye alışmış oluyor. Yeni ürünlerinizi onlara kolayca sunuyorsunuz. Seyahatlerle uğraşmıyorsunuz. Bütün koleksiyonunuzu sunuyorsunuz. Kumaşçılar da orada. Onlarla da iş birliğimiz var. Müşterilerimizi kumaşçılarımıza yönlendirdik. Orada seçtikleri kumaşlarla model beraberinde fiyatlandırma yaptık.

Avrupa’nın kendi içindeki dengeler bozuldu, Uzak Doğu’daki stratejik dengeler bozuldu. Pandeminin bedelini Uzak Doğu fazlasıyla ödedi.

 

Öyle olunca bize çok talep geldi. Türkiye’deki tekstil imalatı, kalitesi her geçen dönemde daha da ön plana çıkarak yol almaya başladı. Artık o ucuz fason üretim, ucuz işçilik, sadece basic t-shirt kalmadı. Fransızların en iddialı mağazalarındaki işli, pullu t-shirtü burada üretilecek.

 

Ülkemizi yurt dışındaki alıcılarla birleştiren bu etkinlikler oldukça, biz de bunlarda yer alıp, tabii yeniliklerle müşterinin karşısına çıkabildiğimiz sürece ayakta durabileceğiz diye düşünüyorum.