Bakan Nebati’nin kurtardığı ekonomide böbreğini satanlar yüzde 400 artıyor

Peş peşe gelen zamlar sonrası enflasyon uçtu. Enflasyonun yükselmesiyle açlık ve yoksulluk sınırı da değişti. Türk İş’in araştırmasına göre yoksulluk sınırı 15 bin TL'yi aştı.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Dövizdeki dengesiz gidişat, doğalgaza ve temel tüketim maddelerine gelen zamlardan dolayı vatandaşların satın alma gücü düştü ve geçim şartları zorlaştı. Türkiye’de ‘böbreğimi satmak istiyorum’ araması internette en çok aratılanlar arasına girdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz neden enflasyon sonuç” teziyle bir yıl önce ilk adımları atılan “Ekonomide Türkiye Modeli” patlayan döviz, faiz ve enflasyonla vatandaşı hayat pahalılığı karşısında zor bir süreç yaşıyor. Türkiye ekonomisinde önemli bir kırılma yaratan Merkez Bankası eski Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınmasının üzerinden tam bir yıl geçti. Ağbal’ın ardından göreve gelen Şahap Kavcıoğlu ilk altı ay faize dokunmadı ancak Eylül ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı’na Nureddin Nebati’nin atanmasıyla politika faizinin yüzde 19’dan yüzde 14’e düşürülmesiyle birlikte ekonomide yeni krizli bir dönem başladı.

Nebati’nin “yeni ekonomik model” olarak tanımladığı ve temelinde “faiz nedendir enflasyon sonuç” tezinin kanıtlanması üzerine kurulan yeni modelde ne yazık ki önce kurlar patladı. Geçen yıl Mart ayında 7,20 Türk Lirası seviyesinde olan dolar, hızla değer kazanarak aralıkta 18 liraya yükseldi. Hükümet, faizi artırarak dövize müdahale yerine Kur Garantili Mevduat (KKM) Sistemi uygulamasıyla dövize müdahale etti ve dolar 12 liranın altına düştü. Dolar üç ay sonra tekrar 15 lira seviyesine çıktı. Yani dolar, TL karşısında Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre tam iki kat yükseldi. Merkez Bankası 23 Aralık 2020’de açılan KKM hesapları için 11,64 olarak açıkladığı dolar kuru, 3 ay vadenin sonunda yüzde 27,5 artışla 14,84’e yükseldi.

Bir yıl önce yüzde 16.19 olan enflasyon ise faiz indirimiyle düşmek yerine yükseldi. Şubat 2022’de yüzde 54’ü geçti. Bu yılın yüksek enflasyonla kapanacağını hükümet de artık kabul ediyor. Ülkelerin kredi risk primini gösteren ve uluslararası büyük yatırımcılar için en önemli göstergelerden birisi olan Kredi Risk Primi (CDS) ise yine aynı dönemde 370 seviyelerinden 677’ye kadar yükseldi.

“Böbreğimi satmak istiyorum”

Dövizdeki dengesiz gidişat, doğalgaza ve temel tüketim maddelerine gelen zamlardan dolayı yurttaşların satın alma gücü düştü ve geçim şartları zorlaştı. Türk-İş’in araştırmasına göre Ekim 2021’de 10 bin lira olan yoksulluk sınırı, Şubat 2022’de 15 bin liranın üzerine çıktı. Araştırmaya göre, şubatta 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden “açlık sınırı” 4 bin 553 lira oldu. Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen “yoksulluk sınırı” 15 bin 140 lira hesaplandı.

İğneden ipliğe her şeyin fiyatının artması beraberinde geçim sıkıntısını getirdi. BirGün’den Mustafa Kömüş’ün haberine göre, internette ‘böbreğimi satmak istiyorum’ ifadesini aratanların oranı son bir yıl içinde tam yüzde 400 arttı.

Bu ifadenin en çok üç büyük kentte aratılması ise dikkat çekti. “Böbreğimi satmak istiyorum” ifadesi en çok İzmir’de aratılırken onu İstanbul ve Ankara takip etti.

Duruma tepki gösteren CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Bakan Nebati’nin “Elhamdülillah ekonomiyi kurtardık” sözlerini hatırlatarak, yurttaşın yoksulluktan böbreklerini sattığını belirtti.

Ağbaba, “Eğer Nebati birilerini kurtardıysa bunlar 5’li çete ve saray beslemeleridir” ifadelerini kullandı. Ağbaba’nın açıklaması şu şekilde: “İnsanlar yoksulluktan böbreklerini satmak için ilan veriyor. Gözlerinden ışık saçan Bakan Nebati ” Elhamdülillah ekonomiyi kurtardık” diyor.

*********

“BU AKILLA EKONOMİYİ YÖNETEMEZ”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) Hükümetin eksi reel faiz’den beklediği ekonominin canlanması idi. Bu gün eksi reel faiz var ve fakat yatırım yapan yok. Ekonomide canlanma yok. Çünkü yerli ve yabancı sermaye bu günkü iktidara güvenmiyor. 2022 büyüme beklentisi yüzde 3’tür.

Hükümetin yüksek kurdan beklediği ise ihracatta rekabet gücümüzün artması idi. Geçiş aylarında, Eylül- Kasım 2021 arasında ihracat ithalattan daha yüksek oranda arttı. Dış ticaret açıkları azaldı. Ama sonrasında bu açıklar eskisi gibi daha fazla artmaya başladı.

Şimdi, YD-ÜFE, kur artışından da yüksek olduğu için, ihracatta rekabet gücümüz düştü. Yüksek kur bir ülkenin rekabet gücünü artırır… Ancak Türkiye de istikrar bozuk ve ihracat malında üretim maliyet artışı daha yüksek olduğu için kur artışı bir işe yaramadı.

AKP iktidarı bu akılla ekonomiyi yönetemez. Bir ara yüksek oranda sıcak para girdi ve ekonomide serap etkisi yaptı. Ama iktidar başkanlık sistemi sıcak parayı bile korkuttu ve kaçırdı.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, AKP’nin Şanlıurfa İl Danışma Meclisi’nde; ekonomiyi konuşurken “Bayrak yere inmeyecek… Ezan susmayacak” diyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir yurttaş ülke bayrağının yere ineceği ihtimalini düşünmez. Bakanın endişesi mi var? Eğer varsa bu endişenin kaynağı olarak acaba kendi yanlışlarını mı görüyor?

Türkiye de üretim yapılmıyor. AKP iktidarının tek derdi, TOKİ aracılığı ile inşaat sektöründe rant yaratmak oldu. Üretim yapılmadığı için tüketim dışa, ithalata bağımlı oldu.

Kamu- özel işbirliği yolu ile AKP iktidarı oligarklar yarattı? Yollardan ve köprülerden  geçenlerde, geçmeyenler de, hastanelere gidenler de gitmeyenler de 85 milyon insan oligarklara kaynak ve servet aktarıyor. Halkı yoksul bırakıp, sonra da bazılarına bütçeden ulufe dağıtmanın sürdürülme imkanı yoktur.

Cumhurbaşkanının, saraylarına, uçaklarına, konvoylarına ve saray erkanına ve popülist harcamalarına, hazine yüzde 8,6 gibi dünyanın en yüksek faizini vererek dışardan borçlandı. Dış borçlar 450 milyar doları geçti. Yurt dışı tahvillerde iflas risk primi 570 baz puandır. MB rezervleri de eksi 50 milyar dolardır. Türkiye dış borçlarını ödeyemezse, düyuni umumiye benzeri bir baskı altında kalabilir.

AKP bunlardan dolayı mı beka konusunda endişeli. AKP iktidarın kadar 80 yıl kimsenin aklına beka sorunu gelmedi ve tartışılmadı. Şimdi AKP kendi yanlışlarının farkında olduğu için mi sık sık beka sorunu diyor?

**********

“KALKINMANIN YOLU İHRACATTIR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist)- Şimdiye kadar hiçbir siyasetçinin, “Ekonomi kötü gidiyor” dediğini duymadım. Tüm dönemlerde, “Düzeliyoruz, düzeldik” ifadeleri kullanıldı. Bir siyasetçi, ekonomi kötü gidince ilk krizde intihar etme teşebbüsünde bulundu. Ecevit döneminde ekonomiden sorumlu bakandı.

Türkiye ekonomisi aşağı yukarı 80’li yılların sonundan, 1990’lı yılların başından itibaren krizler yaşıyor. Bu krizlerin temel sebebi ve en sık tekrarlayan sebebi, Türkiye’nin kendi dövizini kazanamamasıdır. İhracatıyla, ithalatını karşılayamamasıdır. İkisinin arası açılınca Türkiye’den sıcak para kaçar, sıcak para kaçınca döviz fiyatları yükselir.

Halk korktuğu için geleceğim ne olacak diye çekindiği için harcamalarını kısar. Devlet de maalesef imf’nin önerilerini uygulamaya kalkar, devlet de bütçemi denkleyeceğim diye harcamalarını kısar. Halbuki o dönem ekonominin küçüldüğü bir dönem, bütçenin denklenme dönemi değil açık verme dönemidir.

Gelinen noktaya, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın yarattığı korku, turist gelmeyecek endişesi, gelen zamların da büyük etkisi oldu. Türkiye sıkıntılı bir döneme girdi. Bundan çıkmanın yolu, ısrarla ihracatı desteklemektir. Ortam uygun hale gelmiştir. Döviz yükseldi, enflasyonist etki yaratıyor ama ihraç mallarımız ucuzladı, ihracatımız artmaya başladı. Devlet bunun bir devlet politikası olduğunu ciddi olarak söylerse, biz ihracat yapmak zorundayız, bunun için TL’yi ucuz tutmak zorundayız derse; eğer ihracat yapan şirketlerimiz, ihraç bedelleri Türkiye’ye geldiği zaman ihraç tarihinden daha düşük bir kur olmuşsa aradaki farkı biz karşılayacağız, derse herkes korkmadan ihracat yapar. Türkiye ihracatı kuvvetle destekleyecek tedbirleri almalıdır. Türkiye güçlü bir ülkedir ekonomisinde kaynakları vardır doğru yönetildiği zaman hızla gelişebilir. Kalkınmanın yolu ihracattır. Bunu yapmazsak sıkıntıların, krizlerin yenileri gelir. İhracatı destekleyici önlemler alınmalı, sıcak paraya güvenilmemelidir.

********

“BU SİYASİ YAPI İÇİNDE EKONOMİNİN TOPARLANMASI MÜMKÜN DEĞİL”

Uğur Gürses (Ekonomist)- Bakanın sözlerinin büyük kısmı içinde bulunduğu çaresizliği, ekonominin içinde bulunduğu kötü durumu teyit ediyor. Durumu kötü olan bir kişinin her gün çıkıp, “Ben iyiyim, ben iyiyim” diye tekrar etmesi gibi bir şey bu. Öyle bir çaresizlik… Şaşırıyoruz ama politik olarak da bir kifayetsizliği de gösteriyor. Durumları çözme arzusunda olan siyasi irade, aslında sorunu kendisi yaratmış durumda. Bunun da farkında. O yüzden çaresizlik içerisinde dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sorun ekonomik olmaktan çok çok uzak. Tamamen siyasi bir kriz var. Bu siyasi kriz çözülmeden ekonomik kriz düzelmez, çözülemez. O yüzden Türkiye’de siyasetin normalleşmesi gerekiyor.  Demokratik kurumlara, hukukun üstünlüğüne dönüş gerekiyor. Bu siyasi yapı içerisinde, Mehmet Şimşek de gelse Ali Babacan da gelse ekonomiyi toparlaması mümkün değil.