Perdenin arkasında ne var?

Savaş devam ediyor! Ne yaptırımlar ne de tüm dünyanın karşı çıkması bir şey değiştirdi. Hiçbir şey Rusya’nın geri çekilmesini engelleyemiyor. Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi gereğince, boğaz trafiğini kontrol altında tutarak, savaş koşullarının ağırlaşmasını bir nebze engellemesi Washington’un Ankara’ya daha sempatik bakmasına sebep oldu.

24 Mart’ta gerçekleşecek NATO zirvesinde Başkan Biden’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile uzunca görüşeceğini düşünüyorum. Görüşmenin Türkiye için önemli ana konuları muhakkak S-400’ler ile F35 projesinden çıkartılışımızdan sonra parasını verdiğimiz halde alamadığımız uçaklar olacaktır.

Moskova ve Washington’u birbirine Ankara bağlayabilir mi?

Erdoğan’ın Putin ile ilişkileri, Washington’un Ankara’ya yakınlığı ve Türkiye’nin jeopolitik konumunu dikkate alarak kurduğumuz denklemde, Ankara gerçekten de bir arabulucu olabilir. Yıllar önce “Komşularla sıfır sorun” diye yola çıkıp sonunda ancak “Değerli Yalnızlık” noktasına geldiğimizi düşündüğümde, başrolü olduğumuz olaylarda hedeflere varamadığımızı bilsem de, pek umutlu olmadan, belki “Terzi kendi söküğünü dikemiyordur.” diyorum ve içimden yardımcı oyuncuyken bir ihtimalimiz olabilir diye geçiriyorum.

Bahsettiğim denklemi biraz açayım:

İşgalin ilk günlerinde Moskova, Ankara ile yaptıkları ikili tüm antlaşmaların sağlam olduğunu duyurmuştu. Ancak sonrasında toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kınama oylamasında uluslararası toplumla birlikte oy kullanan Türkiye, Ukrayna’ya dönük askeri operasyonu kesinlikle reddetmişti.

Türkiye, Ukrayna topraklarının bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması amacıyla destek vermek için silahlı insansız hava saldırı araçlarını (SİHA) Ukrayna’ya gönderdi. Muhtemelen siz de internette Ukraynalıların Türk üretimi SİHA’lar için söylediği zafer şarkılarını duymuşsunuzdur. Zaten Ankara, Ukrayna’ya yaptığı yardımlar konusunda çıkan hiçbir haberi yalanlamıyor.

Türkiye’nin boğazların kontrolünü başarıyla elinde tuttuğunu belirtmiştim. Tabii burada unutulan bir noktanın altını çizmek istiyorum. Rusya, işgal öncesi Beyaz Rusya ile yapacağı tatbikat için birçok savaş gemisini Karadeniz’e almıştı. Montrö Sözleşmesi gereği boğazlardan geçecek gemilerin kayıtlı olduğu limanın Karadeniz’de olması gerekiyor. Karadeniz’de Kırım, Akdeniz’de Tartus Rus donanmasının bulunduğu yerler. İbrahim Kalın’ın açıklamasına göre, Montrö Sözleşmesi’ne uygun şekilde, boğazlardan geçen gemilerin kayıtlı oldukları limanların son zamanlarda değiştirilip değiştirilmediği de kontrol edilerek, olası hilelerin engellenerek geçiş onaylaması yapılıyor.

Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile gerek siyasi gerek ticari ilişkileri, üç ülkenin dışişleri bakanının Antalya’da barış zirvesi yapmasını sağlayacak kadar kuvvetli. Türkiye’nin iki ülkeyi diplomatik yollarla barıştırma gayreti takdir topluyor.

Diğer bir yandan Ankara’nın, (kendince) küs olduğu Yunanistan, Ermenistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri ile barışma çabaları da Washington’un gözünden kaçmıyor. AKP hükümeti attığı bu “sempatik” adımlarla Washington’la ilişkileri toparlama peşinde gibi görünüyor. Türkiye ve Amerika arasındaki sıcak temas, devlet başkanları, dışişleri bakanları, savunma bakanları nezdinde 9 Mart’tan bu yana süregelen bir telefon trafiği içerisinde durmadan devam ediyor. NATO Zirvesinde, bu ikili temaslar neticesinde Türk – Amerikan ilişkilerinin daha sıkılaşabileceğini düşünüyorum.

Barack Obama döneminin başkan yardımcılığından bu güne kadarki süre içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı düşüncüleri ve hisleri her geçen yıl olumsuzlaşan; Amerikan başkanlık seçimlerinde, Erdoğan’ın demokrasi tavrını açıkça birçok kez eleştiren Başkan Biden, Amerikan başkanı olduktan sonra da Erdoğan ile pek bir ilişki kurmak istemedi. 

Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başkan Biden’la pekiyi bir başlangıç yapamadık. Kendisinden önceki üç başkan ile çok uyumlu çalışmıştık.” diyerek malumun ilanını gerçekleştirmişti.

Ankara, Roma’daki G20 zirvesinden bu yana Washington’dan talep ettiği Stratejik Diyalog Mekanizmasını sonunda aktif hale getirebildi. Bu mekanizma ile Ankara ve Washington arasında sağlam bir iletişim ile bilgi aktarımı sağlanacak; iki taraf arasında oluşabilecek sorunların çözümü ve işbirliği alanları yapısal bir bütünlük içinde ele alınacak. Bu iletişim ağı iki ülkenin dışişleri bakanları ya da bakan yardımcıları düzeyinde yürütülecek. Kısacası tüm bu gelişmeler,  S-400’lere çare, Suriye’deki sıkıntılı olayların çözüme kavuşturulması demek olabilir. 

Tüm Avrupa’nın hava sahası Ruslara kapalıyken Türkiye’nin açık olması, Ankara’nın Washington tarafından serbest bırakıldığını gösteriyor. Peki, gerektiğinde çok sert çıkışlar yapan Washington’un Ankara’ya bu toleransı ne anlama geliyor? Bu yaklaşımın arkasında başka sebepler mi var?

Geçtiğimiz haftalarda gündeme garip bir teklif geldi. “Bir Taşla İki Kuş” başlığıyla verilen bu teklif, NATO bünyesinde bulunan ülkelerin elindeki Rus yapımı askeri mühimmatları Ukrayna’ya vermeleri hakkındaydı. NATO ülkelerinden, Polonya’da Rus MiG-29 savaş uçakları, Slovakya’da S-300 hava savunma sistemi bulunuyor. Yunanistan, Girit Adasında depolarda sakladığı S-300’lerini göndereceğini fakat Rus yapımı Tor-M1 ya da 9K33 füzelerini göndermeyeceğini söyledi. Böyle bir haber basına sızdırılmışsa bunun arkasının gelmesi lazımdı ki; devamı şu soru ile geldi: “Türkiye elindeki S-400’leri Ukrayna’ya gönderebilir mi?”

Olayların perde arkasında şu teori var: Türkiye S-400’leri Ukrayna’ya verecek ve böylece “belki” Amerika ile arayı düzeltip, çıkarıldığı F-35 programına geri kabul edilecek. Sonuç olarak, Türkiye, Washington’un yaptırımlarından kurtulacak ve bir taşta birkaç kuş vurulacak. Muhtemelen bunun akabinde 70 adet F-16 alımı ve 80 adet F-16’nın modernizasyonu teklifi senatoda hızla onaylanacak. Kim bilir S-400’ler sorunu biterse, belki Obama döneminde satın alamadığı PAC-3 füze savunma sistemini de Sam Amca’dan alabilecek ve hiçbir şey olmamış, Türk-Amerikan dostluğu hiç zedelenmemiş gibi kaldığı yerden devam edilecek!

Önümüzdeki hafta, gündemden haberleri yorumlamak üzere… O zamana kadar umarım hiç tanımadığınız birinden kendiniz adına çok güzel haberler alırsınız. 

Görüşmek üzere, hoşça kalın…