“Geri dönüşümde çocuk, anne ve babasını eğitecek”

Başkan Gençer, “Plastik doğaya zarar vermez. Plastiği insanlar doğaya atar, bırakırlarsa doğa zarar görür. Doğayı kirleten insandır” diyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Plastik, hayatımızın her yerinde. Bindiğimiz uçakta, arabada, üzerimizdeki elbisenin ipliğinde, yemek masamızda, kitaplığımızda, ayakkabımızda, koltuğumuzda, yatağımızda… Yani her an yanımızda. Doğaya zarar veren bu madde niye bu denli yaşamamızda? Neden vazgeçemiyoruz? Çünkü en ucuz ve en az enerji harcayarak şekillendirebileceğimiz madde plastik. Vazgeçemiyorsak bulacağımız çözüm basit: Geri dönüşüm!

Türkiye’de geri dönüşüme dair bilinç ne yazık ki hâlen oluşturulabilmiş değil. Hâlâ denize, yol kenarına fırlatılıp atılmış plastiklerle karşılaşıyoruz, çöplerimizi ayrıştırmadan konteynerlara atıyoruz. Geleceğimizden çalıyoruz. Avrupa’da bu bilinç mevcut. Atığını ayrıştırmayan kişiler ceza üzerine ceza yerken; Türkiye bu dersten de sınıfta kalıyor. Hâl böyle olunca, Avrupa’dan kaynağında ayrıştırılmış plastik atık ihraç ediyoruz. Hammadde sorunu yaşayan Türkiye, geri dönüşümde de dışa bağımlı… Peki bu bilinç nasıl oluşturulacak?

Ege Plastik Sanayicileri Dayanışma Derneği (EGEPLASDER) Başkanı Şener Gençer, üzerine basa basa “Eğitim… Eğitim… Eğitim!” diyor; “Başka çıkar yol yok.”

Türkiye’de bir tane Petrokimya tesisi olduğu için hammadde ihtiyacının yalnızca yüzde 15’inin karşılandığını, yüzde 85’inin ithal alınmak zorunda olduğunu belirten Gençer, “Hem hammaddede dışa bağımlıyız, hem geri dönüşümde. Bu akıl almaz bir şey. Bu tamamen bilinçle oluşturulabilir” diyor.

Geri dönüşüme dair bilincin anaokullarından başlayarak oluşturulması gerektiğinin altını şu sözlerle çiziyor Gençer; “50 yaşındaki insanı eğitemezsiniz, bu alışkanlığı veremezsiniz. Anne baba çocuğu eğitecek bilince sahip değil; çocuklar anne babasını eğitecek” ve şöyle ekliyor; “Bu iş ilgili bakanlıkların sorumluluğunda.”

 

Gençer ile plastik sanayicilerinin yaşadığı sorunları, çözüm önerilerini, geri dönüşümü, bu konuda oluşturulması gereken bilinci konuştuk.

İşte sorularımız ve cevapları…

 

Türkiye’de plastik sanayicilerinin karşı karşıya kaldığı ana sorun nedir?

Bizim plastik sanayimiz de aynı memleketin bulunduğu hal gibi. Dolarla hammadde aldığımız, Türk lirası ile satış yaptığımız için ve hem doların gidişatı ile ilgili hem de hammadde fiyatlarındaki hızlı değişkenliklerden dolayı diğer sektörlerde olduğu gibi plastik sektörü de şu an çok büyük sıkıntıda. Türkiye’de plastik sanayi, üretimde Avrupa’da ikinci sırada, Almaya birinci sırada. Son üç seneden beri de İtalya’yı geçerek bu noktaya geldik. Ancak bizim ürettiğimiz malzemeler, Türkiye’nin genel ihracat mallarıyla aynı durumda. Çok katma değerli mallar üretemediğimizden dolayı kar marjları düşük oluyor. Kaba tabirle aslında, “Avrupa’ya hizmet ediyoruz”. Bu birçok sanayi kolunda plastikte olduğu gibi gidiyor. Ana sorun şu: Türkiye üretim olarak Avrupa’da ikinci tonajlı üretimi yapan ülke olmasına rağmen hammadde temininde sıkıntıları var. Türkiye’de bir tane Petrokimya tesisi var. Ve hammadde ihtiyacının yüzde 15’ini karşılıyor, yüzde 85 ithal almak zorundayız. Dışa bağımlıyız. Sadece Türkiye değil, Avrupa ülkeleri de dışa bağımlı. Ama dışa bağımlılık oranının mümkün olduğu kadar az olması, bunun çok uzun seneler öncesinde planlanması gerekiyordu. Petkim Türkiye’de her zaman para kazandı ama kazançları, devlet tarafından başka yerlere kullanıldı. Halbuki bu kazançların yine petrokimyaya yatırılması gerekirdi. Orada hatalı bir politika var. Bugün yüzde 85 hammadde ithal ediyor olsak da doğru yapılması gereken şey, katma değerli ürünlere geçiş yapılmasıdır. Böyle devam edemeyiz.

 

Peki nasıl bir yol izlenmeli?

Hayatın temeli matematiğe dayalı. Biz sürekli matematikte hata yapıyoruz. Sadece şu anda bizi yönetenler değil, geçmiş senelerdeki birçok iktidar da hata yaptı. Küçük hesaplar peşinde koşarken uzun vadeli programlara tabii uygulamaları kaçırıyoruz. Uzun vadeli program bile yapsak bunların uygulamasında hemen Türk milleti olarak yolumuzu terk ediyoruz. Sonrasında da hiçbir zaman ekonomik sıkıntıdan kurtulamıyoruz.  Bulunduğumuz konum itibariyle yine o avantajı kullanıp yeniden ayağa kalkıyoruz. Rusların matruşkası gibi bir sağa bir sola sallanıp yine ayakta durarak bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Bu da bizim bulunduğumuz konumun avantajı. Türk milleti  iyi eğitilmeye devam etseydi ,  1930’lu 40’lı senelerdeki eğitim sistemimiz devam etseydi –Türk milleti çok pratik ve akıllı bir millet- Japonlardan, Almanlardan da ileri durumda olabilirdik. İnsanların doğru yönlendirilmesi çok önemli. Bu açıdan sıkıntılarımız var ve bunlar hiç ders almadan devam ediyor.

Devlet kurumlarının tamamen hesaplı yaşaması lazım. İktisat yapılması lazım. Bu kadar sıkıntıyı aylardan beri yaşıyoruz. Bundan sonra da yaşayacağımız bariz bir şekilde ortada. Ama hesaplı kitaplı gidişimiz yok bunların bir an önce halledilmesi lazım.  Önce eğitim. Yöneticileri ve vatandaşları eğitmek gerekiyor.

 

“Plastik hayatımızın olmazsa olmazı”

 

Plastik kullanımı niye bu kadar fazla ve plastiğin doğaya verdiği zararın önüne nasıl geçilebilir?

Plastik doğaya zarar vermez. Plastiği insanlar doğaya atarlar bırakırlarsa doğa zarar görür. Doğayı kirleten insandır. Plastik kullanılmalıdır çünkü en ucuz malzemedir. Mobilya, beyaz eşya, otomobil ve birçok sektöründe kullanılıyor ve daha ucuz, daha az enerji ile şekillenebilen başka bir malzeme yok. Bu kadar çok plastik kullanılmasının sebebi işlemesinin ve maliyetinin ucuz olması. Cam çok yüksek enerji ile şekillendirilen bir maddedir. 3 bin derecenin üzerinde eritmek gerekir. 3 bin derecenin üzerinde bir enerji maliyeti var ve yüksek ısıyla doğa da kirletiliyor. Demir çelik… Şu anda dünyada çıkartılan demir cevherinden kat be kat fazlası hurdaya çıkan demirler tekrar 3 bin 3 bin 500 derece sıcaklıkta eritilerek yeniden kullanıma açılıyor yani geri dönüştürülüyor. Demir çeliği ya da camı geri dönüştürmek için çok yüksek enerji harcanıyor ve doğa kirletiliyor. O zaman camı ve demir çeliği geri dönüştürmeyelim. Olabilir mi böyle bir şey? Neden demir çelik ve cam konuşulmuyor da plastik konuşuluyor? Çünkü plastiğin göz önünde hayatımızın içinde olma oranı çok daha yüksek. Plastik hayatımızın olmazsa olmazı. Plastik 180 ila 250 derece arasında eriyip şekil değiştirebiliyor. Enerji ve havanın kirlenmemesi açısından müthiş avantajlı. Petrol ve petrol ürünleri doğayı kirletiyor. Diyelim ki su… Çok ince plastiklerden su şişeleri yaptık ve bir kamyonda 6 ton değil, 16 ton su taşımaya başladık. Plastik, nakliye, yakıt, lastik giderlerini azalttı. Boşalan su şişesini geri dönüşüme attığımızda da olay bitiyor.

 

Plastiğin kaynağında ayrışması neden önemli, Türkiye Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında geri dönüşümde nasıl bir tablo çiziyor?

Türkiye’de güçlü bir geri dönüşüm sanayimiz var. Fakat hepsi yüksek teknolojili geri dönüşüm yapmıyorlar. Ama gene de güçlü bir sektör var. Plastik geri dönüşümü yapan sektörün yurt içinden aldığı tedarik yüzde 15-20’yi geçmiyor. Geri dönüşümde yurt içinden atıkların kaynağından ayrıştırılmasıyla veya belli yerlerde ayrıştırılmasıyla elde edilen geri dönüştürülebilir plastiğin toplam hacmi yüzde 15, o yüzden yüzde 85 ithal ediliyor. Senin evindeki ayrıştırılmış plastik nerede?  Maalesef denizde, yol kenarında.  O yüzden Türkiye’de Alman’ın İsveçli’nin evinde ayrıştırdığı plastiği para verip satın alıyoruz. Denklem gayet basit.

 

“Üniversite-sanayi koordinasyonu kurulmalı”

 

Türkiye’nin Avrupa’dan geri dönüştürülmek üzere hurda plastik alması neden eleştiriliyor? Bu hurda plastiklerin Türkiye’ye katkısı nedir?

Avrupa’da kağıt, cam, metal, plastik, organik kaynağında ayrıştırılıyor. Önce evde sonra apartmanın kapısında… Ve Avrupa’dan biz geri dönüştürülmek üzere hurda plastik alıyoruz. Bunlar Avrupa’da ayrıştırılmış olarak presleniyor, Türkiye’ye geliyor. Hep aynı cins plastik ayrıştırılmış vaziyette.  Plastiğin kaynağında ayrıştırılması o kadar önemli ki… Avrupa bunu kaynağında ayrıştırıyor. Türkiye’de bu oran maalesef çok düşük. “Türkiye’ye gelmesin” deniliyor. “Gelmesin” diye bir şey yok. Türkiye’de 85 milyon insan var ve bu insanların işe ihtiyacı var. Biz bunları insan gücüyle işleyebiliyoruz. Avrupa’da ücretler çok yüksek, Türkiye’de işçilik ücreti ucuz ve bunu yapabiliyoruz. Sonra bunları alıyoruz, dönüştürdüğümüz malzemenin maliyeti orijinal hammaddeden ucuz olduğu için bunları tekrar malzeme haline getiriyoruz. Mesela araba tamponu yapıyoruz. Ve bunu Avrupa’ya ihraç ediyoruz. Alternatif ülkeler bunu daha pahalıya yapıyorsa o zaman biz satışta avantajlı duruma geçiyoruz. Örneğin Bursa’da üretilen bir araba, Çekoslavakya’da üretilen arabadan daha ucuza mal ediliyor.

Avrupa’dan aldığımız geri dönüştürülecek plastik hurdaları bazı basın organlarında “Avrupa’nın çöplüğü olduk” başlıkları ile yer aldı.  Bu plastik hurdalarının tonu, 400 ila 700 euro arasında değişiyor. 700 liraya çöp ithal edilir mi? Ama vatandaş bunu bilmediği için… Öğretilmesi gerekiyor. Bunun için üniversite sanayi koordinasyonu, üniversite tarım koordinasyonu kurulması gerektiğini düşünüyorum.

 

Avrupa neden atık ihraç ediyor?

Avrupa’da çok ciddi teşvikler var. Plastik geri dönüşüm tesisi kurulduğunda ton başına teşvik veriliyor. Bu işte iş gücü çok yüksek olduğu için de uğraşmak istemiyorlar. Türkiye’ye satıp bu işten gelir elde etmek daha kolaylarına geliyor.  Çünkü kimyada çok güçlüler, petrokimyada çok güçlüler. Bugün bakıldığında dünyada gelişmiş ülkelerin aynı zamanda kimya sektöründe dünyanın en önde gelen ülkeleri olmaları tesadüf değil. Bugün dünyanın en büyük kimya ve petrokimya şirketleri hep Alman menşelidir. Bu sektörde dünyada söz sahibi oldukları için atık, onlar için ikincil önemli. Ama biz hem hammaddede dışa bağımlıyız hem geri dönüşümde. Bu akıl almaz bir şey. Bu tamamen bilinçle oluşturulabilir.

Atıklarına çöp ve enerji kaynağı olarak bakan iki millet türü vardır. Türkiye bunların birinci sırasında. O yüzden tonuna 700 euro vererek atık ithal ediyoruz.

 

“Geri dönüştürülmüş plastik sanayiye büyük katkı sağlıyor”

AB Yeşil Mutabakatı ile birlikte önemi daha da artan geri dönüşüm sektörünün gelişmesinin Türkiye ekonomisine katkısı nedir?

İhracatla ilgili ve iç piyasadaki ihtiyaçlarla ilgili petrol üreticisi bir ülke olmadığı için, Petkim de yüzde itibariyle çok düşük hammadde ürettiği için, ikinci kalite dediğimiz geri dönüştürülmüş plastik kullanılması Türkiye sanayiine büyük katkı sağlıyor. Aynı şekilde demir çelikte de metallerde de aynı şey geçerli. 2050 yılında dünyada üretilen plastiklerin en az yüzde 60’ı geri dönüştürülüyor olacak. Belki bu daha da yüksek rakam olabilir, olması da lazım zaten.

 

Geri dönüşüm bilinci nasıl verilebilir?

Bu bilincin anaokullarından başlayarak oluşması gerekiyor. 50 yaşındaki insanı eğitemezsin, bu alışkanlığı veremezsin. Anne baba çocuğu eğitecek bilince sahip değil; çocuklar anne babasını eğitecek. O çocuk büyüdüğünde çocuğunu eğitebilir ama biz çocuğu eğitemeyiz. Bu iş de Milli Eğitim Bakanlığının, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Sağlık Bakanlığının, Sanayi Bakanlığının sorumluluğunda.