Taraflar arasında anlaşma yok, görüşmeler sürüyor

Rusya-Ukrayna savaşında 25’nci gün geride kaldı. Bu sürenin sonunda gelinen aşamada Rusya askerî açıdan hala bir kazanım elde edememiş görünmektedir. Buna karşılık Ukrayna büyük ölçüde yıpratılmış, pek çok yerleşim merkezi harap edilmiş, altyapısı büyük hasar görmüş, aileler dağılmış buna rağmen bütün dünyaya örnek teşkil edecek bir ulusal direniş göstermiştir. Rusya’nın bu hamlesi Ukrayna halkını kenetlediği gibi aynı zamanda batı bloğunu da birbirine yaklaştırmış, NATO’nun önemini arttırmış, karşı cephede safların sıklaşmasına neden olmuştur. Durum böyle devam ederse Rusya’nın bu savaştan galip çıkması olasılığı gün geçtikçe azalmaktadır.

Dış gözlemciler savaşın sonuna yaklaşıldığını, yakın zamanda yapılacak bir anlaşma ile savaşın biteceğini ifade etmektedirler. İngiliz istihbaratına göre Rusya’nın 10-14 gün daha devam edebilecek gücü kalmıştır. Öyle sanıyorum bu değerlendirmeyi yaparken Rusya’nın askeri ve ekonomik gücünü, Rus askerlerin savaşma yeteneğini, Rus halkının bir bölümünün (özellikle toplumu yönlendirebilecek nitelikteki sanatçı, televizyoncu ve gazetecilerin) savaş karşıtı eylemlerini, Ukrayna’nın arkasındaki desteğin artmakta olduğunu ve Ukrayna’nın savunma yeteneğini gözlemlemişlerdir.

Rusya son zamanlarda kendi halkının bir bölümü dahil bütün insanlığın tepkisine neden olan saldırılarını arttırmıştır. Geçtiğimiz hafta bir doğum hastanesini, bu hafta da sivillerin sığındığı bir tiyatro binasını bombalayarak yaşlı, kadın, çocuk gözetmeden insanları katletmiştir. Saldırılarına gerekçe olarak da hastaneyi direnişçilerin kullandığını, tiyatro binasına da Neo-Nazi Azov Tugayının saldırdığını iddia etmektedir. Bu gerekçeler doğruysa birileri Rus ordusunu yanlış hedeflere yönlendirerek Rusya yönetimini zor duruma düşürmek istemektedir. Rusya’nın böyle bir tuzağa düşmesi ihtimali oldukça zayıftır. Bence bu saldırıların faili Rusya’dır ve Rusya’nın asıl maksadı sivil direnişi zayıflatmaktır.

Basından izlediğimiz kadarıyla Ukrayna ordusu oldukça başarılı savunma harekâtı icra etmektedir. Ukrayna halkı askerleri ile koordineli çok etkili bir sivil direniş sergilemektedir. Bunların yanında Ukrayna; ordusunun başarılarını, halkının bütünleşmesini ve Rusya’nın zafiyetlerini bütün dünyaya servis eden enformasyon harekâtını da başarıyla sürdürmektedir.

Bunlarla beraber son zamanlarda diplomatik görüşmeler artmış ve Antalya görüşmesinden sonra her iki taraf da daha ılımlı mesajlar vermeye başlamışlardır. Son olarak taraflar arasında 15 maddelik bir barış planının görüşüldüğünden bahsedilmektedir. Buna göre Rusya; Ukrayna’nın tarafsızlığını ilan etmesini, NATO dışında kalmasını, Rus askeri güçlerinin sınırlarını kabul etmesini, yabancı askeri üslere izin vermemesini, yabancı ülkelerin silahlarına ev sahipliği yapmamasını istemekte, Ukrayna ise; içinde Türkiye’nin de bulunduğu garantör ülke mekanizmasının kurulmasını istemektedir. Taraflar son açıklamalarında “henüz böyle bir anlaşma yok” demişler, ama haberi kısmen doğrular nitelikte açıklamalar yapmışlardır. Özetle diplomatik görüşmelerin başlaması, bazı bilgilerin sızması ve satır aralarında birtakım mesajların verilmesi bir anlaşmaya adım adım yaklaşıldığını göstermektedir.

İki ülke arasında durum böyle gelişirken ABD Başkanı Biden son konuşmasında; bu savaşın uzun ve zorlu bir savaş olabileceğini, savaşı kendilerinin bitireceğini, Putin’in otokrat bir lider olduğunu, savaş suçlusu olduğunu, Putin’e bedel ödeteceklerini, bunun yanında Ukrayna’ya 800 milyon doları güvenlik desteği olmak üzere toplam bir milyar dolar vereceklerini söylemiştir. Bence ABD savaşı mümkün olduğu kadar uzatmak istemekte, Rusya’yı Ukrayna’da olabildiğince meşgul ederek zayıflatmayı amaçlamaktadır. Bunun için de bir taraftan Putin’i aşağılayarak tahrik ve tehdit ederken diğer taraftan Ukrayna’ya rüşvet teklif etmektedir.

Bu aşamada Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun her iki ülke dışişleri bakanları ile temasları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin’le yaptığı telefon görüşmesinde ele alınan konular bir anlaşmaya doğru gidildiğini göstermektedir. Basında yer alan haberlere göre; Putin, Ukrayna’nın tarafsızlığı kabul etmesi ve NATO’ya katılmaması konusunda ısrarcıdır. Putin’in diğer isteklerinin de Donbas ve Kırım’ın statüsü olduğundan söz edilmektedir. Zelensky daha önce de NATO üyeliği konusunda beklentisi olmadığını defalarca ifade etmiştir. NATO’nun da Ukrayna’yı üyeliğe kabul etmesi bu şartlarda mümkün değildir. Bu durumda tarafsızlık kendiliğinden gelişecektir. Donbas ve Kırım bölgeleri de yıllardır Ukrayna’nın kontrolünden çıkmış, geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Bu durumda, başka istekler ortaya çıkmazsa yakın zamanda bir anlaşmaya varılması mümkün görünmektedir. Bunların yanında her iki ülkenin de Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul ettiği ve garantörlüğüne sıcak baktığı görülmektedir. En son haberlere göre batı; Türkiye’nin garantörlüğüne, NATO’yu savaşa sokabileceği gerekçesiyle karşıdır. Gerçekten de henüz istikrara kavuşmamış bir ülkede garantörlük konusu her türlü istismara açıktır ve savaşın yayılmasına neden olabilecek riskler içermektedir.

Bu savaş sona erse bile Rusya ve ABD’nin ülkeye Suriyeli ve Çeçen savaşçılar getirmesi Ukrayna’yı gelecekte zor durumda bırakabilecektir. ABD’nin müdahale ettiği ülkelerde yaşanan tecrübeler; bu paralı savaşçıların girdikleri ülkeden çıkmadıklarını göstermektedir. Kaldı ki savaş bittikten sonra bunları ülkeden çıkarabilecek otorite de olmayacak, Ukrayna halkı bunlarla baş başa kalacaktır. Bunun da uzun yıllar sürecek bir iç çatışmaya zemin hazırlaması muhtemeldir. Böylece Ukrayna’nın ABD ve Rusya’nın istedikleri gibi istikrarsız bir ülke haline getirilmesinin önü açılacaktır. Bu durum garantör ülkeler için de riskli bir ortam yaratacaktır kanaatindeyim. Suriye örneği irdelendiğinde Türkiye’nin ABD’nin peşinde müdahil olmasının sonuçları herkesin malumudur. Benzer durumla Ukrayna’da da karşılaşmamak için garantörlük konusunda azami dikkatin gösterilmesinde yarar vardır.