Bekir Ağırdır İZSİAD’a konuk oldu

İZSİAD’ın çevrimiçi olarak düzenlediği toplantıya katılan Konda Araştırma ve Danışmanlık Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır “Gidişat” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İZSİAD üyelerinin yoğun ilgi gösterdiği çevrimiçi toplantı öncesi bir konuşma yapan İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Küçükkurt, hem küresel hem de ulusal anlamda fazlasıyla hızlı bir gündemden geçtiklerini söyledi. Ukrayna savaşı ile bir de çatışma ortamına girildiğini söyleyen Küçükkurt, “Küresel enflasyon, pandemi etkileri, tedarik zincirlerinin kopuşu sonrası bir de savaş ile karşı karşıyayız. Bu anlamda gidişatı yorumlamak adına Sayın Ağırdır’ı konuk etmek istedik” diye konuştu.

Gidişatı doğru yorumlamanın her anlamda pozisyon almak konusunda avantaj sağladığına dikkat çeken Küçükkurt, “Bu noktada gündemi takip etmek eskisinden daha önemli. Hem siyasal hem de ekonomik anlamda gündemi etkili ve doğru tahlil etmemiz gerekiyor” diye konuştu.

 

“Küresel bölüşüm ve egemenlik mücadelesi sürüyor”

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, hem Türkiye olarak hem de küresel anlamda çok boyutlu, çok krizli bir dönem yaşadıklarını belirterek, “Doğru yorumlama için daha makro bakışa ihtiyacımız var” dedi.

Ukrayna-Rusya savaşından yola çıkarak küresel bir bakış sunan Bekir Ağırdır, “Putin üzerinden yapılan tahlillere katılmıyorum. Kişiler üzerinden bakmak yerine meseleler üzerinden konuşmak daha doğru” dedi.

11 Eylül saldırısı, Irak savaşı, 2008 krizi ile küresel anlamda başka bir mücadelenin sahada olduğunu söyleyen Ağırdır, “Bu hikaye başka yere akıyor. Dünyada yine egemenlik kavgası var. Rusya, Çin gibi ülkeler siyasi egemenlik alanını büyütmek istiyor. Batı ise buna karşı ne yapacağını tam olarak kestiremiyor” dedi.

2020 yılında Dünyada tam 220 noktada savaş olduğunu söyleyen Ağırdır, “2021 istatistiği daha açıklanmadı. Dünya sürekli bir çatışma halinde. Bu çatışmaların hepsi bu egemenlik mücadelesinin hikayesi. Suriye, Libya, Ukrayna’da bu güçlerin tepişmesine sahne oluyoruz olan ise halklara oluyor. Küresel barışı kovalayan bir lider de maalesef yok” diye konuştu.

Küresel anlamda dünya ekonomisinin ağırlığının Asya’ya kaymış vaziyette olduğunu ve bu sürecin böyle devam edeceğinin öngörüldüğünü söyleyen Ağırdır, “Afrika’daki bütün ülkeler Çin’in ekonomik egemenliğine girmiş durumunda. Ekonomik olarak da bölüşüm kavgası sürüyor dünyada. Kültürel bölünme de mevcut, Müslüman coğrafya ile batı, yani Doğu ile Batı arasında da kültürel gerilim bulunuyor. Bir yanda Taliban, İŞİD, öbür yanda yükselen Nazizim” dedi.

Türkiye’nin küresel anlamda bu 3 gerilimin, bölüşüm kavgasının hem sahnesi hem de öznesi olduğuna dikkat çeken Ağırdır, “Türkiye problemi diye konuştuğumuz her şey küresel, küresel problemin bir çoğu Türkiye’nin de problemi” dedi.

 

“Üç Türkiye var”

Türkiye’nin kendine özgü problemlerinin de bulunduğunu vurgulayan Ağırdır, “Sosyolojik ve siyasi olarak 3 Türkiye var. Kıyılar var, orta Anadolu Karadeniz var, Doğu Güneydoğu var. Kıyılar sosyal demokrat, seküler, eğitimli, görece devletin desteğinden çok düzenlemesine ihtiyaç duyan kesim, içeriler muhafazakar, devletin ekonomik desteğini muhtaç, Doğu ise kimlik kaygısı ile öne çıkan ancak ekonomik hiçbir aktörü kalmamış bir coğrafya. Küresel gerilimlerin gölgesinde bu 3 katmanı aynı pencereden baktırmak mecburiyetindeyiz” diye konuştu.

Türkiye’nin ekonomik durumunu anlatırken rakamsal veriler paylaşan Ağırdır, “Geçen ay geliri giderinden eksik olmuş hane sayısı yüzde 40. 17 yılın zirvesi bu. Üstelik hanelerin yarısı borçlu. Daha da vahim şu, hanelerin borcu, hane gelirinin 22 katı. Türkiye’deki hanelerin yarısı borcunu ödeyebilir değil. Gelir dağılımı adaletsizliğinin hem Türkiye’de hem dünyada kalıcılaştığı bir dönem yaşıyoruz. Asıl gerilim hattını bu oluşturuyor. Türkiye’nin önüne yeni bir hikaye konulması gerekiyor” dedi.

 

“Türkiye’de sınıfsal gerilim artıyor”

Bu ekonomik durum nedeniyle Türkiye toplumunun siyasetten umudunu kestiğini, farklı bir gerilim alanının büyüdüğüne dikkat çeken Ağırdır, “10 yıldır kültürler arasında kutuplaşma artarken, bizde batıdan farklı olarak sınıfsal ayrışma da başladı. Bu kültürel kutuplaşma son dönemde bir miktar gevşerken yoksulluk adaletsizlik meselesiyle de sınıfsal çelişki yükselmeye başladı” dedi.

Kültürel olarak ayrıştığı, siyasi olarak rakip gördüğü komşusuna selam bile vermeyen kesim pandemi ile beraber ilk defa gördü ki bu komşuları ile aynı dertlerden mustaripler, bunu görüyorlar artık. Henüz sokağa yansımasa da bu kültürel kutuplaşma gevşiyor. Şöyle bir benzetme yapabilirim, insanlar araçlarını emniyet şeridine çekti, hangi konvoya takılırsam buradan çıkarıma bakıyor, henüz hangi konvoyu seçeceğine karar verememiş durumda” dedi.

Ayasofya’da alnı secdeye değince huşu içinde göz yaşı döken vatandaşın evine giderken girdiği markette gerçeklikle karşılaşmasının önemli olduğunu vurgulayan Ağırdır, “Bunu o kesim de göz ardı edemiyor artık. Kentsel yoksulluk artıyor, siteden çıktığınız zaman girdiğiniz mahalledeki yoksulluğun neden olduğu, güçlü bir gerilim yükseliyor. Gelir adaletsizliği başka bir sorunu büyütüyor” diye konuştu.

 

“Partiler için ittifak mecburiyet”

Partilerin kitle partisi olmadığını, bu özelliklerini kaybettikleri için ittifak arayışına girdiklerini söyleyen Ağırdır, “2017 den bu yana bu ittifak hali güçlenerek geliyor. Bu partilerin her birisi farklı Türkiye’nin birisine sıkışmış durumda. O yüzden yavaş yavaş partiler birbirine yanaşıyor. Kitle partisi olamıyorsak yan yana duralım diyorlar. İdeal olan bu değil elbette ama eldeki durum da bu, buna çözüm üretiyorlar” dedi.

28 Şubat’ta açıklanan ittifak metnini de değerlendiren Ağırdır, sözlerini şöyle tamamladı:

“Metin hep ideal olanla ilgili. Bir protokolden ziyade anayasa değişikliği geldiğinde nasıl bir tutum takınacağının ifadesi. Günceli yönetmek diye de bir mesele var. Seçilecek Cumhurbaşkanı seçimin ertesinde inanılmaz bir yetkiyle güne başlayacak. S400 krizi, Ukrayna meselesine ne diyecek? O sebeple muhalefet açısından bu seçim Türkiye’nin yeni bir düzen arayışı seçimi olmalıdır. Erdoğan ve X kişisi ayrımı üzerinden bir seçime gitmek Erdoğan’ı hafife almak olur. Girdiği tüm seçimleri kazanmış, devletin tüm mekanizmaları elinde olan, hala partisi birinci olan bir liderden bahsediyoruz. Muhalefet başarılı olmak istiyorsa kişi üzerinden değil bu düzeni değiştirmek üzerine seçim stratejisini kurmalı, isimlerden bağımsız bakmalı. Türkiye olarak yeni bir umudun yeşertilmesi gerekiyor. Bu ülkenin yurttaşları olarak umudu inşa etme işini siyasilere bırakmamamız gerek, biz duygusunu hep beraber inşa etmek zorundayız”