Nükleer tehdit gölgesinde insanlık dramı

İnsanlık, 21. Yüzyılın bilişim teknolojileri ile çok ileri bir uygarlık düzeyine ulaşıldığı sanısı içinde iken, kendini birden bire bir nükleer tehdit gölgesi içinde ve bir ülkenin savaşla yok edilişini TV’lerden seyreder durumda buldu. Bu olguya nereden baksanız bir insanlık dramı olarak gözüküyor. Bilişim teknolojilerinin daha 1990’lı yıllarda yaptığı sıçrama ile bir yandan Doğu Blokunun çöküşü ve diğer yandan yeni tip bir küreselleşme olgusuna şahitlik ediyorduk. Değişen bu yeni koşullarda yenidünya düzeninin çok kutuplu olarak yeniden şekillenmesi kaçınılmaz gözüküyordu. Ancak çok kutuplu Yeni Dünya sürecine giden yolda, yeni kutupların oluşmasının zamana ihtiyaç gösterdi. 20. yüzyılın süper gücü ABD, kendini 21. yüzyılın da süper gücü olma yönünde programlamak istedi. Süper güç olma güdüsü, ne yazık ki, başkalarına boyun eğdirmek için ilkel bir biçimde, kaba kuvvet kullanmayı kendince hak görüyor. Bu nedenle ABD diğer batılı ortaklarıyla birlikte kendine biat eden bir dünya yaratmak istedi. Bu amaçla Irak, Afganistan, Orta Doğu ve kuzey Afrika ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede keyfi savaşlar çıkarttı. Ülkeleri çatışan gruplara böldü. İstikrarsızlaştırdı. Ülkemizde de hem PKK’ya, hem de FETÖ’ye destek verdi. Bu süreçlerde sayısız ülkeyi istikrarsızlaştırırken sayısız insanın kanına girdi ve insanlık suçu işledi. İstikrarsızlaşan bölgelerde yaşanan hayati tehlikeler küresel bir göç dalgası yarattı.

Son 30 yıllık süreçte çok kutuplu dünyanın diğer kutupları belirginleşti. Yeni Kutup başı Çin’in desteğini alan Putin, soğuk savaş döneminin dominant gücü ve Çarlık Rusya hayalleri ile kendine yeni roller biçmeye başladı. Doğal olarak ABD varlığı ve NATO’nun kendi kapısının önüne kadar genişlemesini çok ciddi bir güvenlik tehdidi olarak algılıyor. Ancak bu algı, Ukrayna gibi bir ülkeyi tüm varlıkları ve insanlarıyla birlikte yıkmaya ve yakmaya yönelmeyi asla haklı kılmaz. Kutuplar arası gerilim hattında kalan Ukrayna,  İki süper güç arasındaki güç gösterisinin kurbanı oluyor. Zavallı Ukrayna halkı, Vatan Savunmasında insanlık dramı yaşıyor. Bu dram ne yazık ki uzun süreceğe benziyor.

Atatürk’ün belirttiği gibi, “Vatan savunması bir hak, bunun dışındaki savaş bir cinayettir.” İki ülke arasındaki görüşmeler,  Rusya açısından belirlediği hedeflere varıncaya kadar, zaman kazanmak için kullanılıyor. Esasen Rusya tek başına, ekonomik ve teknolojik açılardan uzun dönemde süper güç olma şansını artık yitirmiş durumda. Ancak geçmişin mirası ve milliyetçi duygularla davranırken, elindeki nükleer gücü karşı tarafta korku yaratmak için kullanmak istiyor. Nükleer güç kullanımı insanlığın yok oluşuna yol açabilecek bir durum. Nükleer başlıkların alarma geçirilmesi bu aczin ve insanlık önünde köşeye sıkışmışlığın bir ifadesidir. Bu son kozuyla Batıyı ve Ukrayna’yı dize getirmek istiyor. Bu silahı günümüzde kim kullanmak isterse, insanlığı yok etme yönünde akıl ve idrakini yitirmiş ve insan olmaktan ve insani değerlere sahip olmaktan çıkmış demektir. Her ne kadar, süper güçlerin politik karar vericileri güç sarhoşu olarak nükleer silah kullanma gibi akıl ve idrak dışı bir çılgınlığı gündeme getirse de, henüz insanlık değerlerini savunan kitlelerin varlığı ve baskısı böylesi bir sonucu önleyeceğine inanmak isterim. Ayrıca küresel süper güç kutuplaşmasının yol açtığı kaba güç kullanımı, uygarlığın önündeki en büyük fay hatları olarak öne çıkıyor. Zira sürecin yarattığı küresel göç dalgası bile, bir bakıma Huntington tezini yanlışlar biçimde kültürlerin tanış olmasına hizmet ediyor. Yeter ki süper güç kutuplaşmasının emperyal güçleri, kültürel farklılıkları kullanmasın.