Türkiye adeta NATO üyesi olduğunu unutmalı

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in, Dünya ve Türkiye Gündemi’nin başında yer alan olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı… Kışlalı, Ukrayna’da başlayan savaş, NATO, ABD ve AB ülkelerinin tavrı, savaşın Türkiye’yi nasıl etkileyeceği, Türkiye’nin izlemesi gereken yol, Ukrayna’nın “Boğazları kapatın” çağrısı, Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye, güvenliği açısından Montrö’ye sadık kalmalıdır” çağrısı, konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

 

GÖZLEM – Rusya’nın Ukrayna’ya girmesi ile ABD-NATO, Ukrayna ve Rusya gelişmelerini nasıl görüyorsunuz?

K – Geçen hafta bu konudaki sorunuza “Kanımca Rusya’nın orada yapmaya yeltenebileceği husus, Ukrayna’nın Rus yanlısı yüzde 90’ı Ruslardan oluşan ve Rusça konuşan doğudaki Donbas bölgesini ele geçirmek olabilir” şeklinde yanıt vermiştim. Şimdi olmakta olan da o. Ukrayna’nın hava üslerini ve hava savunma sistemlerini hedef alması ve Kuzey’den giriş yapması bir karşı saldırının önünü kesmek ve Ukrayna’daki yönetimi dize getirmek için. Güneyden giriş yaptığı ifade edilen iki liman ise Kırım’a bağlantı sağlaması açısından stratejik bir bölge. Operasyonun amacı Donbas’ın Rusya’ya ilhakı ve Ukrayna’ya Rus yanlısı bir yönetim yerleştirmek olarak görünüyor. Ukrayna’yı tamamen işgal etmek ve burada kalıcı olarak kalmak için Rusya’nın yeterli askeri ve kaynağı yok. Amerika durumu kışkırttı. NATO’yu maşa olarak kullanarak yıllardır sürdürdüğü şahin yayılmacı politikalarla Rusya’yı ve şimdi de Çin’i köşeye sıkıştırmak istiyor. Ancak Putin’in “Saldırıyı başlatan biz olmayacağız” açıklamasına karşın, ABD’nin Rusya’nın saldıracağına dair iddiaları da gerçek çıktı. Rusya’nın istediği NATO’nun, iki Almanya’nın birleşmesi döneminde kendilerine söz verildiği şekilde yayılmamasının sağlanmasıydı. Ukrayna burada son noktaydı. Ayrıca Ukrayna, Minsk anlaşması gereği Donbas’ta söz verdiği referandumları yapmıyordu. Şimdi muhtemelen bu bölgedeki referandumlarla Donbass da Kırım gibi Rusya’ya ilhak ettirilecek çünkü bu bölgenin yüzde 90’ı zaten Rus kökenli. Putin ABD’nin restini gördü ve reste restle karşılık verdi. Zaten Kırım sonrası Rusya’ya karşı bazı yaptırımlar yapılıyordu. Hafta içinde ilan edilen yaptırımlar eğer Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkartılmasını da kapsarsa biraz sıkıntı olur. Eğer Putin, asılsız “Farklı milletler değiliz” iddiasıyla tüm Ukrayna’yı ilhak etmeye kalkmazsa senaryonun kötü tarafı bitti demektir. Öte yandan olan ABD’nin yayılmacı politikalarına çanak tutan Ukrayna yönetimine ve dolayısıyla Ukrayna’ya oldu. Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’nin “Kaybımız çok. Çok sayıda zırhlı aracımız e savaş uçağımız imha edildi” şeklindeki panik ifadeleri ve adeta kan bağışı kampanyası yapar gibi yurttaşlarını “Askerlik deneyimi olan herkes ordumuza katılabilir. Herkesi orduya çağırıyorum. Lütfen gelip ordumuza katılın” ifadeleriyle askere çağırması bu ülkenin ne derecede “gerçek” bir devlet olduğunu da maalesef ortaya koydu. Sonuçta Ukrayna’nın NATO’ya girmemesi ve Donbass’ın Rusya’ya ilhakının yolunun açılması açısından Rusya bu fırsattan istediği, arzuladığı sonuçları çıkardı. Bunun ötesinde dünya yeniden soğuk savaş dönemindeki gibi kaygı verici iki kutuplu yapıya ayrıştı. Bir tarafta ABD ve onun maşası NATO eliyle yayılmacı politikalara onay veren Batı dünyası, diğer tarafta Rusya ve onu destekleyen Çin, İran.

 

GÖZLEM – Bu gelişmeler Türkiye’yi nasıl etkiler?

K – Savaş daha fazla yayılmaz da Türkiye içine çekilmezse, şu ana kadar olanların Türkiye’ye etkisi; fiyatları görece artan Rusya’dan ithal ettiğimiz başta buğday olmak üzere tarım ve diğer ithalat ürünleri artı genel olarak enerji fiyatlarına yansıyan artış ile sınırlı kalır. Sonuçta Türkiye buğday ithalatının üçte ikisini Rusya’dan, neredeyse yedide birini de Ukrayna’dan yapıyor. Toplam buğday ithalatımızın dörtte üçü bu iki ülkeden. Sadece Rusya’dan yapılan tarım ürünleri ithalatı 2021 yılında 4,3 milyar dolar oldu. Sıcak gelişmeler sonrası Brent petrolün dünyadaki fiyatı yıl başındaki 77 dolardan gelip 100 doları geçti. Ancak sıkıntı bir süre daha devam ederse hem Ukrayna’da ve Rusya’da iş yapan Türk firmaları, hem bu ülkelerden Türkiye’ye gelen turistler açısından Türkiye ciddi gelir kaybına uğrar. Türkiye’ye 2021 yılında gelen yaklaşık 25 milyon turistin 7 milyonu Rusya ve Ukrayna’dan. Ayrıca iktidarın ayarsız politikaları nedeniyle Türkiye ABD’ye Rusya’ya göre daha yakın durursa, doğalgaz arzı, Türkiye’deki nükleer santral gibi çok ciddi başka sıkıntılar da ortaya çıkar. Türkiye doğalgaz tüketiminin yarıya yakınını Rusya’dan karşılıyor. Bir de tabii döviz kuru ve altın konusu var. Hükümetin kurduğu döviz kuruna ve altına bağlı mevduat sisteminde dolardaki her artış 24 Mart’tan itibaren dönecek hesaplarda Hazine kasasından mevduat sahiplerine ödenecek. Altında daha sistem çalışmıyor ama güvenli liman olarak mevduat ve yatırımların altına dönmesi durumunda hükümetin yastık altı altınları “ekonomiye” kazandırması planı da boşa düşmüş olacak.

 

GÖZLEM – Türkiye bundan sonra nasıl bir yol izlemeli?

K – Türkiye, Rusya ile ABD ve NATO arasında çok dengeli bir yol izlemeli. Adeta “NATO üyesi olduğunu” unutmalı. Uzlaştırıcı, birleştirici olmalı. Hiçbir şekilde bu ülkeye asker göndermeye veya NATO ile beraber ortak bir hareket tarzına girmeye “hevesli” gözükmemeli. Montrö Anlaşmasını gevşetecek isteklere karşı durmalı. Bunun nedeni sadece böyle bir savaşın sonuçlarının kendi başına büyüklüğü ve yıkıcılığı değil, aynı zamanda savaştan en fazla etkilenecek üçüncü ülkelerin başında Türkiye’nin gelecek olmasıdır. Ama buna karşı iktidar nasıl bir mesaj veriyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bana göre Afrika’dan dönüş yolunda gazetecilerle yaptığı sohbette sarfettiği en önemli sözler şunlardı: “NATO artık tavrını belirlemelidir, ne yapacaksa yapmalıdır. Malum, şu ana kadar Ukrayna’ya ciddi manada bir asker gönderme gibi durumla karşı karşıya henüz kalmadık. Herkes sadece laf yapıyor, iş yapan yok.” Ben bu ifadelerden Erdoğan’ın “NATO’nun Ukrayna’ya asker göndermesini istediğini, boş konuşacağına tavrını belirleyip asker göndererek ‘iş’ yapması gerektiğini” düşündüğünü anlıyorum. Erdoğan nerede bir olay olsa asker göndermeye pek “hevesli”. Ama orada canını tehlikeye atacak ve bunun karşılığında Rusya’nın yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacak olanlar daha çok “garibanlar” olacak. NATO tavrını koyacaksa, iş yapacaksa bu sadece asker göndermekle mi olur? NATO ile beraber Ukrayna’ya Türk askeri giderse bunun Türkiye’ye yukarıda bahsettiklerimiz başta ne kadar büyük zararı olacağı ortada değil mi? İki ülke arasında “uzlaşmacılığa” soyunup Rusya’ya karşı NATO’nun asker göndermesini istemek ve bunun “başını” çekmek nasıl bir politika? Eğer çatışmalar daha da büyür ve Rusya Ukrayna’nın tamamına dönük bir hamleye girişirse Türkiye’nin ekonomiden de daha büyük bir krizi olacak demektir.

 

GÖZLEM – Ukrayna Türkiye’den hem askeri, hem siyasi destek istedi, “Boğazları Rus gemilerine kapatın” dedi. Görüşünüz?

K – Montrö Antlaşması Türkiye’nin kırmızı çizgisi olmalıdır. Nokta. Ama Erdoğan eğer daha önce de dediği gibi “Daha iyisi için imkân bulana kadar Montrö’ye bağlılığımızı sürdürüyoruz” çizgisindeyse, bu antlaşmayı değiştirmek için başta Amerika, NATO ve Ukrayna ellerinden geleni yapacaklardır. Bence burada önemli olan Ukrayna’nın değil, ABD ve NATO’nun baskıları olacaktır. Ukrayna peşrev. Eğer kriz büyürse ABD Türkiye’ye Montrö’ye dayanarak Boğazları Ruslara kapatma dayatması bile yapacaktır. Bunun zaten işaretini ABD ordusunun eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı emekli general Ben Hodges verdi. İngiltere merkezli LBC kanalına “Türkiye’nin elinde Rus askeri gemilerine Boğazları kapatmaları için meşru nedenler bulunuyor. Bu konuyu iki hafta önce ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jack Sullivan’a sordum. Anladığım kadarıyla bu konuyu müttefiklerimizle konuşuyorlar” dedi. Buna göre ABD zemin yoklamanın ötesinde bu konuyu Türk yetkililerle konuşuyor. Oysa Türkiye’nin bu beladan kurtulması için en önemli konu Montrö’yü harfiyen uygulamasıdır. Umarım iktidar her zaman başvurduğu “beladan fırsat çıkarma” politikasını burada da uygulamaya sokmaya yeltenmez.

 

GÖZLEM – CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye, güvenliği açısından Montrö’ye sadık kalmalıdır” açıklamasını nasıl yorumluyorsunuz?

K – Doğru buluyorum. Bu zaten Türkiye’nin kırmızı çizgisi olmalı. Ama bunun da ötesinde, Türkiye’nin Montrö hükümlerini ABD’nin istediği gibi yorumlamaması da gerekiyor. Montrö’ye göre Türkiye’nin kendisine yönelik bir savaş tehdidi hissettiğinde Boğazları kapatma yetkisi bulunuyor. ABD’nin istediği de Türkiye’nin bu sözde tehdide dayanarak Montrö kapsamında Boğazları Rus gemilerine kapatması. Böyle bir tehdit yokken bu şekilde bir yönteme başvurmak bizzat böyle bir tehdidi doğurur ki, bu da Türkiye açısından çok yanlış olur. İktidar, ABD’nin isteğine boyun eğip “Montrö gereği Boğazları kapatıyoruz” derse Rusya krizinin sıkıntıları seviye atlar.

 

GÖZLEM – Ukrayna’daki gelişmeler, Dünya’yı ve Dünya ekonomisini nasıl etkileyecek?

K – Kırım ne kadar etkiledi? Bir dönem için enerji, metal ürünleri gibi Rusya’nın görece çok ihraç ettiği ürünlerde fiyatlar artar. Rusya’ya dönük yaptırımlar ticareti biraz daraltır. Ancak Rusya eğer bir maceraya kapılıp da tüm Ukrayna’yı ilhak etmeye kalkmazsa gelecek ay başka konuları konuşuyor olacağız.

 

GÖZLEM – Kocaeli’nde “Ses Kocaeli internet haber sitesinin sahibi” Güngör Arslan’ın ofisinde silahlı saldırıya uğrayıp öldürülmesinin üzerinden bir hafta geçmeden Korkusuz Gazetesi yazarı Memduh Bayraktaroğlu’nun evi gece bir grup tarafından basıldı. Evin kapılarını tekmeleyip, içeri girmek istediler. Bayraktaroğlu, Jandarmayı arayıp saldırganların duyacağı bir sesle durumu anlatmaya başlayınca kaçtılar. Evi saldırıya uğrayan Bayraktaroğlu, sosyal medya hesabından “Öncelikle ülkü ocakları genel başkanına bana operasyon düzenlenmesi emrini veren MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli’den şikayetçiyim. Kanıtım ülkü ocakları genel başkanının tarafıma gönderdiği tehdit mesajıdır” açıklamasını yaptı. Muhalif gazetecilerin can güvenliği sağlanamıyor, “tehdit ve saldırı” altında görev yapıyorlar, ne diyorsunuz?

K – Olayın Devlet Bahçeli ile bağlantısının kanıtı nedir bilemiyorum ancak Ankara’da Kasım ayı sonunda Alpaslan Türkeş’in doğum günü nedeniyle düzenlenen anma etkinliğinin MHP’lilerce basılmasına, Devlet Bahçeli’nin “Bundan sonra Mansur Bey dikkat etsin. Artık kendisinin arkasında bir ülkücü nefes vardır. Her gün de takip edeceğim” diyerek sahip çıkması, uzun dönem “Ülkücüleri sokaktan çekmek” ile suçlanan (!) Bahçeli’nin şimdi bu politikasını rafa kaldırdığının bir göstergesi olmuştu. Bahçeli’nin iktidara olan zoraki desteğinin vicdan muhakemesinin dışa vurumu bu ifadelerindeki ve onun devamındaki saldırganlık politikası ile ortaya çıkıyor. Ama ben bu gidişata da “Dur” diyecek kişinin eninde sonunda kendisi olacağı ümidimi hâlâ koruyorum.