Putin’in şakası yok, blöf yapmıyor, ya biz?

Ukrayna’nın Rus sınırındaki iki bölgede (Luhansk ve Donetsk) ayrılıkçı kuvvetleri örgütleyip onlara bağımsızlık ilanı için talimat vermesi, sonra onları tanıyıp dostluk ve yardım anlaşması imzalaması, ardından “barış gücü” olarak Rus kuvvetlerini göndermesi bilindik bir stratejinin parçası. Simdi de dört bir koldan bu bölge işgal ediliyor, Ukrayna’daki askeri karşılık vermesini önlemek için hava savunma ve saldırı sistemleri çökertiliyor.

Aynı şeyi 2008’de Gürcistan’dan Güney Osetya ve Abhazya’yı kopartırken yapmıştı ve cılız Batı kınaması/yaptırımları dışında kimse bu müdahalede de kılını kıpırdatmamıştı. Yedi yıl sonra 2015’de Ukrayna’dan Kırım’ı kopartırken de şaşırtmadı bizi; yine kuru gürültü dışında Batı’dan dişe dokunur bir karşı müdahale gelmedi. Kabullendik hepimiz Putin’in empoze ettiği yeni statükoyu.

Moldava’nın Trans-Dinyesteri, Baltık Cumhuriyetleri, Kuzey Denizi Güzergahı, Azerbaycan-Ermenistan koridorları, Bosna-Hersek ve Kosova üzerindeki süregiden ve ne yöne evrileceği belirsiz yeni entrikalar da malum. 5600 km’lik sinir paylaştığı Kazakistan’ın da aslında tarihi olarak Rusya’nın bir parçası olduğu, Kazak ulusunun hiçbir zaman o coğrafyada varlık göstermediğini söylemesi de bu düşünce tarzının yansıması.

***

İşin özü, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hazmedemeyen ve bunu açıkça “büyük jeopolitik felaket” olarak tanımlayan, Bati’nin sürüklediği bu sürece gözlerini kapatan Gorbaçov ve Yeltsin’İ “vatana ihanet” ile suçlayan Putin dünyanın en büyük coğrafi alanı (18 milyon Km², yani dünya karasının yüzde 11’i) olan Rusya çevresinde bir güvenlik çemberi oluşturmak, “meşru güvenlik kaygıları”nı gidermek istiyor.

Bunu da “toprak bütünlüğü”, “egemenlik” gibi kavramlara kulak asmadan kaba güçle gerçekleştireceğini aldığı karar ve eylemler ile gösterdi, göstermeye devam edeceğine dair kuşkuya yer bırakmıyor.

Tarihte kendisine örnek aldığı Rus lider, bizim “Deli”, Rusların “Büyük” dediği Petro. Gerisini tahmin edin siz.

Yeni dünya düzeninin taşları henüz yerli yerine oturmadı. Çin ve Rusya kendilerine çizilen figüran bölgesel rolleri kabul etmiyor, güçleri ile doğrudan orantılı esaslı bir yer açılmazsa hakettiklerini düşündükleri konumu kimsenin keyfine bırakmadan söke söke kendilerinin alacağını hepimize haykırıyorlar. Aralarındaki “mantık evliliği” böyle giderse, Batı tarafından “düşman” kategorisinde değerlendirilmeye devam edilirse, çevreleme stratejisi yerini işbirliğine bırakmazsa tahminim “Katolik nikah”a dönüşebilir.

Hatta yeni Soğuk Savaş 22 Şubat itibarıyla başlamış demektir.

***

Gördük ki “Batı”nın (eskiden ABD, NATO, AB, OECD ve Japonya olarak görülürdü) bu iki gücün oldubittilerine, realpolitik hamlelerine verdikleri karşılık çok zayıf ve caydırıcı olmaktan uzak. Belki de güçleri yetmiyor. Esip gürlüyorlar ama sonuç değişmiyor.

Yaptırım dedikleri beş Rus bankasına kısıtlama, üç beş oligarkın varlıklarını dondurma, üç beş ay sonra açılabilecek Kuzey Akım 2 boru hattının sertifikasyonunun askıya alınması, zaten NATO üyesi ve 5inci madde “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” hükümlerinden yararlanacak olan Baltık devletlerine üç beş bin taze kuvvet gönderme gibi Putin’i caydırmaktan uzak önlemler.

Putin, bunları iktidara geldiğinden bu yana görüyor ve püskürtüyor ustaca. Aralık 2021 itibariyle kasasında 630 milyar dolar döviz rezervi vardı. Silah satışı, petrol, doğal gaz, kömür, maden, metal, nükleer satışlarından yüklü ihracat geliri rahatlık veriyor.

Dahası, başı çok sıkışırsa Çin yardıma hazır olduğunu bildirdi en son Vladimir Putin-Xi Jinping Pekin zirvesinde. NATO, AGİT, BM yaptırım ve kınamaları üzerlerinde yazılı kağıt kadar değer taşımıyor Moskova için.

Bu yüzden klasik diplomatik jargonla taraflara itidal, soğukkanlılık çağrısı yapmak, uluslararası hukuka riayet için diplomatik masaya davet etmek ve bu tür dişe diş olmayan yaptırımlar pek anlam taşımıyor. Putin, 16 yasından itibaren KGB tezgahından geçtiği için sağlam istihbarata dayalı kararlar alıyor, uyguluyor. Batı’nın zafiyetini, gücünü iyi biliyor, nereye kadar gidip gitmeyeceğini de.

***

Türkiye, bu krizde, öncekilerde ve bundan sonra patlak vereceklerde tam ateşin merkezinde yer alıyor. Karadeniz’e giriş bizim denetimimizde Montrö sayesinde. Moskova ile aramızda asımetrik bir ilişki var; “kazan-kazan” temelde yürümüyor. Rusya ile ticaret açığımız ağır ve Moskova’nın lehine. Fosil yakıt, gıda, silah alımı ve nükleerde karşılıklı bağımlılık yüksek, Her dört yabancı turistten birisi Rusya (ve Ukrayna’dan) geliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sayısız defalar Moskova, Saint Petersburg ve Soçi kapılarını zorladı ama Putin sadece kendi menfaatlerinin gerektirdiği birkaç kez geldi. Erdoğan’ı kapısında bekletti, bunu resmi Rus televizyonunda naklen yayınlatarak.

Çoğu ziyaretinde Ankara’ya uğramadı bile, İstanbul’da görüştü. Suriye’de, Irak’ta, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Orta Asya’da aynı çizgide ve menfaat frekansında değiliz. Buna rağmen iki liderin ilişkileri diyalog kanallarını açık tutarak yürütebilmesi takdire şayan.

Rusya, yaptığı yanına kar kalan yaklaşımını, Batı’nın “yatıştırma” politikasından da güç alarak, sürdürecektir hem Ukrayna’da hem “arka bahçesi” olarak nitelendirdiği eski Sovyet cumhuriyetleri ve uydusu ülkelerde hem de Ortadoğu, Afrika ve Uzak Doğu’da.

Burada Rusya’nın gerçek ekonomik, askeri ve diplomatik gücünün ötesinde başarılı olmasında Putin’in liderliği kadar, Batı’nın lider eksikliği de rol oynuyor.

Acilen dış politika, güvenlik ve istihbarat yönetimimizin kalite ve kıvraklığını arttırmamız, bölgesel güç olmamızın gerektirdiği güvenirlik ve ağırlığı ortaya koymamız gerekiyor. İçimizdeki, çevremizdeki ayrılıkçı hareketler için de benzeri stratejiler izleyebilir Putin, hatta Bati.

 

 Bu yüzden, Putin’in peşinden sürüklenmeden, Rusya ile ilişkileri gerçekçi bir “kazan-kazan” temele oturtarak, Batı ile bozulmuş dengeyi yeniden ihdas ederek, bölge ülkelerini yeniden güçler dengesi temelinde denkleme katarak, tutarlı ve kararlı şekilde Orta Asya, Kafkaslar, Ortadoğu, Güneydoğu Avrupa’daki iyi tanımlanmış güvenlik ve ekonomik menfaatlerimizi savunmak, ilerletmek zorundayız.

Yoksa Putin’in Rusya’sı hiç beklenmedik şekillerde ve zamanlarda bizi de kalbimizden vurma potansiyeline sahip.