TÜGİS: “Tarım, güçlü kalmanın bir unsuru haline geldi”

İçinde bulunduğumuz yılın belirsizliklerin yoğunluğu, koşulların olumsuzluğu temkinli bir büyüme vaat ettiğini dile getiren TÜGİS Necdet Buzbaş, “Yılın ikinci yarısından itibaren bir hızlanma bekliyoruz. İstismar edilmediği sürece doğa ve bilim kardeşliği kendi çözümünü ortaya koyacak, gıda kıtlığına fırsat tanımayacaktır. Gıda yalnız yiyeceğimiz değil aynı zamanda geleceğimizdir” diyerek 2022 yılının temkinli büyüme yılı olacağını ümit ettiğini belirtti.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

BURCU NOYAN

Aslında en sık konuştuğumuz konuların başında geliyor gıda sektörü. Malum, insanoğlunun en temel ihtiyacı beslenmek. Bu zamana kadar sağlıklı gıdayı konuştuk. Gıda sektörünün büyüme potansiyelini konuştuk. Satır aralarında çok kullandığımız ama bu kadar yakın gelecekte karşımıza çıkacağını düşünmediğimiz bir konu gıda sektörünün gündemine geldi.  Artan gıda fiyatları ve beraberinde küresel ısınmanın getireceği kıtlık sorunu. Gerçekten umutsuz bir noktada mıyız? Atılması gereken adımlar için geç mi kaldık? Gıda sektörü, artan enerji maliyetlerindeki sıkıntıyı nasıl aşacak? Ve daha birçok noktayı sektörün güçlü temsilcisi Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Necdet Buzbaş’la konuştuk.

Ekonomik anlamda zorlu bir süreç içerisinde ilerliyoruz. Daha doğrusu ilerlemeye çalışıyoruz. Önce pandemi arkasından gelen zorlu ekonomik süreç. Ve bu noktada en çok gıdayı, gıda sektörünü ve elbette artan fiyatları konuşuyoruz. Sektörün güçlü bir temsilcisi olarak sizce gıda sektöründe neler oluyor?

Necdet Buzbaş: Günlük konuşmalarımızda sıkça kullandığımız ‘‘Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir’’ deyişi tam da yaşadığımız bugünler için söylenmiş. Türkiye 2022 yılına gerek küresel gerekse ulusal kaynaklı bir dizi belirsizlik koşulları içinde girdi. Omikron varyantı ile salgının bilinmezliklerine yol alırken 2022 yılı için ekonomik öngörülerin, temennilerden öte gerçeklik esaslı tahminlere dayanılarak iyi analiz edilmesi gerekiyor. Öncelikle 2022 yılının bir önceki yıldan gelen olumsuz bir ekonomik sorunlar mirasının şansız sahibi olduğunun altını çizelim.

Gerçekten zorlu bir yıl bizi bekliyor. Ne dersiniz?

Necdet Buzbaş: Evet, yapılan iki araştırma ile bu mirasın halk gözüyle yani tüketici ve CEO’lar yani üretici gözüyle nasıl anlaşıldığına dikkatinizi çekmek isterim. Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinasyonunda akademik bir ekip tarafından yürütülen ‘‘Türkiye Eğilimleri’’ araştırması 2021 yılı sonuçları, halk gözü ile mirasın tortularını şöyle özetliyor:

-Halkın gündemindeki en önemli konular: Sırasıyla; ekonomide yaşanan sorunlar, mülteci varlığı (Suriyeli sığınmacılar) ve koronavirüs salgını.

-Ülke ekonomisindeki en önemli sorunlar: Faizler, enflasyonun yüksekliği ve gıda fiyatlarındaki artış.

Bağımsız denetim şirketi PWC’in araştırma birimi PWC Research tarafından gerçekleştirilen küresel CEO araştırması ise küresel ölçekte siber riskler ve salgını üst sıralara koyarken, Türkiye’deki CEO’ların yüzde 64’ü makroekonomik dalgalanmaları, yüzde 40’ı ise iklim değişikliği faktörlerini üst sıraya taşıyorlar. Görülen o ki; salgın ikinci planda, ekonomik kaygılar ve hayat pahalılığı ön sıralarda…

Peki, sizce ekonomik krizin nedenini sadece salgına mı bağlamalıyız? Hammadde sıkıntısı ve artan enerji maliyeti gibi faktörlerin etkisini yadsıyamayız öyle değil mi?

Necdet Buzbaş: Elbette, nedenleri salgın kaynaklı olsa da, geçen yıldan bu yıla devreden ekonomik gelişmeyi etkileyecek riskleri şöyle özetleyebiliriz; küresel boyuttakiler, emtia, enerji ve navlun. Ulusal boyuttakiler, enflasyon, faiz ve kur. Küresel üçlünün her birindeki krizler ve fiyat artışları yurtiçi gıda ürünleri fiyatlarını da olumsuz etkiledi. Gıda ürünleri üretiminde dışa bağımlı olduğumuz hayvan yemi ve ham bitkisel yağın ithalatımız içindeki payı yüzde 44’ler seviyesindedir. Sadece bu iki kalem ithal girdinin kırmızı et ve kırmızı et ürünleri, beyaz et (kanatlı sektörü), süt ve süt ürünleri, yumurta, pastacılık, çikolata ve yemeklik yağ gibi çok geniş bir ürün portföyüne ve sektöre katılım verdiğini düşünürsek stratejik önemlerini daha iyi kavrarız.

Tarım, güçlü kalmanın bir unsuru haline geldi

Tarımda kendi kendine yeterli bir ülke deyişi sizce tarih mi oluyor?

Necdet Buzbaş: “Tarımda kendi kendine yeterli olma” deyişi birçoğumuzun hafızalarında halen tazeliğini korumakta. Günümüzde olabildiğince çeşitlenmiş tüketici taleplerinin mevcut kapasitelerle karşılaşmasının mümkün olamayacağı dikkate alındığında, bu deyişin stratejik gıda ürünlerinde muhtaç olmamak olarak anlamlandırılmasında yarar var. Güçlü bir devlet olmak için tarım yeterli olmayıp gerekli şarttır. Bir başka deyişle tarım artık güçlü olmanın değil, güçlü kalmanın bir unsuru olmuştur. Küresel üçlünün bu yıla mirası riskler arasındaki navlun konusu iyi yönetilirse ülkemiz için salgının bir hediyesi olarak fırsat sunacağına değinmeden geçemeyeceğim. Navlun, her ne kadar gıda ürünleri fiyatlarını şimdilerde artırıcı yönde baskılar olsa da diğer yandan ihracattaki artışımızı destekleyerek önemli bir fırsat vaat etmektedir.

Peki,  Türk gıda sektörü, ihracat ya da yatırım açısından bir çekim merkezi haline gelebilir mi?

Necdet Buzbaş: Evet, Batılı birçok ülke salgın nedeniyle Çin üzerinden kurguladıkları tedarik stratejilerini gözden geçirmek zorunda kaldılar. İhracatımızdaki artışlar, tedarik rotalarında önemli bir dönüşümün yaşandığına işaret ediyor. Bu süreci iyi yönetir ve sürdürülebilir kılarsak ülkece doğrudan yatırımcılar için çekici hale gelebiliriz. Çin’in 2021 yılında doğrudan yatırımları bir önceki yıla göre yüzde 14.9 artarak 180 milyar dolar olmuş. Bu yatırımlar içindeki yüksek teknoloji sektörüne yapılanlarda yüzde 17.1 artış kaydedilmiş. Çin yönetiminin bu becerisini derinlemesine incelemekte yarar var.

Ama öte yandan yüksek enflasyon konusu var. Sizce bu sorun nasıl aşılacak?

Necdet Buzbaş: 2021 yılının özellikle son üç ayında ağırlaşan kararsız-oynak-muğlak hava kısmen durulsa da bu yıla taşınan en önemli sorun enflasyonun yükselişi olmuştur. Son üç yıldaki TÜFE değerlerine baktığımızda; 2019’da yüzde 11,84, 2020’de yüzde 14,60 ve 2021’de yüzde 36,08. Sanki enflasyon illetini üç yıldır bir köşede unutmuşuz, önemsememiş veya önlemlerimiz yetersiz kalmış. Vatandaşın kazancının enflasyon oranının altında kalması olarak tanımlanan hayat pahalılığı sağlıklı yaşamak için uygun ve yeterli gıdaya ulaşımı engellemiştir. 2021 yılında manşet enflasyonunun yüzde 36.08 olması yanında gıda ürünlerindeki fiyat artışının yüzde 43.80 olması bu tespiti doğrular niteliktedir. Bu durumda vatandaş kısmen tüketim kısıtlamasına gitmekte veya ağırlıkla ucuz olması nedeniyle kayıt dışı, merdiven altı, ürünlere yönelmektedir. Enflasyon bu yıl da ülkemizin en önemli sorunu olmaya devam edecek görüntüde. Öncelikle varlığı ciddiye alınmalı, kök nedenler üzerinde önlemler yoğunlaştırılmalı. İyi niyetli temennilerden bilim esaslı tahminler ile ulaşılabilir hedefler konmalı.

Son dönemde KDV’nin düşürülmesine yönelik çalışmaların yapılacağı konuşuluyor. Sizce bu adım yangını söndürebilir mi?

Necdet Buzbaş: Sizin de belirttiğiniz gibi, basına yansıyan haberlerden, enflasyonu düşürmek hedefli bir önlem olarak katma değer vergisinin düşürülmesi ve temel ihtiyaçlarda sıfırlanması yönünde bir düzenleme hazırlığını öğreniyoruz. Öncelikle Devlet Vergi Gelirleri içinde KDV’ nin yüzde 40’lar civarında bir pay ile önemli yeri olduğunu belirtelim. Devlet gelirleri açısından kolay vazgeçilmez bir kaynak, vazgeçildiği ölçüde bazı hizmetlerden fedakarlık yapmamız gerektiğinin farkında olmalıyız. KDV’nin sadeleştirilmesi, istisnalar, indirimler ve iade süreçlerine ilişkin düzenlemeler sanayiciye nefes aldırır, işletme sermayesine katkıda bulunur ve maliyet enflasyonlarına bir ölçüde azaltıcı etki yapar. Günümüz şartları dikkate alındığında genel bir KDV iyileştirme uygulamasından öte gıda sektörüne öncelik verilmelidir. Gıda ürünleri için devletin yaklaşımı KDV’nin sıfırlanması olmalıdır. Bu sağlanamadığı taktirde, gıda ürünlerinde kategori ayırt etmeden en dipten bir oranda örneğin yüzde 3 tek basamaklı uygulama tercih edilmelidir.

Olası enerji kesintisi gıda güvenliğini riske atar

Yıl sıkıntılı başladı. Bir de geçtiğimiz hafta yaşadığımız sanayide enerji kesintisi var. Bu durum sektörü nasıl etkiledi?

Necdet Buzbaş: Sorun şimdilik çözümlenmiş görünse de, genel de enerjide özelde doğalgazda dışa bağımlı bir ülke olarak yaşanan sürecin gıda sektörü açısından önemine kısaca değinmekte yarar var. Tarım sektörü gıda sanayine hammadde besleyen bir tedarikçi konumundadır. Sağlanan hammaddelerin bitkisel ve hayvansal kaynaklı olmaları üretimlerinin dışarıdan müdahale ile durdurulamayacağı anlamını taşır. Örneğin süt, et, yumurta, hasat zamanı gelen sebze, meyve vb. müdahale edip engelleyemezsiniz ancak uygun şartlarda süreli depolayabilirsiniz. Gıda işleme tesislerine gelen birincil üretime, bir dizi işlem farklı süreçlerde uygulanarak, tüketime hazır ürün haline getirilir. Görüleceği gibi gıda sektörü; tarladan, tüketici sofrasına kadar uzanan bir ekosistem. Olası enerji kesintisinden etkilenen bu ekosistemin bir parçası gıda güvenliğini riske eder, tüketici sağlığını doğrudan etkiler.

Sektör oyuncuları artan maliyetleri fiyatlarına yansıtacaklar mı?

Necdet Buzbaş: Gıda üretici şirketlerin bu durumda artan maliyetleri ürün fiyatlarına tam yansıtmaları mümkün değildir. Başa baş noktasını yakalamış olmak yeterli sayılacak, kâr kaygısı düşünülmeden perakendeye ürün sürmeye gayret edilecektir. Sonuçta cirolarda bir artış gözlemlense de düşük karlılık yatırımları olumsuz etkileyecek, büyüme duraksayacaktır. Nitekim geçen yıl yatırımların çok az olmasına karşın artan şirket el değiştirmeleri ve ortaklıkları bu nedenle dikkat çekiciydi. Geçen yıl gıda sektörü için en başarılı faaliyet alanı ihracatın artışı oldu, 20 milyar dolarlık eşik aşıldı. Bu yıl da ihracat artışının devam edeceğini öngörüyoruz. İhracat taleplerine cevap verecek tevsi yatırımları öne çıkacaktır.

Son bir sorum olacak. Bir yandan maliyetler, bir yandan küresel ısınmanın getirdiği kıtlık riski. Sizce gıdada bazı adımları atmak için geç mi kaldık?

Necdet Buzbaş: Gıda, olmazsa olmaz bir sektör. Gıda sanayi yaptığı ihracat ile dış ticaret fazlası veren bir konumda. Geçen yıl, Kasım ayında yüzde 20.3 artışla 4.66 milyar dolar fazla vermişti. Yenilikçi, katma değeri yüksek ve markalaşmaya yatırım yaparak ürünlerimizi birincil pazarlarda satabilmeliyiz. Şu andaki ihracat birimi değerimizin 1.099 dolar / ton olması ve bir yılda sadece yüzde 2.8 oranında artırılmış olması büyük bir kayıptır. Birincil pazarlardaki yüzde 5-7 lik enflasyon oranlarının bile altında ürün pazarlamamız düşündürücü.Gıda sektörü geçen yılki yüzde 6.5’lik büyümesini bu yıl yüzde 9.5-10 lara taşımayı hedefliyor. Belirsizliklerin yoğunluğu, koşulların olumsuzluğu temkinli bir büyüme vadediyor. Yılın ikinci yarısından itibaren bir hızlanma bekliyoruz. İstismar edilmediği sürece doğa ve bilim kardeşliği kendi çözümünü ortaya koyacak, gıda kıtlığına fırsat tanımayacaktır. ‘‘Gıda yalnız yiyeceğimiz değil’’ aynı zamanda geleceğimizdir’’ diyerek 2022 yılının temkinli büyüme yılı olacağını ümit ediyorum.