Sağlıksız nesillerle toplumsal çöküşe

Ülkemiz derin yoksulluk içinde, akıl ve bilimden yoksun çözüm anlayışı ile sağlıksız nesillerin yetişeceği bir geleceğe doğru sürükleniyor. Zira mevcut yönetim, akıl ve bilimin yol göstericiliği yerine, başta kutsal dini ve her türlü toplumsal değer ve kurumları köklü erozyona uğratan Siyasi İslam cehaletine dayalı donmuş ideolojik kalıplar içinde davranıyor. Bu uygulama insanlarımızı esarete, akıl tutulmasına, derin yoksulluğa ve toplumsal çöküşe sürüklüyor. Toplumda akıl, bilim, başarı, liyakat, uzlaşma, hukuk, adalet, demokrasi, ekonomik verimlilik ve sosyal devlet gibi uygarlık birikimi olan çağdaş değerler yerine, kapalı toplumların cehalete dayalı biat kültürü ve otoriter yöntemleri öne çıkıyor. Bunun doğal sonucu olarak derin ekonomik yoksulluk ve yoksunluk devreye giriyor. Bir avuç yandaş zenginleşirken, toplumları ileri ve yukarı doğru dönüştüren orta sınıf yok olmaya yöneldi. Ekonomide önüne geçilemez derecede hızlanan enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, keyfi uygulamalar ve zamlar nedeniyle derin yoksulluk ve yoksunluk en temel sorun oldu.  Böylece toplumun yoksul ve yoksun kesimi, yaşam haklarının ellerinden alınmış olduğu duygusuna kapıldı.

Eski Türkiye, tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden birisiydi. Bugün samandan mercimeğe her şeyi ithal eden bir Türkiye oldu. Üretim yok, ithalat var.  Bu yüzden ülkemiz 2013’ten beri yoksullaşma sürecine girdi. İthalat üzerinden yabancı ülke üreticileri finanse ediliyor. Eski Türkiye’de nüfusun çok yüksek bir oranı kırsalda kendi etini, sütünü, peynirini ve yiyeceğini kendisi için üretebiliyordu. Yoksul köylü çocuğu bile et, süt, yumurta, meyve ve gıda açısından çok daha sağlıklı besleniyordu. Bu akıllı köylü çocuklarından çok sayıda cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, genel Kurmay başkanı, millet Vekili, bilim insanı ve sanatçı yetişti. Şimdi yüzde 90’ı kentlerde yaşayan Türkiye’de ise yaygın bir kent yoksulları sınıfı yaratıldı. Zira ekonomiyi bilim ve akıl dışı yönetme süreci özellikle son bir kaç yılda hızlandı. Resmi TÜİK verilerinde bile TÜFE ve ÜFE fiyat artışları yüzde 50-90 oranlarına dayandı. Bunların ardından yüzde yüzün katlarına ulaşan zamlar kapıyı çaldı. Alt gelir grupları, işsizler, genç işsizler, öğrenciler, emekliler açlıkla yüzleştiler.

Açlık ve yoksulluk bu kesimlerin kabusu oldu.  Yoksul aileler, çocuklarına eti, sütü, peyniri ve de yumurtayı bile alıp yediremez durumda. Bu durum geleceğimiz olan çocukların yetersiz beslenme nedeniyle öncelikle zihinsel gerilik yaşamasına neden olabilecek düzeye ulaştı. Zira beynin fizyolojik gelişiminde, sinir hücreleri ve ağlarının patlama dönemi olan 9-10 yaşına kadarki çocukluk döneminde beslenme sağlıklı zihinsel gelişme için özel bir önem taşıyor. Ayrıca yaşanan sosyal ortam ve derin yoksulluk duygularının yarattığı psikolojik travmalar zihinsel gelişme için en az beslenme kadar önem taşıyor. Kaldı ki derin kent yoksulluğunun yaratacağı kent suçlarına itilenler yine bu ortamların yoksul aile çocukları olacaklar. Kısacası gelecek ümidimiz olan gençlerimizin çok büyük çoğunluğu, derin yoksulluk ve yoksunluk ortamında, sağlıklı fizyolojik, biyolojik, sosyal ve kültürel gelişme şanslarını yitirerek, çarpık kent ve toplum ortamının çürümüşlüğüne itilmiş olacaklar.

Diğer yandan bugün, “Türkçe öldü, Arapça öğretelim” diyebilen, dilin toplum ve millet olmada; eğitim ve bilimde önemini bilmeyecek kadar cehalet içeren bir yaklaşım itibar görüyor. Bu düşüncedeki kişi Milli Eğitim Bakan yardımcısı oluyor. “Keşke Yunan kazansaydı” diyecek kadar milli bilinçten yoksun cehalet abidesi kişiler el üstünde tutuldu. Üniversiteler iktidar yanlısı siyasetin kuklası ve arpalığı durumuna dönüştürüldü. Nitelikli zeki öğrenciler yerine, çarpık eğitim sistemi içinde cahil bırakılmış gençlere göre eğitim ortam ve sınavları düzenlendi. Oluşan toplumsal çürümüşlük ve çöküntüye sürükleniş, algı yönetimiyle politik çözüm seçeneği olarak toluma sunuluyor. Bütün bu olgular gençlerin gelecek umudumu kaybedip, yurt dışında gelecek aramasına yol açıyor. En azından son 40 yılın en yetenekli gençlerini cezbeden tıp ve bilişim alanında yetişmiş gençlerimiz akın akın yurt dışına göç ediyor. Derin yoksulluk içinde tüm bu gelişmelerin ve toplumsal çöküşün katlanarak hızlanmasına yol açıyor. Aslında çözümü de çok basit. Derin yoksulluğun da cehaletin de çözümü; aklı, bilimi, erdemi ve bilinçli düşünmeyi esas almış olan kadrolara ülke yönetimini teslim etmekten geçiyor. Bu ortamda göstermelik vergi indirimler artık çözüm olmaktan çıkmış bulunuyor.