“Sağlıksız” bir nesil geliyor; acil ve kalıcı tedbirler gerekmiyor mu?

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve “Tane ve gramlarla ölçülerek alınan sebze ve meyveler / bayat ekmek kuyrukları / boş baklavalar / süt ve et ürünleri girmeyen evler döneminin 0 – 18 yaş grupları için ne yapılmalı” sorusunu uzmanlara sordu… İşte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Vatandaşın gündemi hayat pahalılığı ve geçim… Asgari ücrete yapılan zam aynı ay içerisinde yüzde 11.10 olan enflasyon karşısında eridi. Çarşı, pazar ve marketlerde en temel gıda maddeleri (un, yağ, şeker, makarna, bakliyat ürünleri) el yakıyor. Et alacak kadar geliri olmayan dar gelirli tüketici, sebze meyveyi de alamaz oldu. Taze ve nispeten daha ucuz diye tercih edilen semt pazarlarında bile sebzeler gramla satılmaya başlandı. Pazara, manava, markete giden tüketici, özellikle sebzedeki yüksek fiyat artışından yakınıyor. Bazı ürünler taneyle almaya başladı. Sağlıklı beslenemeyen vatandaş, karnını doyurmanın derdine düştü.  Bu da beraberinde beslenme sorununu getirdi. Uzmanlara göre bebek ve çocukların bu yaşlarda yetersiz ve dengesiz beslenme durumunda, fiziksel gelişimin yanı sıra zeka gelişimi ve öğrenme yeteneklerinin de olumsuz yönde etkileniyor.

Domates, salatalık, biber, patlıcan, kabak gibi ürünlerin fiyatı kış sezonu yüksek olan dönemdir. Patlıcanın kilosu 30-35 lira. Salatalığın 25-30 lira, domates 15-20 lira. Bu dönemde genellikle kış sebzeleri tüketilir. Fakat bu yıl olağanüstü fiyat artışları var. Yaz sebzeleri gibi kış sebzeleri olan ıspanak, kereviz, lahana, pırasa, brokoli, karnabahar, havucunda fiyatlar çok yüksek. Pazarda marulun tanesi 10 lira, maydanoz, tere, roka ve dereotunun demedi 2,5 liradan satılıyor. Çünkü maliyetler çok yüksek.

Temel neden maliyet artışları

Bu dönemde kış sebzelerinin dahi fahiş fiyatlardan satılmasının temel nedeni maliyet artışları gösteriliyor. Hafta geçmiyor ki akaryakıt ürünleri benzin ve mazota zam yapılmasın. Bu ürünlere zam yapılması demek, zincirleme her şeye yeni zamlar gelmesi demek. İktidar akaryakıt zamlarını “Avrupa’da en ucuz benzin ve motorin bizde” diye savunuyor. Ne var ki bunu savunanlar herhangi bir AB ülkesi ile Türkiye arasındaki hayat standartlarını karşılaştırmıyor. Misal bizdeki asgari ücret ile bir ayda kaç litre benzin alınabiliyor, Almanya’daki asgari ücretli kaç litre benzin alabiliyor?

KDV düşürüldü

Fiyatları protesto eden vatandaş sokağa dökülmüşken iktidar, cepleri yakan hayat pahalılığına çözüm olarak gıdada KDV’ye düşürmekte buldu. Gıda ürünlerinde yüzde 8 olan KDV, yüzde 1’e düşürüldü. O da ucuzluk getirmedi. Ancak hükümet indirimin faturasını bakkala, manava kesti. Geçmişte de fiyat artışlarının sorumlusu olarak gösterilen esnaf, satmak için aldığı ürünleri yüzde 8 oranında vergisini ödeyerek aldı. Şimdi bu ürünü yüzde 7 indirimli satmak zorunda. Fiyatları indirmeyen esnafa ağır para cezaları yazılmaya başlanması özellikle küçük işletmeleri isyan ettirdi.

İçi boş ürünler…

Esnaf, pandeminin neden olduğu zararı henüz atlatamadan, bu kez de yüksek elektrik ve doğalgaz faturalarıyla karşı karşıya kaldı. İşyerlerinin çoğuna önceki aylara göre 2 ya da 3 kat daha yüksek tutarda fatura geldi. Bazı işyerlerinin elektrik faturaları miktarı aylık cirosunu geçti. Faturasını ödeyemeyen vatandaş sokağa dökülürken esnafta fatura teşhirciliğine başladı. Elektrik ve akaryakıt zamlarını protesto eden vatandaşlar sokağa döküldü. Çarşı pazar fiyatlarını protesto eden kadınlar “tencere, tavayla” sokaklara indi.

Tırmanan hayat pahalılığı dayanılmaz hale gelirken, elektrik fiyatlarına yapılan fahiş zamların ardından batma riski artan esnaf, satış yapmak için kendince çözüm üretiyor. Bulduğu çözümlerden biri, halkın alım gücüne göre üretim yapmak. Boş baklava, boş tost, boş içli köfte derken şimdi de boş gözleme sosyal medyada gündeme oturdu.

Fındıklısı ve cevizlisi başta olmak üzere onlarca çeşidi bulunan baklavanın yeni bir çeşidi daha türedi. İçinde herhangi bir şey bulunmayan sadece şerbetli yufkadan ibaret baklavanın dahi kilosu 19.90’dan satılıyor. “İçi boş tost” sadece ekmekten, “içi boş gözleme” sadece lavaştan, “içi boş köfte” de ise kıyma konulmuyor.

Pazarda gramla satışlar

Bu arada ekonomik krize sıcaklıklarının düşmesi de eklenince pazar tezgahlarındaki fiyatlar büyük oranda yükseldi. Pazar tezgahlarında yer alan etiketlerde meyve ve sebze fiyatları artık kiloyla değil, gramla yazılmaya başlandı. Birçok yerde temel gıda ürünleri artık gram ile satılıyor. İstanbul’da pazarlarda salatalık kilosu 30, biber 20-25, patlıcan 30, kabak 20 liraya satıldığı haberlere konu oldu.

Fiyatlar böyle olunca tezgahlardaki etiketler de değiştirilmeye başlandı. Esnaf etiketlere kilo fiyatını değil, gram fiyatını yazmaya başladı. Birçok sebze 250-400 veya 500 gram fiyatıyla etiketleniyor.

Kırmızı ette düzeltme

Temel gıda ürünlerinde KDV oranının yüzde 8’den 1’e düşürülmesinin, KDV indiriminin tezgahlara yansımasını bekleyen vatandaş kırmızı ete gelen zammı görünce şaşırdı. Ete gelen zammı duyuran İYİ Partili Erhan Usta, “Gıdaların KDV’si yüzde 1’e indirilirken kırmızı etinki yüzde 18’e çıkarıldı. Bu ayıbı düzeltin” paylaşımında bulundu. Usta’nın paylaşımın ardından gece yarısı getirilen düzenleme ile ette KDV yüzde 1’e indirildi.

*******

“SAĞLIKSIZ NESİLLERLE TOPLUMSAL ÇÖKÜŞE”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Ülkemiz derin yoksulluk içinde, akıl ve bilimden yoksun çözüm anlayışı ile sağlıksız nesillerin yetişeceği bir geleceğe doğru sürükleniyor. Zira mevcut yönetim, akıl ve bilimin yol göstericiliği yerine, başta kutsal dini ve her türlü toplumsal değer ve kurumları köklü erozyona uğratan Siyasi İslam cehaletine dayalı donmuş ideolojik kalıplar içinde davranıyor. Bu uygulama insanlarımızı esarete, akıl tutulmasına, derin yoksulluğa ve toplumsal çöküşe sürüklüyor. Toplumda akıl, bilim, başarı, liyakat, uzlaşma, hukuk, adalet, demokrasi, ekonomik verimlilik ve sosyal devlet gibi uygarlık birikimi olan çağdaş değerler yerine, kapalı toplumların cehalete dayalı biat kültürü ve otoriter yöntemleri öne çıkıyor. Bunun doğal sonucu olarak derin ekonomik yoksulluk ve yoksunluk devreye giriyor. Bir avuç yandaş zenginleşirken,  toplumları ileri ve yukarı doğru dönüştüren orta sınıf yok olmaya yöneldi. Ekonomide önüne geçilemez derecede hızlanan enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, keyfi uygulamalar ve zamlar nedeniyle derin yoksulluk ve yoksunluk en temel sorun oldu.  Böylece toplumun yoksul ve yoksun kesimi, yaşam haklarının ellerinden alınmış olduğu duygusuna kapıldı.

Eski Türkiye, tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden birisiydi. Bugün samandan mercimeğe her şeyi ithal eden bir Türkiye oldu. Üretim yok, ithalat var.  Bu yüzden ülkemiz 2013 den beri yoksullaşma sürecine girdi. İthalat üzerinden yabancı ülke üreticileri finanse ediliyor. Eski Türkiye’de nüfusun çok yüksek bir oranı kırsalda kendi etini, sütünü, peynirini ve yiyeceğini kendisi için üretebiliyordu. Yoksul köylü çocuğu bile et, süt, yumurta, meyve ve gıda açısından çok daha sağlıklı besleniyordu. Bu akıllı köylü çocuklarından çok sayıda cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, genel Kurmay başkanı, millet Vekili, bilim insanı ve sanatçı yetişti. Şimdi yüzde 90’ı kentlerde yaşayan Türkiye’de ise yaygın bir kent yoksulları sınıfı yaratıldı. Zira ekonomiyi bilim ve akıl dışı yönetme süreci özellikle son bir kaç yılda hızlandı. Resmi TÜİK verilerinde bile TÜFE ve ÜFE fiyat artışları yüzde 50-90 oranlarına dayandı. Bunların ardından yüzde yüzün katlarına ulaşan zamlar kapıyı çaldı. Alt gelir grupları, işsizler, genç işsizler, öğrenciler, emekliler açlıkla yüzleştiler.

Açlık ve yoksulluk bu kesimlerin kabusu oldu.  Yoksul aileler, çocuklarına eti, sütü, peyniri ve de yumurtayı bile alıp yediremez durumda. Bu durum geleceğimiz olan çocukların yetersiz beslenme nedeniyle öncelikle zihinsel gerilik yaşamasına neden olabilecek düzeye ulaştı. Zira beynin fizyolojik gelişiminde, sinir hücreleri ve ağlarının patlama dönemi olan 9-10 yaşına kadarki çocukluk döneminde beslenme sağlıklı zihinsel gelişme için özel bir önem taşıyor. Ayrıca yaşanan sosyal ortam ve derin yoksulluk duygularının yarattığı psikolojik travmalar zihinsel gelişme için en az beslenme kadar önem taşıyor. Kaldı ki derin kent yoksulluğunun yaratacağı kent suçlarına itilenler yine bu ortamların yoksul aile çocukları olacaklar. Kısacası gelecek ümidimiz olan gençlerimizin çok büyük çoğunluğu, derin yoksulluk ve yoksunluk ortamında, sağlıklı fizyolojik, biyolojik, sosyal ve kültürel gelişme şanslarını yitirerek, çarpık kent ve toplum ortamının çürümüşlüğüne itilmiş olacaklar.

Diğer yandan bugün, “Türkçe öldü, Arapça öğretelim” diyebilen, dilin toplum ve millet olmada; eğitim ve bilimde önemini bilmeyecek kadar cehalet içeren bir yaklaşım itibar görüyor. Bu düşüncedeki kişi Milli Eğitim Bakan yardımcısı oluyor. “Keşke Yunan kazansaydı” diyecek kadar milli bilinçten yoksun cehalet abidesi kişiler el üstünde tutuldu. Üniversiteler iktidar yanlısı siyasetin kuklası ve arpalığı durumuna dönüştürüldü. Nitelikli zeki öğrenciler yerine, çarpık eğitim sistemi içinde cahil bırakılmış gençlere göre eğitim ortam ve sınavları düzenlendi. Oluşan toplumsal çürümüşlük ve çöküntüye sürükleniş, algı yönetimiyle politik çözüm seçeneği olarak toluma sunuluyor. Bütün bu olgular gençlerin gelecek umudumu kaybedip, yurt dışında gelecek aramasına yol açıyor. En azından son 40 yılın en yetenekli gençlerini cezbeden tıp ve bilişim alanında yetişmiş gençlerimiz akın akın yurt dışına göç ediyor. Derin yoksulluk içinde tüm bu gelişmelerin ve toplumsal çöküşün katlanarak hızlanmasına yol açıyor. Aslında çözümü de çok basit. Derin yoksulluğun da cehaletin de çözümü; aklı, bilimi, erdemi ve bilinçli düşünmeyi esas almış olan kadrolara ülke yönetimini teslim etmekten geçiyor. Bu ortamda göstermelik vergi indirimler artık çözüm olmaktan çıkmış bulunuyor.

 

*******

“EKONOMİK KRİZ BESLENMEYİ VE BİRÇOK HAKKI ORTADAN KALDIRIYOR”

Lütfi Çamlı (İzmir Tabip Odası Başkanı)- “Sağlıksız beslenme” yeni bir olay değil. Son dönemlerde çok belirginleşti ama bu ülkede uzun süren ekonomik kriz insanların alım gücünü ciddi ölçüde daralttığı için ne yazık ki fiyatı artan gıda ürünleri nedeniyle sağlıklı ve yeterli beslenmenin olmadığını, bu beslenmede sosyo ekonomik şartlara göre çok ciddi farkların olduğunu, aradaki uçurumun giderek açıldığını görüyoruz. Sağlıklı beslenme en önde gelen 3-4 şarttan biri. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarımız düşünüldüğünde mutlaka yeterli ve dengeli bir beslenmenin hayata geçirilmesi çok önemli. Ama ülkedeki ekonomik kriz bu beslenmenin ötesinde daha birçok hakkı ortadan kaldırıyor.

******

“KUŞAKLARIN BESLENMESİ HER ŞEYDEN ÖNEMLİ”

Dr. Zeki Hozer (Dr.) – Eğer genetik, mikrobik, travmatik ya da çevresel etkenler yüzünden oluşan bir hastalığınız söz konusu değilse, beslenme, egzersiz ve stresten uzak yaşam tüm uzmanların ortak önerileri. Dolayısı ile sadece bireyler için değil toplumların geleceğini inşa edecek kuşakların doğumu takiben iyi beslenmeleri her şeyden önemli.

Beslenme ile ilgili bilim insanları, bu konuya izafeten beslenme piramidinden bahsederler ve beş ana besin grubu olarak da karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekeri sayarlar.

Çocukları ele alırsak günlük 3-4 porsiyon süt ya da süt ürünleri, günde bir, iki porsiyon protein, (100-150 gram et, tavuk, balık ya da hindi eti), en az 3-4 ince dilim ekmek (yaklaşık 70-75gr), günde 1-2 yemek kaşığı yağ tüketmesi için verilen listeler yaşlarına ve aktivitelerine göre 1200-2400 kalori ihtiyacına göre hesaplanmaktadır.

Birleşik Metal İş Sendikası Araştırma Merkezi (Bisam), bu harcamalara yönelik bir araştırma yapmış ve 15-18 yaş arasındaki çocuklarda zorunlu gıda harcamalarının 800 lirayı geçtiğini hesaplamış. Bu kapsama dahil olarak iki çocuklu bir ailenin onlara yönelik eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, ısınma ve eğlence gibi giderlerinin toplamı bir asgari ücretin üzerine çıkmış.

Sağlıklı kuşaklar için devletin birçok sosyal yardım programları var. Bunlara paralel olarak, özellikle ekonomik krizlerde ya da öngörülmeyen olağandışı makroekonomik dalgalanmalara yol açan küresel salgınlarda, çocukların sağlıklı ve ideal beslenmesi için ek finans kaynaklarının oluşturulması, buna yönelik sosyal politikalar tanımlanarak aile bütçesine direkt ek katkıların sağlanılmasının, geleceğimizin sağlıklı nesilleri için bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz.