Kuzenlerimizi “Dünya ‘Onlar gibi’ olmasın” diye öldürdüler; hiç değişmediler!

… Evet, öldürdüler, öldürüyorlar ve de öldürecekler…

Avrupa aydınlanmasından önce, Asya’da Mezopotamya’dan Çin’e, Orta Asya’dan ön Asya’ya, Mısır’a kadar “aydınlanmış uygarlıklar” yaşadı. Amerika’da da “kuzenlerimiz” Kızılderililer, Mayalar, Aztekler, İnkalar, Olmekler, Toltekler…

Ne var ki, “Aydınlanmamış” ve sonra da “aydınlandıkları hâlde” Avrupalılar, her gittikleri yerde, “o medeniyetleri yok etmek için” ellerinden geleni artlarına koymadılar…

Zira, “o medeniyetlerin düşünceleri, öğretileri, hedefleri, sosyal hayatları, inançları kendilerininkilere çok ters düşüyordu” ve “onlar” yaşatılmamalıydı.

Zaten “gözlerini ‘altın’ bürümüştü”; öldürdüler de, öldürdüler… Kuzey Amerika’ya giden “on binlerce ve on binlerce ‘güya denizci, güya asker’  çapulcu / hapishane kaçkını / haydut” ellerinde, “o günlere göre en öldürücü silahlar olan tabanca, tüfek ve makinalı tüfekler ile” önlerine geleni, direneni, sonra “top bile kullanarak” birbirlerini de…

Bu vahşet zamanında yok edilen “Kızılderili düşüncesinden, bugüne çok az bilgi ve mesaj” kaldı…

En meşhuru, bir Kızılderili Şefi olan Seattle’ın 1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce’e yazdığı mektuptur.

Başkan Pierce, “Avrupa’dan gelen ‘beyaz’ göçmenleri yerleştirmek için” Şef Seattle’a bir mektup yazar ve “Kızılderili Bölgesi’nin bir bölümünü satın almak” ister.

Kızılderili Şef’inin, “ABD Başkanı’nın isteğini reddeden” mektubu, “İnsanlık Tarihi’nde ‘İnsan – Doğa ilişkisini’ anlatan ‘bir eşi olmayan’ gerçek bir şaheserdir.

Aslı Seattle’da Squamish Müzesi’nde bulunan mektup, şöyle başlıyor:

“Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığını biliyoruz. Ama biz onun önerisini düşüneceğiz. Çünkü iyi biliyoruz ki eğer topraklarımızı satmazsak, beyaz adam silahlarla gelip onu gene elimizden alabilir. Ama biz bazı şeyleri anlamıyoruz. Gökyüzünü, toprağı, kayaların sıcaklığını, nasıl olur da alıp satabilirsiniz? Bu düşünce bize garip geliyor! Eğer biz havanın tazeliğine ve suların pırıltılarına zaten sahip değilsek, siz onları nasıl satın alabilirsiniz?”

İŞTE 168 YIL SONRA, DÜNYA BUGÜN, “UKRAYNA’NIN ‘BEREKETLİ OVALARINA GÖZ DİKMİŞ OLANLARIN PAYLAŞAMAMASI YÜZÜNDEN” GENE SAVAŞIN EŞİĞİNE GELDİ!..

Başta ABD Başkanı Biden ve Rus Devlet Başkanı Putin olmak üzere, herkes, İnternet’te birkaç ‘TIK’ ile, Şef Seattle’ın mektubunu okumalı!..

++++++

 

ERDEM…    VE POLİTİKA…

 

Gazi’yi iyi anlayınız. İlkelerini yaşama geçiriniz. Bunlarla yetinmeyiniz. Önünüze çıkan ve sizi bu yoldan alıkoymak isteyeceklerle mücadele ediniz. Dost düşman herkes bilmelidir ki, Atatürksüz bir Türkiye olmaz. Olamaz.

                                                                                          Ali Naili Erdem

 

+++++++

 

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?..

Nihat Demirkol

 

++++++++++

Ders: Kızılderili Öğretisi diyor ki…

Bir açık hava görseli olabilir

Ben de sizlere, “Kuzenlerimizin ‘aydınlık düşünce sisteminden’ bir başka buket” sunuyorum… Bin beş yüz yıl öncesinden alacağımız çok dersler var…

Kızılderili öğretisi diyor ki:

“Bir atın susuzluğunu giderdiği yerden su iç;

At hiçbir zaman kötü su içmez.

Kedinin yattığı yerde uyu,

Kurtlu elmayı ye.

Sivrisineklerin yerleştiği mantarları korkusuzca topla.

Köstebeklerin kazdığı yere ağaç dik.

Yılanın ısınmak için durduğu yere ev yap.

Sıcak günlerde kuşların yuva yaptığı yere kuyu kaz.

Horozlarla beraber uyu ve uyan ki tüm gün için en sarı mısırlara ulaşabilesin.

Daha çok yeşillik ye ki, bir hayvandaki gibi güçlü bacaklara ve dayanıklı bir kalbe sahip olabilesin.

Daha çok yüzmeye git ki, dünyada kendini bir balığın kendini denizde hissettiği gibi hissedebilesin.

Daha sık gökyüzüne bak, daha az ayaklara…

Böylece düşüncelerin daha net ve hafif olacaktır.

Konuşmak yerine, daha çok sessiz kal;

Böylelikle ruhun sakinliğe ve huzura erebilecek.”

 

++++++++

 

Sözün Özü…

 

Türk Bayrağı Tüzüğü’nün 21 / P maddesine göre, “Öldüğümde tabutumun üzerine ‘Türk Bayrağı’ örtülebilecektir”; zira “Basın Şeref Kartı” sahibiyim. Onun için şu soruyu sormak hakkımdır; “Kıbrıs’ta Halil Falyalı’nın tabutunun üstüne Türk Bayrağı’nın konulması için KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ‘Değerli bir kardeşimizdi, bu ülkeye yatırımlar yapmıştı’ sözü yeterli midir?”

++++++

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar…