Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Boris Johnson ve “kabilesi”nin elle tutulur yanı kalmadı!

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson ve kumandasındaki kabine, “tel tel” dökülüyor.

İçişleri Bakanı Priti Patel’e bağlı Londra Emniyet Müdürü, teşkilatın ilk kadın CEO’su Dame Cressida Dick, görevinde ve ekibinin yönetiminde yeterli bulunmadığı için “istifa” etmek zorunda kaldı. Priti Patel, kendisinden memnun olduğunu açıklamıştı  ancak Londra Belediye Başkanı, ana muhalefet partisi Labour’lı Sadıq Khan öyle düşünmüyor.

Londra Emniyet Müdürü’ne “hesap sorma” yetkisi olan Khan,  Londra Metropolitan Polis teşkilatının, yerle bir olmuş güvenilirliğini nasıl geri kazanacağı konusunda  Dick’in “yol haritasını” yeterli bulmadığını söyleyince, istifaya giden yolu da  açmış oldu.

Metropolitan Polis Teşkilatı, son 2 yıl içinde, teşkilatın içindeki polislerin bizzat karıştıkları suç unsuru taşıyan olaylarla, alamadıkları önlemlerle, kapatamadıkları dosyalarla oldukça kötü bir karneye sahip.

Son olarak, Charing Cross Polis Merkezinde, tecavüz, istismar, ırkçılık ve uyuşturucunun da içinde bulunduğu 14 ayrı suça adı karışan polis memurlarının gündeme gelmesiyle teşkilatın repütasyonu tamamen yerle bir olmuş vaziyette.

İçerde bunlar olurken, dışarda da bir başka “skandal” yaşandı.

Dışişleri Bakanı Liz Truss, güya arabulucu olarak gittiği Rusya’da, ülkenin Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmeden sonra, Rus Medyası tarafından  “yetersiz, bilgisiz ve etkisiz” olarak tanımlandı.

Özellikle, iki Dışişleri Bakanının ikili görüşmelerinin ardından yaptıkları basın toplantısında, bugüne kadar duyulmamış-görülmemiş bir şekilde, Lavrov: “Toplantı,benim için sağır bir insanla konuşmaya çalışmak gibiydi” deyince,  Truss arkasına bile bakmadan doğru Britanya’ya koştu.

Uçağa binmeden önce BBC Moskova editörünün röportaj talebini geri çevirmeyen Truss, kendisine Lavrov’un sözleri sorulduğunda, “Boris Johnson harika bir Başbakan, pandemi yönetiminde mükemmel bir performans sergiledik…” diyerek söze başlayınca, Lavrov’un ve Rus medyasının ne demek istediği de anlaşılmış oldu. Gerçekten de, BBC muhabirinin bile karşısında “sağır” olmuş, kendisine ezberlettirilenleri papağan gibi söyleyen ve sorulara doğrudan cevap vermeyen, Başbakana olağanüstü “yalakalık” yapan bir figür vardı.

İki Bakan bunları yaşarken, eski Başbakanlardan John Major’un açıklamaları da bir anda medyada şok etkisi yarattı.

Major, İngiltere’deki mevcut hükümetin, Başbakanın ve Bakanların, ülkenin itibarını sarstıklarını, Başbakanlık konutunun ve Boris Johnson’ın bizzat kendisinin, devletin etik kodunu çiğnediğini,bunun apaçık ortada olduğunu söylüyordu. Kendisi de, Johnson gibi, Conservative Partisinden olan Major’ın, medyaya yansıyan bu konuşmasının ardından Boris Johnson’ın ya da Başbakanlık Konutu  Basın Birimi’nin yanıt  vermemesi de ilgi çeken bir başka nokta oldu.

Bir diğer fiyasko da, bundan birkaç hafta önce yaşandı. Devlet müsteşarlarından Nusrat Ghani’yi “Müslüman” olması nedeniyle işten çıkartan Mark Spencer’dan geldi. Şöyle ki; Spencer, bu olay patlak verdiğinde bunun doğru olmadığını söylemişti ama  Ghani’nin iddiaları üzerine “bağımsız denetmen” tarafından soruşturma başlatılmasına da  engel olamamıştı. İşte o  Mark Spencer’ın, Parlamento Sekreterliği  görevinden alınması beklenirken, önceki gün Boris Johnson tarafından terfi ettirilerek, Avam Kamarası Liderliği’ne getirildiği açıklandı.

Başbakanın hata üstüne hata yapması, her geçen gün liyakatsız bir ekiple ülkeyi yönetmeye çalışması, yöneltilen eleştirilere kulak asmaması artık milyonlarca Britanyalının her gün gördüğü bir kabus haline geldi.

Bunlara ilave olarak, Boris Johnson’ın, ülkedeki Covid vakalarında “hızla” düşüş olduğunu, hastanelerin boşalmaya başladığını söyleyerek şubat ayının sonunda pandemiden arta kalan tüm yasakları kaldıracaklarını açıklaması güven endeksi yerle bir olan Başbakana karşı daha da olumsuz etki uyandırdı.

İngiliz parlamentosunda, rakibi ana muhalefet partisi Başkanı Keir Starmer’ın yüzüne karşı, “manipüle” ederek sarf ettiği sözlerden dolayı, kendisine bağlı 5 kurmayının aynı gün içinde istifa etmesinden bir netice çıkaramayan Johnson, hemen akabinde işe aldığı yeni ekibiyle “I will survive/kurtulacağım” şarkısını söyleyerek kameralara poz vermeyi de ihmal etmedi.

Aradan günler geçmesine rağmen, ısrarla Starmer’dan özür dilememesi ve Starmer’ın, aşırı  sağcı bir grubun  saldırısına maruz kalması bile, olur olmaz her şey için özür dilemeyi alışkanlık haline getiren Johnson’ın  da, Başbakanlık Konutunun da özür mesajı yayınlamasına yetmedi.

Sonuç olarak, Birleşik Krallık’ta hükümetin başındaki isim Boris Johnson ve kabinesi, neden oldukları fiyaskolarla her geçen gün daha da dibe batıyorlar.

Her zaman söylediğim gibi, içerikler farklı olsa da, Güzel Ülkem Türkiye’de görüp-duyup-şaşırıp-yakıştıramadıklarımız gibi, Britanya’da da bir hayli görüp-duyup-şaşırdığımız ve yakıştıramadığımız olaylar oluyor. Tüm bunlar sona giden yolun başlangıçı olarak İngiliz siyasi  tarihine gömülmeye yüz tutan bir hükümetin son zamanlarına damga vuruyor.