Yedi koleksiyoner ve sanatçı buluştu

Her koleksiyonerin vazgeçemediği, takip edip eserlerini satın aldığı sanatçılar var. Bu bakış açısı doğrultusunda Ferda Dedeoğlu, ilginç bir sergi düşündü. Tanınmış yedi koleksiyonerden kendi seçtikleri sanatçılarının bir eserini istedi ve galerisinde toplu sergiledi. Böylece sanat hayatımızda yeni bir konsept oluştu.

Teşvikiye’nin zel binalarından 20. yüzyılın başlarında yapılmış Ralli Apartmanı’nın beşinci katında, Y. Mimar Ferda Dedeoğlu’nun, iki yıldır sanat mekânı Ferda Art Platform’da 2 Mart 2022’ye kadar sürecek ilginç bir sergi açıldı. 

Ferda Dedeoğlu, kendi seçtiği yedi koleksiyonerden, kendi koleksiyonlarından birer sanatçı ve eser seçmelerini istedi. Sonra da bu koleksiyonerlerin seçtiği sanatçılardan, sergi için ikişer yeni iş üretmelerini talep etti. Serginin başlığı zaten açıklayıcı, “7 Koleksiyoner ve 7 Sanatçı”. Söz konusu koleksiyonerler ve seçtikleri sanatçılar şunlar:

Banu ve Hakan Çarmıklı: Alican Leblebici

 

Latife ve Ahmet Bayraktar: Esra Karaduman

 

Öner Kocabeyoğlu: Ardan Özmenoğlu

 

Örge ve Şahin Tulga: Deniz Aktaş

 

Melis ve Hakan Börteçene: Eda Şarman

 

Fazlı Özcan: İnci Furni

 

Piraye ve İsak Antika: Artin Demirci

Teşvikiye’nin en tarihi binalarından biri olan Ralli apartmanında soyut resmin öncülerinden Fahrelnissa Zeid yaşadı ve galerilerin bulunmadığı 1945 ve 1946 yıllarında resimlerini buradaki dairesinde sergiledi. Başbakan Adnan Menderes burada yasak aşk yaşadığı Suzan Sözen’le buluştu. Prof. Nermin Abadan Unat, 12 yaşında annesiyle Viyana’dan geldiğinde bu apartmanda yaşadı. İşte “7 koleksiyoner vve sanatçı” sergisi bu ilginç binanın 5. katında açıldı.

 

Tarih meraklıları ve Selanikliler kaçırmasın…

Dr.Zeki Hozer’den yeni kitap: Sabetay Sevi

GÖZLEM yazarı, İzmir’in mümtaz şahsiyetlerinden ve üretken yazarı Dr.Zeki Hozer’in yeni kitabına yazdığım tanıtım yazısını ilişikte sunuyorum. Kitabı, İzmir’de Alsancak Yakın Kitabevinden veya Siyah-Beyaz Yayınları’ndan internetten edinebilirsiniz.

“.. Dr. Zeki Hozer’in “Sabetay Sevi” kitabı, geçmiş karanlık çağlara, Osmanlı Tarihi’ne, Balkan Tarihi’ne, Dinler Tarihi’ne, evrensel Mesih beklentisine, Cumhuriyet Tarihimiz içindeki Sabetayizm sorunsalına uzanan çok yönlü ve çok donanımlı çalışması, bir anlamda da 15 yaşında Selanik’ten Anadolu’ya göç eden Sabri Ağa’nın öyküsüne de gönderme yapmaktadır. Sabri Ağa, Selanikli göçmeni olduğu için, bir Sabetayist midir?

Öyle ise, sakıncalı bir kavme mi mensuptur?

Bu ve buna benzer abes ve komplo teorilerine yakıt taşıyan yaklaşımlar için Sabetay Sevi hakkında objektif bakışlı ve hiçbir radikal rüzgara angaje olmamış araştırmacı yazarlara gereksinimimiz var. İşte Dr. Zeki Hozer bunlardan biri.

Sabetay Sevi ve çağrıştırdığı konularla ilgili Türkçe üç kitap çok önemlidir.

Gershom Scholem – Sabetay Sevi (Mistik Mesih)

Prof. Abraham Galante – Sabatay Sevi ve Sabataycıların Gelenekleri

Cengiz Şişman – Suskunluğun Yükü (Sabatay Sevi ve Osmanlı Türk Dönmelerinin Evrimi).

Şimdi bu üçlüye, Dr. Zeki Hozer’i de katıyoruz.

Çünkü kitabı, basılmadan önce okudum ve altına imzamı attım.

Bu çalışmaların dışında konuyla ilgili yüzlerce yanlı ve bilimsel olmayan politik ajitasyon amaçlı kitaplar bulunmaktadır. Bizim bu gibi konularda tam objektif, sosyal barış yanlısı, komplo teorilerine aldırış etmeyen, tarihi bir savaş alanı olarak değil ders alınması gerekli bir tebliğ olarak algılayan gerçek araştırmacılara gereksinmemiz var.

Dr. Zeki Hozer, akut haline gelmiş bu netameli konuyu, bir cerrah müdahalesi ile aydınlatmaya ve Sabatay Sevi’nin dönemini sosyo-ekonomik, dinsel ve tarihi yönleriyle analiz etmeye çalışmıştır. Ve başarmıştır. (Yaşar Aksoy)

Ali Naili Erdem’den: Yaşadıkça

Türkiye Politika Tarihi’nin efsane isimlerinden, 1927 doğumlu. TBMM’de tam beş kez görev alan, eski Sanayi, Çalışma (iki kez) ve Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem, hatıratını “Yaşadıkça” isimli kitabında kaleme aldı. GÖZLEM SANAT sayfamıza kitabını göndererek ve ‘Sanat ve kültür dünyamızın abide simlerinden değerli kardeşim Yaşar Aksoy’a en içten muhabbetle..” diye imzalayarak armağan etti..

Hayat hikayesinden başlayarak okumaya başladık. Çok faydalandık. Kitapta değerli anekdotlar, bilgiler, fikirler ve görüşler var. Değerli dostumuz, ağabeyimiz, kendini şu sözlerle anlatıyor:

“Ankara Hukuk Fakültesi mezunudur. İzmir Barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapmıştır. Evli olup üç kız evladı ile beş torunu vardır.

1945’ten beri şiir ve makaleler karalamakta olup, sanattan uzak dünyayı boş ve anlamsız bulmaktadır.

1961-1980 arası TBMM’de beş dönem İzmir Milletvekili olarak bulunmuş; Sanayi, Çalışma (2 kere) ve Milli Eğitim Bakanlıkları ile Başbakan Yardımcılığı görevleri yapmıştır.

1980 darbesinden sonra ülkenin değişik il ve ilçelerinde konuşmalar yaparak Demokrasiye, Cumhuriyete, dinimize, Milli Eğitimimize ve Atatürk’e ait düşüncelerini dile getirmektedir.

Türkiye’nin çağdaş, saygın ve zengin bir ülke olması, idealidir.

Uygar ve özgür bir Türkiye’nin var olmasının sevdalısı olarak yaşamaktadır.”

Ali Naili Erdem, kitabının girişinde, 2023 yılında kutlayacağımız Cumhuriyetimizi de şöyle ifade etmekte:

“Cumhuriyet sadece bir rejimin adı değildir. Gelişmişliğe giden yolun nirengi noktası olup bir faziletler demetidir.

Sorunların giderek yoğunlaştığı ve kirlenmenin her gün arttığı bir dünyada rejimlerin tartışması yapılıyor.

Çokça sorunlarla boğuşan toplumumuzda sevgi kaynakları kurutulurken, kaba ve hoyrat ilişkiler Cumhuriyetimizi tahrip etmektedir. Oysa Türkiye’mizin laik Cumhuriyet niteliğini koruyarak devamı, yarınların aydınlığı için gereklidir.

Ancak; barışçıl bir dünyadan uzak, kitle halinde ölümlerin ve ayyuka çıkan açlığın ağlaştığı bir yüzyılda olmanın sıkıntıları devam ediyor. Yerküre, artık üzerinde yaşayanların karınlarını doyuramıyor. Gökyüzüne hücum var. Ay’da ve Mars’ta yaşanacak yeni bir dünya aranıyor.

Yeri doldurulamayacak bir deha. Özgürlük ve bağımsızlık aşkıyla yanıp tutuşan bir lider. Karanlıkları aydınlığa kavuşturan bir Türk sevdalısı, bir yüce Ruh olarak yeni bir devletin ve yeni bir milletin mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Artık dünyada bağımsız bir Türk devleti vardır ve ebediyen var olacaktır.”

Sevgili ağabeyim Ali Naili Erdem’e sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum. (Yaşar Aksoy)

Hocaların hocası Prof. Adnan Gülerman’dan

Adnan Menderes kitabı

Prof.Adnan Gülerman, benim Ege Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden hocam ve aynı zamanda yüksek lisans mezuniyet travayımı yönetmiş, pek sevdiğim bir eğitimcidir. Aslında Yüksek Kimya Mühendisi olarak Halkapınar Şarap Fabrikasında tam mesai yaparak çalışıyor ancak iş yerinden kaçarak Bornova otobüsü ile gittiğim üniversitede ikinci bir mühendislik öğrenim yapıyordum. Attila İlhan’ın yönettiği Demokrat İzmir gazetesinde de sahte isimle sürekli yazarlık gerçekleştiriyordum.. Zor yıllardı.

1975’lerde üniversitede o bölümde çok ünlü hocalarımız vardı. İlerde başbakan yardımcılığı görevine bile gelmiş bu ünlü hocalarımızın yüzünü eğitim hayatımız boyunca görmezdik, sınıfa teksir gönderirler ve dersini siz çalışın derlerdi.

İşletme Ekonomisi hocamız Prof.Adnan Gülerman ile Muhasebe hocamız Dr.Burhan Özfatura, tam tersine derse girerler, teker teker tüm öğrencilerle ilgilenirlerdi. O yüzden bu hocalarımızı unutamam. Üstelik Adnan hoca, pek şık giyinen, hep güler yüzlü ve sıcak bir insandı. CPM ve PERT isimli Modern Planlama Teknikleri ile ilgili mezuniyet tezimi de yönetti. O tezim daha sonra Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından bastırıldı ve tüm devlet işletmelerine dağıtıldı. Geçenlerde kaybettiğimiz DPT’nin o zamanki başkanı Prof.Bilsay Kuruç’u ve daha sonraki yöneticisi hayırla anıyorum..

Geçenlerde hocam Prof.Adnan Gülerman her zamanki nazik ve zarif tutumu ile Yüzleşme Yayınları’ndan basılan ve geliriöğrencilere burs olarak armağan edilen yeni kitabı “Anılarımda Demokrasi Şehidi:Adnan Menderes”i adresime göndererek beni mutlu kıldı.

Prof.Adnan Gülerman kitabı hakkında şunları belirtti:

‘.. Türk milletine mal olmuş eserlerin ve şahsiyetlerin omuzlarında yükselen Türk demokrasi tarihi, ne üzücüdür ki; darbelerin, muhtıraların ve egemenlik haklarını deruhte etmek isteyen karanlık güçlerin izlerini taşımaktadır. Birçok acı hadisenin yaşandığı ve kimi zaman da milli siyasetin silah zoruyla dizayn edildiği Türkiye, çok partili hayatın kazanımlarına rağmen cunta rejiminin muhatabı olmaktan yıllarca kurtulamamıştır. Bu noktada milli iradenin tam ve serbest tecellisini sağlamak; güven, huzur ve istikrar ortamını yeniden tesis etmek gayesiyle 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti (DP), 27 Mayıs 1960 darbesi ile millet iradesini yok sayanlarla yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Memleketin dört yanında millet ile kucakladığı iktidarı, bir günde darbe ile elinden alınan partinin geleceği ise askeri vesayeti yüceltenlerin hazırladığı darağacında son bulmuştur. Konuşmalarında Türk milletinin yüksek vasıflarına mütenasip gayretlerin hayat bulmasına her zaman vurgu yapan DP’nin kurucusu ve dönemin Başbakanı merhum Adnan Menderes’in idamı da Türk demokrasisine kara leke olarak geçmiştir.

Tercih hakkının ortadan kaldırıldığı ve demokratik toplum düzeninin gasp edildiği o yılları bilimsel yaklaşımla ele almak, günümüzde Türkiye’nin geleceğini tehdit  etmek  isteyen girişimlerin önlenmesi açısından önemlidir”.

Hocaların hocası

Dokuz Eylül Üniversitesi’ne uzun yıllar emek veren, binlerce öğrenci ve yüzlerce bilim insanı yetiştirmiş olan Prof. Dr. Adnan Gülerman’ın ‘Anılarımda Demokrasi Şehidi Adnan Menderes isimli bu eseri, sadece Menderes’in içinde bulunduğu şartlara değil aynı zamanda DP döneminde yaşanan hadiselere de ışık tutmaktadır.

Menderes’in siyasete girişinden yönetimdeki hedeflerine 6-7 Eylül olaylarından Yassıada davalarına kadar; içeriği kapsamlı şekilde hazırlanan bu kitap, Gülerman’ın derin bilgisi ve kendine has üslubu ile başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır. Menderes ile tanışmasını da sayfalarına taşıyan yazarın geçerliliğini günümüzde dahi koruyan siyasetin sinir uçlarına yönelik tespitleri ise Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyenlerin dikkatle üzerinde durması gereken değerlendirmeleri taşımaktadır. Tablo, resim ve kaynakları ile özenle hazırlanan bu kitabın yeni çalışmalara ilham kaynağına inanıyoruz. (Yaşar Aksoy)

Kitabın geliri öğrencilere

Adnan Gülerman, öğrencisi D.E.Ü. Rektörü Prof.Nükhet Hotar’a kitabını armağan ederken yaptığı açıklama ile kitabın tüm gelirini burs olarak öğrencilere devretti.

New York Türk Evi’nden müjdeli haber

Türkiye’den çalınan 28 tarihi eser dönüyor

Türkiye, tarihi mirasının izini sürerek dünya çapında yürüttüğü hukuk mücadelesi ile eserleri ülkemize geri getirmeye devam ediyor. Geyik benzeri riton, altın giysi aparatı, ana tanrıça idolü, dağ keçisi heykelciği, kuş idolleri ve Kilia idolü de dahil olmak üzere Anadolu kökenli olduğu tespit edilen eserlerin 2022’nin ilk çeyreğinde Türkiye’ye iade edileceği belirlenmişti. Çalışmalar öyle hızlı ilerlemiş ki yılın ilk aylarında iade gerçekleşiyor.

Türkiye bu konuda başarılı ilerlemekte. New York Başkonsolosu Reyhan Özgür, son 20 yılda 8 binden fazla tarihi eserin Anadolu topraklarına dönüşünün sağladığını belirtti. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmalar sonucu, 16’sı ABD’li milyarder Michael Steinhardt’ın antik sanat eseri koleksiyonunda bulunan ve el konulan 28 tarihi eser de yurda dönüyor.

New York Türkevi’nde düzenlenen törende, tarihi eserler, Türkiye’nin New York Başkonsolosluğunca, ABD İç Güvenlik Bakanlığı ve Manhattan Bölge Savcılığı yetkililerinden teslim alındı. İade edilen eserler arasında Türkiye’de bulunan milattan önce 4’üncü yüzyıla ait döküm geyik başı bulunuyor. Söz konusu eser 1993 yılında Metropolitan Sanat Müzesi’nde sergilenmek üzere kiralanmıştı.

Hatta davada ‘Michael Steinhardt, bu eseri Metropolitan Müzesi’nde sergilemiş, o esnada Türkiye bunu niye fark etmedi, şimdi mi fark ediyor’ gibi bir suçlama da olmuş. Şimdi savcılığın açıklamasında, Michael Steinhardt’ın sanat eseri edinmesine ‘bir ilk olarak’ ömür boyu yasak getirildiği, ünlü koleksiyoncunun bu yasağa uyacağını taahhüt ettiği bilgisi paylaşılıyor.

Bulunan eserler arasında 12 sikke, 6 bin yıllık bir Kilia idolü, neolitik dönemden bir ana tanrıça idolü ve bir Geyik Başı Rhyton’u bulunuyor. Türkiye geçen ay, ülkenin kaçakçılıkla mücadele yetkililerinin çabaları sayesinde 2021 yılında 3480 kültür varlığını geri kazandığını duyurmuştu. Daha birçok tarihi eserin bulunduğu ülkelerdeki diplomatik çabalar ve açılan iade davaları da sürüyor.

New York Başkonsolosu Reyhan Özgür, törende yaptığı konuşmada, Türkiye’den kaçırılan 28 tarihi eserin iade sürecinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yürütülen çalışmalarla başarılı şekilde tamamlandığını, 28 tarihi eserin iadesinin ise Türkiye ve eski uygarlıklara ev sahipliği yapan topraklardaki eserlerin yağmalanması, kaçırılması ve satılmasının cezasız kalmayacağını gösterdiğini söyledi.