Unutturulmak istenen Türkçemiz…

Türkiye Cumhuriyeti adlı Türk devletimiz yüz yıllık bir maziye sahiptir. Osmanlı İmparatorluğunun sona ermesi ile kalan toprakların üzerinde, uzun ve meşakkatli bir çalışma ve harpler sonrasında kurulmuştur.

Kurucumuz, Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’tür. Türk devleti, ebediyete kadar yaşamaya devam edecektir.

Anayasasını açar okursanız dili, Türkçe’dir. Devletimizin kurulduğu ilk yıllarında bu husus büyük bir dikkatle konmuş ve korunmuştur. Ta ki 1950 yılına kadar, hatta biraz daha ilerideki yıllara kadar.

Türkiye’deki iktidar değişimi ile beraber ne yazık ki Arapça ve Farsça kelimeler tekrar dilimize yerleştirilmeye çalışılmıştır. Özellikle dinimiz “Müslümanlığın” kitabının dili olan Arapça kelimeler dilimizde yer almaya başlamıştır.

Bugüne kadar artan tempoda “Türkçe kelimeler ve deyimler hızla dejenere edilmeye, unutturulmaya çalışılmıştır. Halbuki inandığımız dinimizi Türkçe okuyup anlamamızdan daha tabii ne olabilir? İsteyen Arapça okur tabii. Mecburi olamaz ama adeta zorlanmaktadır.

Sokaklarda dolaşırken dükkanların tabelalarında yabancı dillerde marka ve unvanların yer alması dikkatimi çekiyor. Televizyonlara bakınız. Televizyon programlarındaki söyleşilerde özenti olarak özellikle İngilizcenin kullanıldığını, diğer dillere ait isim ve terimlerle duyguların ve düşüncelerin anlatıldığını görüyorum. Bundan büyük üzüntü duymaktayım. Ulusumuzun dili Türkçedir. İfadelerimizde bu dili kullanmalıyız.

Ancak ne yazık ki okullarımızda felsefe, mantık, sosyoloji gibi birçok ders kaldırılmıştır. Türkçe adeta basit bir sınır içindeki kelimelerle konuşulmaktadır. Gençlerle yaşlılar arasındaki dil farklılaşmaktadır. Ülkemizde Suriye mülteci sayısı 6-7 milyonu geçmiştir. Bu ise son yıllarda “Tabela özentilerinin” dillerine Arapçayı da ilave etmiştir. Çarşı pazarlar işgal edilmiştir. Çarşılarda dolaşırken giysileri ve gıdaları alırken markalarda “Türkçe” yok gibidir. Bu iş sona erdirilmelidir.

Evet dünyaca bilinen uluslararası markalar olabilir ancak Türk markalarında yabancı dillerdeki kelimelerin kullanılma alışkanlığı, ürünlerimizin Türk yapımı olarak algılanmasını, markalaşmayı önlemektedir. Dil bir ulusun yaşaması ve gelişmesi için en birinci unsurdur. Uluslar kendi diline sahip olmalıdır. Ticari ve endüstri malların üretiminde yabancı kelimelerin kullanılmasının markalaşmamıza zarar verdiği ortadadır. Bu hususta ipler kopmak üzeredir dikkat edilmelidir. Dil, bir devletin yaşamının en önemli şartıdır.