Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“İnsanlık / Adalet / Adil hakim” üzerine düşünceler ve bir örnek…

Atatürk, 1920’lerde “Cumhuriyeti ve devleti inşa ederlerken demiştir ki; “İnsanlar, huzur ile, vicdan özgürlüğü ile çalışmak gereksinimindedir. Bu ise, toplumu yöneten devlette ve hükümette adaletin kesin şekilde egemen olmasıyla mümkündür. Bunu temin edecek şey, adliyemizdir. Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir, orada hükümet yok demektir.”

İslâmda “adalet” her şeyden üstün tutulmuştur. Kuran – ı Kerim’de “bu konudaki” sureler, Hazreti Muhammed’in hadisleri, Hazreti Ömer’in, Hazreti Ali’nin sözleri, Farabi’den, İbni Sina’dan, Gazali’ye kadar “büyük İslam alimlerinin görüşleri”, İslâm’ın “adalete bakışını ve verdiği ‘vazgeçilemez’ önemi” ortaya koyar.

“Kur’ân’da adalet… ‘Kur’ân-ı Kerîm’e göre adâletin ölçüsü yahut dayanağı’ hakkaniyettir. Hidayete hak sayesinde ulaşılabileceği gibi adâlet de hakka uymakla sağlanır (bk. el-A‘râf 7/159, 181). Hak, objektif bir kavram ve sabit bir kanun ilkesidir. Bir hak konusunda hüküm verilirken, hakkın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi durumunda bu hükmü tanımayan insanlar için ‘işte bunlar zalimlerdir’ (en-Nûr 24/48-51) denilmiştir. Binaenaleyh şahsî menfaat temini, akrabalık, düşmanlık gibi hissî durumlar, taraflardan birinin soylu veya aşağı tabakadan olması, bedenî veya ruhî bakımdan kusurlu bulunması gibi ahlâk kanununu ilgilendirmeyen sebepler bir hakkın ihlâlini, örtbas edilmesini ve sonuç olarak adâlet ilkesinden sapmayı mâzur gösteremez (bk. el-Mâide 5/8; en-Nisâ 4/3; Âl-i İmrân 3/75). Zira, ‘Eğer hak onların keyfî arzularına uysaydı göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların düzeni bozulurdu’ (el-Mü’minûn 23/71). Kur’ân-ı Kerîm’de hak ve adâletin mutlaklığı öylesine vurgulanmıştır ki bizzat Allah’ın âhirette hiçbir haksızlığa mahal verilmeyecek şekilde adâletle hükmedeceği ve onun bu vaadinin kesin (hak) olduğu belirtilmiştir (bk. Yûnus 10/54-55; el-Enbiyâ 21/47; ez-Zümer 39/69).  (İslâm Ansiklopedisi)”

“Adalet” yazımı, bir hukukçu dostumun, avukat Tayfun Akçay’ın gönderdiği bir “yabancı” örnek ile bitireceğim; “Frankfurt’ta ‘adil’ bir hakim vardı” başlığı ile…

… Olay, 1506’da Frankfurt’ta yaşanmış… Bir tüccar 800 lonca kaybeder. Yoldan geçen bir marangoz da tesadüfen bu tüccarın çantasını bulur. Son derece dindar olan marangoz cüzdanı bulduğunu kimseye söylemez ve” bu kadar çok para kaybının fark edilmemesinin mümkün olmadığını ve sahibinin bu parayı arayacağını” düşünür.

800 lonca ne kadardır? O zaman, “40 lonca ile iyi bir at satın alınabilmektedir; 800 lonca yaklaşık 20 at bedeli kadardır.”

Marangoz kiliseye gidişinde, Rahibin, “Frankfurt’a gelen bir tüccarın 800 lonca kaybettiği ve bulanın 100 lonca ile ödüllendirileceği” duyurusunu dinler.

Bunun üzerine marangoz parayı getirir ve Rahibe teslim eder.

Tüccar gelir ve çantayı alır. Ancak marangoza, vadetmiş olduğu 100 loncayı ödemeyi reddeder. Marangoza 5 lonca uzatır. Marangoz tüccara sözünü tutmasını söyler. Açgözlü tüccar, vaat edilen 100 loncayı vermemek için cüzdanında 800 değil 900 lonca olduğunu, Marangozun çantadan para aldığını iddia eder. Rahip itiraz eder, “Marangozu tanıdığını ve onun dürüst bir adam olduğunu, “Asla böyle bir şey yapmayacağını” söyler. Tartışma kızışır. Rahip, tüccarı ve marangozu Frankfurt mahkemesine götürür.

Hakim, önce Tüccara, “İncil’e elini koyarak 900 lonca kaybettiğine dair yemin etmesini” söyler. Tüccar tereddüt etmeden elini İncil’e koyar ve yemin eder. Yargıç, Marangoza “800 lonca bulduğuna yemin etmesini” söyler. Marangoz da elini İncil’e bastırarak yemin eder.

Hakim, “her şeyin gün gibi açık olduğunu” belirterek, kararını açıklar:

“Marangoz 800 lonca buldu ve tüccar 900 lonca kaybetti. Yani Marangozun bulduğu kese Tüccarın değil. Dolayısıyla marangozun bulduğu para, sahibi çıkmadığına göre Marangozun kendisine aittir. Tüccar ise kaybettiği 900 loncasını aramaya devam edebilir.”

Fakir bir Marangozun haklarını reddeden cimri bir Tüccar, “adil” bir yargıç tarafından cezalandırılmış ve bu olay Frankfurt tarihine geçmiştir.

İnsanlığın “adil” hakimlere ihtiyacı vardır ve “adil” hakimler her zaman olacaktır!..

+++++++++

 

ERDEM…  VE POLİTİKA…

İslam ülkeleri gelenekçidir. Bu nedenle de batı tipi modernleşmeyi kopya olarak almışlardır. Bunun tek ayrıcalığı Atatürk’tür. Zaman zaman bizde de bazı kişiler ve çevreler batılı modernleşmeye karşı çıkmışlar ve bunu kökten kopuş olarak algılayıp, İslami bir taassupla yorumlayıp İslam’ı siyasallaştırmışlardır.

Ali Naili Erdem

 

+++++++

 

Sözün Özü…

“Öldüğünüzde ölü olduğunuzu bilmezsiniz. Bu sadece başkaları için zordur. Aynı şey salak olduğunuzda da geçerlidir.” – (Ronald David Laing / İskoç / 20. yüzyılın önde gelen psikiyatri kuramcılarından ve uygulayıcılarından)

++++++

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?..

Nihat Demirkol

Türk Sanat Müziği ile buluşmak!..

Resimde iki can dostum var… İzmir’i “Türk Sanat Müziği ile buluşturmak için” el ele verdiler…

Haftada bir gün (Salı) ve saat 17.30 – 19.30 arası Atlas Otel’de…

Klasik Türk Sanat Müziği severleri genel müdürlüğünü yaptığı otelinde ağırlayan Muzaffer Tagil, piyanosu ile Türk Sanat Müziği ziyafeti veren Nihat Demirkol!..

Salı günü oradaydım… O iki saat bitmesin istedim…

Dede Efendiler, Hacı Arif Beyler, Münir Nurettinler, Mesut Cemiller, Alaaddin Yavaşçalar, Rakım Elkutlular, Fuat Edip Baksılar, Yesari Asımlar, Sadettin Kaynaklar… Besteciler…Güftekarlar… Rast’tan, Hicaz’dan, Kurdî’den, Neva’ya, Ferah Feza’ya kadar “yüzyıllardan bugüne gelen “sihirli bestelerle dolu” ne kadar makam varsa… Nihat Demirkol anlatıyor, öyküleriyle, anılarıyla beraber ve piyanosundan Türk Sanat Müziği’nin nağmeleri dolduruyor, salonu…

İzmir’in tarihi Atlas Oteli’nde iki saat Türk Sanat Müziği ziyafeti… (Tel: 0530 951 63 16 / 0232 504 40 40…)

+++++++

İnternet’ten “esen” rüzgarlar…