Sembolü “Ampul” olan parti, rejimin ampullerini “karartmak” peşinde mi?

Vatandaş soruyor, “Art arda gelen Sezen Aksu, Sedef Kabaş, Semra Zedan olayları “seçimlere ‘korku tüneli’ içinde gidileceğinin işaretleri mi?” GÖZLEM doğrudan “demokratik rejim ile ilgili” gelişmeleri uzmanlara sordu, işte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

AKP iktidarı, hayat pahalılığı, enflasyon, art arda gelen ve sonu gelmeyen zamlar, işçi emeklilerinin feryatları, muhalefetin “giderek artan eleştirileri” karşısında, “tavandan tabana siyasi gerilimi arttırmak” senaryosunu bütün ağırlığı ile ülke gündemine sokmaya çalışıyor.

“Laik bir hukuk devletinde ‘Din faktörünü devreye sokan” bir siyaset stratejisini, ‘günlük taktikler’ ile uygulamanın yanında, sanatçıları, gazetecileri, muhalefet eden TV’leri hedef alarak, yargıyı ve RTÜK’ü devreye sokan AKP iktidarının, Genel Başkan dahil önderlerinin “çok ağır, hakaret dolu sözleri, siyaset zirvelerinin normali hâline getirmesi” ülke insanını “Nereye gidiyoruz” sorusuyla baş başa bırakıyor. İşte “normal siyaset” haline getirilen, “gerilim tablosundan” 3 örnek…

 

Cumhurbaşkanı; “Dilleri koparırız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Büyük Çamlıca Camisi’nde cuma namazını kıldıktan sonra cemaate seslendi ve Sezen Aksu’nun 5 yıl önce yazıp bestelediği ve içinde “Şahane Bir Şey Yaşamak. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözlerinin geçtiği “nedense” bugünlerde birdenbire gündeme getirilen bir şarkı için mihrapta ağır sözler söyledi.

Erdoğan, “Hakaretlerin bini bir para. Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir. Havva validemize kimsenin dili uzanamaz. Onlara da had bildirmek bizim görevimizdir.” dedi.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Milli Beka Hareketi’nin evinin önünde açıklama yaparak “çok ağır şekilde” tehdit ettiği Sezen Aksu hakkında, “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmuştu. Bu suç duyurusunda Sezen Aksu’nun mal varlığına da el konulması talep edilmişti.

 

Adalet Bakanı’ndan mahkemelere talimat…

TELE 1 ekranlarında yayınlanan ve Uğur Dündar’ın sunduğu Demokrasi Arenası programına katılan Sedef Kabaş’ın “bir Çerkes atasözünü söylemesi” üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma açıldı ve tutuklandı.

Ne var ki, “daha mahkemeye çıkmadan” aynı zamanda “Hakimler ve Savcılar Kurulu (HKS) Başkanı da olan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, “Milletimizin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızı hedef alan, edepten nasipsiz, çirkin sözleri lanetliyorum. Haset ve nefretten doğan bu hadsiz ve hukuksuz ifadeler, milletin vicdanında ve adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacaktır” açıklaması yaptı.

 

Tabanda bile tehdit var…

Eskişehir AK Parti Tepebaşı Kadın Kolları yönetim kurulu üyesi Semra Zedan, Eskişehirli bir gazetecinin sosyal medyada “Benim bakış açım” başlığı ile yazdığı tivitin altına, “muhalif gazetecilerin tamamını” kastederek çok çirkin bir paylaşım yaptı.

Tepkiler sonucu daha sonra sildiği paylaşımında Zedan “Biz sizin o bakış açınızı öyle bir açacağız ki. Gece uyku bile uyuyamayacaksınız. Sizi koyun sürüleri sizi…” dedi.

 

******

İSTANBUL BAROSU: “HUKUKA AYKIRIDIR”

İstanbul Barosu, Gazeteci Sedef Kabaş’ın bir televizyon kanalında yaptığı konuşma nedeniyle sulh ceza hakimliğince tutuklanarak cezaevine gönderilmesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada tutuklama kararının hukuka aykırı olduğu belirtilirken ifade özgürlüğüne de vurgu yapıldı.

Açıklamada, “Bir kez daha yasal şartları oluştuğunda başvurulabilecek bir koruma tedbiri olarak öngörülen tutuklama, Anayasamıza, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı uygulamayla adeta bir ön infaz yöntemine dönüştürüldü. Oysa, 2 Mart 2021 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan İnsan Hakları Eylem Planında, çağrıldığında gelecek olan bir kişinin gece yarısı gözaltına alınmayacağının güvencesi verilmişti” denildi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün sosyal medya açıklamasının yargı bağımsızlığı güvencesini zedelediğinin belirtildiği açıklamada, “Henüz Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Sedef Kabaş hakkında karar verilmeden, hakimlerin bütün özlük ve disiplin işlemleri konusunda münhasır yetkili olan Hakimler ve Savcılar Kurulunun da başkanı olan Adalet Bakanı’nın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama Anayasa’da yer alan yargı bağımsızlığı güvencesini zedelemiştir. Hak ve özgürlüklere dair açık Anayasal ve yasal güvencelerin pratikte uygulanamamasının en temel sebebi, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanamamasıdır” ifadeleri kullanıldı.

ADD: “TÜRKİYE CUMHURİYETİ, BİR ORTA ÇAĞ DİN DEVLETİ DEĞİLDİR”

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sezen Aksu’yu hedef alan “O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimiz” sözlerini yazılı açıklama ile eleştirdi.

“Türkiye Cumhuriyeti; Bir orta çağ din devleti değil, laik bir hukuk devletidir” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, “Hukuk Devletleri; anayasa ve yasalarla yönetilir. Hukuk devletlerinde -sıfatı ve görevi ne olursa olsun- hiç kimse; kendini anayasa ve yasaların üstünde göremez, kafasına göre kural koyamaz, hüküm oluşturamaz, ceza kesemez. Kayıtsız şartsız millete ait olan egemenliği, anayasanın koyduğu esaslara göre millet adına kullanan -Cumhurbaşkanlığı dahil- yetkili organların hiçbiri, milletin bir kısmını hukuk dışı ifadelerle tehdit etmemeli, aşağılamamalı, ötekileştirmemeli, hedef göstermemelidir. Aksini düşünmek; hukuk devletini tanımamak, kaynağını Anayasadan almayan devlet yetkisi kullanılmasını meşru görmek olur” denildi.    

Açıklamada, “Dil kopartmak, elleri çapraz kesmek, insan yakmak, kelle vurmak, adam doğramak gibi çağ dışı cezalar; ilk çağ aşiret devletlerinde, Kazıklı Voyvoda Romanya’sında, orta çağ engizisyon Avrupa’sında, Robespierre Fransa’sında ve günümüz Taliban Afganistan’ı veya IŞİD, PKK gibi terör yapılanmaları ya da Prens Selman Suudi Arabistan’ı yöneticilerince konuşulabilir, hattâ uygulanabilir de, ama Laik bir Hukuk Devletinde asla söze konu edilemez, edilmemelidir” sözlerine yer verildi.

Cumhurbaşkanı’nın, milletin bir kısmına yönelik tehditkâr ifadeler kullanmasının, Anayasanın Devlet Başkanı sıfatıyla kendisine verdiği görevle bağdaşmadığının vurgulandığı açıklamada, “Atatürkçü Düşünce Derneği; bir kez daha, Devletimizin tüm yetkililerini Anayasa ve yasalara uymaya, Milli Birliğimizi korumaya, Cumhurbaşkanlığı makamının ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin saygınlığını yüceltecek davranışlar içinde olmaya davet etmeyi görevi saymaktadır” ifadeleri kullanıldı.

******

SEZEN AKSU’YA TEHDİTLER YAĞDIRAN “15 TEMMUZ GAZİLERİ DERNEĞİ BAŞKANI” 500 MİLYON TL’LİK ONLARCA İHALE ALMIŞ…

 

Sanatçı Sezen Aksu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan ve yaptığı açıklamada “kafalarına sıkacağız” ifadelerini kullanan, “15 Temmuz Gazileri Platformu” Başkanı Erol Bulut, çoğunluğu AKP’li belediyeler olmak üzere kamu kurumlarından şimdiye kadar yarım milyar lirayı aşkın 48 ihale aldığı ortaya çıktı.

Çağlayan Adliyesi önündeki basın açıklamasında Sezen Aksu’yu şeytanın yolundan gitmekle itham eden, Müslümanların sinir uçlarının sonuna kadar zorlandığını ve “Sabrımız taştı artık” diyen Erol Bulut, konuşmasının “İçişleri Bakanımızın dediği gibi beyinlerine sıkacağız, kafalarına ve inlerinde hepsini ezeceğiz. Dağda Kandil’i PKK’yı nasıl eziyorsak şu anda onları savunanlara da bunu buradan bir kez daha söylemek istiyorum” ifadelerini kullanmıştı.

500 milyonu aşkın değerde ihale

 

BirGün’de yer alan habere göre, Erol Bulut, özellikle AKP’li belediyelerden aldığı çok sayıda ihale ile biliniyor. Son 4 yılda, büyük bir çoğunluğu AKP’li belediyeler olmak üzere çeşitli kamu kurumlarından aldığı 48 ihalenin toplam bedeli 500 milyon TL’yi aştı. Bulut’un firması Mavi Yeşil son olarak geçen ay Kartal Belediyesi’nden 63 milyon 638 bin TL bedelli bir ihale aldı. Öte yandan Erol Bulut’un oğlu Yunus Emre Bulut’un firması da, yine geçen ay Eyüpsultan Belediyesi’nden 12 milyon 499 bin 156 TL’lik ihale aldı.

“Kafalarına sıkacağız” diyen Erol Bulut, 2018 milletvekili seçimleri için AKP’den İstanbul 3. Bölge’den milletvekili aday adayı olmuştu.

**********

“İKTİDAR YURTTAŞLARA EŞİTLİKÇİ BİR YAKLAŞIMLA DAVRANMALI”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Türkiye’de insan haklarının en büyük güvencesi saydığımız adalet konusunda saygısız yaklaşımlar birbirini izliyor. Özellikle siyasal kesimden gelen adalete güveni sarsan, adaleti etkilemeye yönelik sözler ve kalkışmalar beni derinden üzüyor. Bu ortamda yurttaşların kendilerini güvenlik içinde saymaları ve mutluluk istemeleri bana biraz da güç geliyor. Bu bakımdan üzüntü ile izlediğim tabloda görüyorum ki siyasal iktidarın önünü çektiği yurttaşlara karşı ikilemli yaklaşım, siyasal değerlendirme ve kendi partilerinin doğrultusunda olmayanlara karşı bir nevi yabancı itici ve karalayıcı işlemlere kalkışmaları beni derinden etkilemektedir.

Bu bakımdan bugünün iktidarının kendi siyasal amaçları doğrultusundan biraz sıyrılıp ulusun bütünlüğü ve ülkenin tümlüğü konusundaki hassasiyeti başa alarak yurttaşlara eşitlikçi bir yaklaşımla davranmaları gerektiğini düşünüyorum. Kendilerini ve kendileri için görevli sayan bir anlayıştan sıyrılıp ülkenin her kesimine, yurttaşına aynı içtenlikle yaklaşmaları gerektiğini benimsemelerini bekliyor ve haklı olarak istiyorum.

Seçimler demokrasinin süzgecidir. Seçimler demokrasiyi yaşama geçiren ulusal bir yöntemdir. Bunun değerini bilerek yurttaşların bilinçli oy kullanmaları, partizan görüşlerden uzak durmaları ve yalnız ülkenin değil dünyanın gerçeklerini göz önüne almaları gerekir. Bizde demokratik terbiye, siyasal düzey özlediğimiz biçimde olmadığından seçimlerde her şeyin beklediğimiz ve özlediğimiz gibi gerçekleşeceği umudunu taşımıyorum.  Ama bu umudu taşımamakla birlikte yine de ülkemizde seçimlerin bugünün iktidarını uslandırmasını, yaptıkları kötülüğün karşılığını vermesini, iktidarların da geçmişten ders alarak ulusa çok yararlı olmak için yansız eşitlikçi ve çağdaş tutumlarını bekliyorum.

“TUTUKLANAN KİŞİ KAÇMAK ÜZERE MİYDİ, DELİLLER Mİ YOK EDİLECEKTİ?”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)- Yazılarımda hep siyasette üslup konusuna dikkat çektim, siyasette kullandığımız sözcükler, hakaret aşağılama içeren sözcükler olmamalı. En ağır eleştirileri yapabiliriz ama nezaket kuralları içerisinde. Örnek olarak Bülent Ecevit’i gösteririm. Ecevit eleştiri yaptığı insanlara dahi hep sayın diye hitap ederdi. Onu örnek olarak alırım. Siyasette bir düzeyde kalabilmek için yaptığımız eleştiriler içerik olarak ne kadar ağır olursa dahi üslup olarak buna gitmemek gerekir. Daima nezaket kuralları içerisinde kalması gerekir. Demokratik rejimlerde tartışmaların, bir çeşit centilmenler arası tartışma şeklinde olması gerekir. Bu bakımdan hiç kimse hakkında, o kişinin sıfatı ne olursa olsun hakaret içeren sözler kullanmamak gerekir. Buna dikkat etmek gerekir. Ama öbür taraftan düşünce ifade özgürlüğünü kullanırken daima nezaket kuralları çerçevesinde kalmak gerekir. Sedef Kabaş’ın tutuklanmasına sebep olan sözler bir sövme olarak düşünülebilir. Ceza muhakemesi kanununda tutuklamayı gerektiren nedenler var, bu nedenler 100. maddede sıralanır. Ve bir de katalog suçlar denilen, yani tutuklama nedeni var sayılabilir denilen suçlar yer alır. Bunlar arasında hakaret yoktur. Tutuklama, önemi dolayısıyla kişi özgürlüğünü sınırlayan bir konu olmasından dolayı doğrudan doğruya anayasada hangi hallerde yapılabileceği gösterilmiş olan bir konudur.  Anayasanın 19. maddesinde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak kaçmalarını delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve karanlıkta gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Burada tutuklanan kişi, kaçmak üzere miydi? Kaçma ihtimali var mıydı? Söylediği söz bir televizyon programında geçiyor, kaydedilmiş. Başka delil yok da bu delillerin yok edilmesi durumu mu var? Veya onların değiştirmesi olasılığı mı var? Tutuklama maalesef çok kolayca verilen bir karar. Oysa tutuklama bir tedbirdir. Maalesef Türkiye’de çok uzun süreli gidebiliyor. Tutuklanıyor ve bazen aylarca bazen senelerce tutuklu olarak kalıyor. Bu insan haklarına aykırı, anayasamıza aykırı. Böyle bir şey olmaz. Hakimler çok kolaylıkla tutuklama kararı veriyor. Sedef Kabaş’ın söylediği söz bir suç oluşturuyor mu bunu yargı, mahkeme karara bağlayacak ama bu yargılama tutuksuz da olabilir. Tutuklama bir tedbirdi bu olayda böyle bir tedbire gerek yok. Bu bakımdan doğru değil. Ayrıca Adalet Bakanı Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle soruşturma açılması için izin vermesi gereken bir makam. O izni vermesi, yeterli ama ayrıca bu konuda yargıyı etki altında bırakacak bir söz söylemesi doğru değil. Çünkü anayasanın 138. maddesinde mahkeme önündeki bir davayı etkileyecek herhangi bir söz söyleme görüş açıklama yasaklanmıştır. Buna uymak gerekir.

Sezen Aksu olayında ise Cumhurbaşkanının bir şarkıda hoşuna gitmeyen bir ifade kullanıyor diye o şarkıyı söyleyeninin, besteyi yapanın ya da şarkıyı yazanın dilin koparmaktan söz etmesinin anlaşılır bir yanı yoktur. Cumhurbaşkanının görevleri anayasada yazılıdır. Cumhurbaşkanının “dil koparmaktan” söz etmesi Anayasamıza göre Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğini temsil eden cumhurbaşkanının yapmaması gereken bir şeydir. Cumhurbaşkanının böyle bir söz söylemesi çok yanlıştır.

***

“YAPILAN, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN DA DİNİ AÇIDAN DA YANLIŞ”

Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı)-  Sezen Aksu bir sanatçıdır. Ne söylemişse söylemiş. Yani düşünce ve inanç özgürlüğü açısından söylediği sözler için bu şekilde yargılanması, suçlanması doğru değil. Bu, çağdaş bir anlayış değil, çağdışı bir anlayıştır.  Din adına saldırdıkları için konuyu dini açıdan alırsak Adem ve Havva’nın cahil hatta zalim olduğu Kuran’da yazılıdır. Burada bir nükte, bir incelik var, onu anlamıyorlar. Adem ve Havva, şeytanın tuzağına düştüler, cahil ve bilgisizlik içinde oldukları için ona inandılar. Hatta kuran zalim diyor, zalim oldukları için Allah’ın değil şeytanın sözünü dinleyip ona inandılar. Cennette yaşayacak insanoğlu oradan kovulup yeryüzünde yaşamaya başladı. Bu dinin bilgisidir. Kuran’ın bilgisidir. Semitik dinlerin ortak bilgisidir. Dolayısıyla Adem ve Havva’nın cahil olduğunu söylemek Kuran’a uygundur. Onun sözünü yinelemek anlamını taşır ve dini açıdan yanlış bir şey yoktur. Din adına bu işleri yaptıklarını söyleyenler, dini bilmiyorlar. Yapılanlar, inanç, düşünce ve sanat özgürlüğü açısından da dini açıdan da yanlış.

Düşünseler bunu yapmazlar. Sezen Aksu’nun dini lekelemek karalamak gibi bir amacının olmadığı bellidir. Bir incelikle Adem ve Havva’nın cahilliği üzerine insanlar sıkıntıya düştü gibi bir anlam taşıyor. Tutun ki dine uygun değil, her sözün dine uygun olması mı gerekiyor? Öyle bir devlet içinde yaşıyoruz ki biz, İslam dininin bir mezhebinin, Sünniliğin, din anlayışının devletin bütün güçleri ile topluma dayatıldığı bir devletteyiz. Devletin Diyanet İşleri Başkanlığı çok büyük bütçeler ve kadrolarla doğrudan ülkeden destek alarak topluma bu anlayışı dayatıyor. Ayrıca imam Hatip okulları, ilahiyat fakülteleri bu anlayışı dayatıyor. Biz size ne söylüyorsak Müslümanlık odur denilerek dayatılıyor.

Bir sanatçı bir cümlesinde sizin anlayışınıza uygun gelmeyen bir sözü söyledi diye bu korku ne? Neden bu endişe, bu kızgınlık? Biraz sakin biraz hoşgörülü olun. Bunu öğrenin hiç olmazsa “Senin dinin sana, benim dinim bana” deyin. Kuran böyle söylüyor.

Sedef Kabaş konusunu ikiye ayıracağım, onun o sözleri söylemesi doğru değil. Bir ülkenin Cumhurbaşkanını değil herhangi bir kişiye böyle bir imada bulunmak doğru değil. “Hırsız” denilebilir, ispat edersin, “Yolsuzluk yapıyorsun” demek olur, ispat edersin. Bunlar hakarete girmez. İspat varsa, hakarete girmez. “Büyük yanlışlar içindesin” denir, “Türk milletini yok ediyorsun” denir. Bunlar çok sert de olsa eleştiridir. “Sen din devleti kurmak istiyorsun Atatürk’ün Cumhuriyetini ortadan kaldırıyorsun” denir. Ama “Kocabaş” denmez. Kimseye denmez. Hiç kimsenin hiç kimseye böyle bir şey söylemeye yetkisi yoktur; söylemesi de doğru değildir. İşin bir yanı bu ama böyle bir şey yaptı diye hemen gece yarısı baskın yapıp tutuklamak çok yanlıştır, böyle şey olur mu? Tazminat davası açılır, bunun sonucunda yargının seçimine göre bunu söyleyen daha ağır bir yük altına girer. Bunlar demokratik olmayan yaklaşımlardır. Sözler de yanlıştır, yapılan da.