Yargının inadının bedelini Türkiye ödeyecek!

Türkiye, 51 aydır Avrupa Mahkemesi’nin bütün uyarılarına karşın Osman Kavala’yı tutuklu yargılamaya devam ediyor. Bu hafta başı Osman Kavala’nın tahliye kararı reddedilerek “tutukluluğunun devamına” karar verildi. Kavala, mahkemeye katılmadı.

Avukatı, “Casusluk konusuna hiç değinmedik. Osman Kavala dışındaki 51 kişi figürandır. Kavala’nın tutukluluğu için kullanılıyor. Kavala, dört buçuk yıldır tutuklu. Osman Kavala bile hukuka artık inanmıyor, onu bile küstürdünüz” dedi.

İki ay önce, aralarında ABD ve Fransa’nın da bulunduğu 10 Büyükelçi, ülkeleri adına “Osman Kavala’nın haksız yere içeride yattığını” öne sürerek tahliyesini talep etmişti. Yaşanan büyükelçi krizi ve AHİM’in bir ağırlığı olmayacak ki, bugün Türk yargısı, “sebepsiz, haksız, hukuksuz yere yıllardır yargılandığı” iddiası yaygın olan Türk iş insanı, insan hakları savunucusu ve 1990’ların başından beri birçok sivil toplum kuruluşuna destek olan Osman Kavala hakkında aldığı kararlardan geri adım atmıyor.

Orta Doğu haber ajansı Al-Monitor, konuyu ele alan yazısında şu sözlere yer verdi: “Bugün Türk mahkemesinin hayırsever Osman Kavala’yı parmaklıklar ardında tutma kararının ardından, top şimdi Türkiye’ye karşı disiplin süreci başlatılıp başlatılmayacağına önümüzdeki ay karar verecek olan Avrupa Konseyi’nde.”

Tehlike çanları Erdoğan için bu yıl hem içten, hem dıştan çalmaya başladı.

Alınan karar gösteriyor ki bugün Türkiye’de çöküşte olan tek şey ekonomi değil. Bugün Kavala’nın yaşadıklarının bir benzerini Selahattin Demirtaş’ın yaşadığını unutmayalım. AİHM’in kararı üzerine tahliyesi olmasın diye başka bir davadan yargılanıyor…

Türkiye’de artık ne yatırımcı olunur, ne insan!

İki yıl önce, bu köşede Osman Kavala için bestelenen operayı şu sözlerle yazmıştım:

“İstanbul’un biraz dışında bulunan hücresinde önüne gelen yemekten çıkan iki salyangozu beslemeye karar verir Osman Kavala. Her gün marul ve pirinçle beslediği salyangozların o kısa beraatinde bile derdine düşer, ‘onlara ne olacak’ der, yanında alıp götürmek ister.”

2014’te Osman Kavala ile Salzburg’da gerçekleşen “sanat yolu ile barış inşa etme” seminerinde tanışan besteci Nigel Osbourne için, Kavala’nın insani yönünü anlatacak bundan güzel bir adım olamazdı. Gazeteci Thomas de Waal’in kendisine “Bu olayı operalaştırmalısın” şakasıyla başlayan serüven, 10 dakikalık bir opera ile sonuçlandı.

“Osman Kavala için özgürlük” kampanyasına da bir yandan destek amaçlı bestelenen opera şu sözler ile açılıyor:

“Benim adım Osman, buradayım, sebep yok. Hücrede yalnızım, çok mevsimdir çok. Gündüzlerim gece, zaman geçmiyor. Düşümde ufuklar, gidecek yer yok.”

Osborne için bu olay, Kavala’nın “doğa ve güzellik sevgisini göstermeye dair bir fırsat” idi. Osborne Türkçe’nin yanı sıra bestesine Arapça, Kürtçe ve Balkan müziğinden esintiler katmayı da ihmal etmedi. Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sanatçılar ve toplumların arasını açmıştı. Osborne’un eserindeki farklı kültürlerden dokunuşlar, Kavala’nın inşa etmeye çalıştığı toplumlar arası köprüyü sembolize ediyordu. Aralarında Kavala’nın da arkadaşlarının bulunduğu sanatçı ve insan hakları savunucularının olduğu bir grup metni yazarken, dünyanın her bir yanından birçok opera sanatçısı karantina süresince şarkıları evlerinden seslendirdi. Kimse ücret talep etmedi.

2013’te gerçekleşen Gezi olaylarına ilişkin suçlamalarla tutuklanan Osman Kavala bu yıl serbest bırakılmıştı. Mahkeme onu bütün suçlamalardan aklamıştı. Fakat hapishaneyi terk etmeye hazırlanırken, bu sefer 2016 darbe girişimine ilişkin, çok daha ağır suçlamalarla hemen ve tekrar tutuklandı.

“Salyangozlar artık özgür ve Kavala’nın avukatıyla yaşıyor. Kavala ise halen parmaklıklar ardında.”

İki yıl sonra tablonun halen aynı kaldığını görmenin acılığı, bu ülkenin hukukuna yeter! Sürecin devamını ve Türkiye’ye uygulanacak yaptırımları önümüzdeki ay hep birlikte takip edeceğiz.

Kim bilir, belki hakimler bir daha düşünür ve gidişat 21 Şubat’ta hepimiz beklediğinden farklı olur… Kim bilir?