Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

‘Her karanlığın sonu aydınlıktır’ vecizesini unutmayalım

Ben Haydarpaşa Lisesi mezunuyum. Benim zamanımda Galatasaray Lisesi dışında ki o ayrı bir statüdeydi, iki büyük lise vardı. Bunlardan biri Kabataş Lisesi diğeri de Haydarpaşa Lisesiydi. Bu iki lisenin hem tarihi geçmişleri, hem tarihi binaları hem de yaptıkları eğitim ile gerçekten Türkiye çapında tanınmışlıkları vardı.

Hatta bu liselerin kendilerine has marşları vardı. Elbette pek çok lisenin de bu tarz marşlarının olduğunu düşünüyorum. Haydarpaşa Lisesi Marşı’nın bir bölümünde gençlere yanlış hatırlamıyorsam şöyle sesleniyordu:

“Haydarpaşa liseli bu,

Gençlere kucak açar.

Medeniyet ufkunda

Nurlu ufuklar saçar.”

Kabataş lisesinde bir grup öğrencinin meydana getirdiği olay beni çok üzmüştür.

Çünkü…

Her halde dünyanın hiçbir yerinde, kurtarıcısına, öncüsüne değişmez liderine, bağımsızlık savaşının muhteşem kahramanına, medeniyet yolunda en büyük yol göstericisine, böyle bir davranış yapılmamıştır.

Çünkü…

O önder ki sadece Türk Milletine değil, tüm mazlum ve masum milletlere öncü olmuştur.

Çünkü…

O önder ki Türkiye Cumhuriyetini Türk Gençliğine emanet etmiştir.

Çünkü…

O önder yaptığı tüm inkılapları da Türk Gençliğine emanet etmiştir. Elbette ve hiç şüphesiz bir avuç kendini bilmezin tutum ve davranışı muhteşem Türk gençliğini bağlamaz… Kabataş Lisesi gibi muhteşem bir liseyi de bağlamaz.

Esas mesele…

Biz bu hale nasıl geldik sorusuna cevap bulabilmektir. “Püsküllüsü, feslisi” ile işler bu hale nasıl geldi sorusudur. Bu sorulara cevap bulabilmek için son yirmi yılı iyi tahlil etmek gerekir.

Bu tahlilin içinde  “dinci ve kinci” gençlik yaratma telkininin çok önemli bir yer tuttuğu asla unutulmamalıdır. Bu tahlilin içinde “tarikat ve cemaat” yapılanmasının çok önemli rol oynadığı da dikkatten kaçmamalıdır.

Bu tahlilin içinde…

İki bakanlığının isminin “milli” ile başladığı düşünülerek, “Milli” olması gereken “Milli Eğitim Bakanlığının” bu “millikten” her geçen gün nasıl fersah fersah uzaklaştığı gerçeği önemli yer tutacaktır.

Yıllar içinde, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde resmi gayri resmi kişi ve kuruluşlarca Atatürk’e yönelik eylem ve işlemlerin had safhaya ulaştığı ve fakat bütün bunlara karşı etkin bir hukuksal eylemin ortaya konmadığı gerçeği de unutulmamalıdır. Milli bayramlarımızın kutlanmalarına yönelik çeşitli olumsuz tavırların bu konuda da önemli etken olduğu dikkatten kaçmamalıdır.

Bütün bunlara rağmen: Ata’mıza olan sevgimiz, bağlılığımız “sevda” olmaktan çıkmış “kara sevdaya” dönmüştür. Zaman zaman yapılan eylemler Türk Milletinin ve Türk Gençliğinin medeniyet ve bağımsızlık yolunda Ata’sının izinde atacağı adımlarda zerrece gerilemeye yol açmayacaktır.

Sadece “her karanlığın sonu aydınlıktır” vecizesini unutmayalım…