Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Laik düzenden uzaklaşmanın sonuçlarını yaşıyoruz!

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, TURCOVAC aşısı ile ilgili tartışmalar, Cumhur İttifakı’ndaki parti liderlerinin “kendileri gibi düşünmeyenler için” her gün dozu artan “hakaret dolu” nitelemeleri, Kabataş Lisesi’nde bir grup öğrencinin Atatürk’e hakaret ederek, posterini parçalaması olayı, Cemaat evinde gencin intihar etmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “PKK lideri Öcalan’la HDP eski Eş Başkanı Demirtaş arasında “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek.” konularında açıklamalarda bulundu.  İşte görüşleri…

GÖZLEM – “Yerli aşı TURCOVAC’a ‘üçüncü faz çalışma sonuçları’ bitmeden ve açıklanmadan ‘acil kullanım onayı’ verilmesi” bilim dünyasında kaygı ve şüphe ile karşılanmış, Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanlığı’nı ve bakanlığın bilim kurulunu “aşıyla ilgili üçüncü faz verilerini bir an önce ve şeffaf bir şekilde paylaşmaya” davet etmişti. Bu bilimsel tepkiye karşı, cevap Sağlık Bakanı’ndan ve Bilim Kurulu’ndan değil, Cumhurbaşkanı’ndan geldi. Erdoğan, binlerce bilim adamının ve doktorun üyesi olduğu Türk Tabipler Birliği yönetimine “Sahtekarlar” damgasını vurdu; görüşünüz?

K – TTB, Turcovac aşısında 3. faz çalışma sonuçları bitmeden “acil kullanım onayı” verilmesini tespit etti ve bu durumun “olmamış olması” gerektiğini bildirdi. Yani TTB “3. Faz Çalışması bitmedi” diyor. Hatta bu konudaki uzmanlığı ve isabetli açıklamalarıyla bilinen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan gönüllü sayısının 40 binin üzerinde olduğunu belirterek “1182 gönüllü ile Faz 3 çalışması olamaz. Bu verilerle Turcovac yaptırmam” dedi. Buna karşın kimin “sahtekâr” olduğunu anlamak için bir de işin aşı tarafındakileri dinlemek lazım. Turcovac’ı geliştiren Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Aykut Özdarendeli ne diyor? Geçen hafta sonunda Hürriyet’e verdiği demeçte, Prof. Özdarendeli’nin TTB’nin eleştirileri ile ilgili ifadeleri şöyle: “Alfa ve Beta varyantlarına karşı transgenetik fareler üzerinde yapılan çalışmalarda yüzde 100 koruma aldık. İnsanlarda Faz 2 çalışmalarındaki örneklerde de bu iki varyanta karşı çapraz korumayı test ediyoruz. Şu anda çalışmalar devam ediyor. … Aşının gelişim sürecinin başından beri ben işin içindeyim. Faz-1, Faz-2 çalışmalarının yürütücülüğünü yaptım… Faz-3 çalışmaları Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda devam ediyor. Tükiye’nin en büyük klinik çalışmaları bunlar. 38 ilde 44 merkezde yürütülüyor… Burada herhangi bir tereddüde gerek yok. Çünkü Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) çok ciddi ve güçlü bir kurum. Onun bir aşıya ‘acil kullanım onayı’ vermesi için aşının gerçekten birçok komisyondan geçebilmesi lazım… Ben bu süreçlerin hiçbirine müdahil değilim. Bunlar uzman hocalardan oluşan bağımsız komisyonlar.” Özetlemek gerekirse, Prof. Özdarendeli diyor ki; “İki varyant için aşıyı farelerde denedik. Yüzde 100 sonuç aldık. Aşının Faz 1 ve 2. aşamalarını ben yaptım. 3. aşamayı Sağlık Bakanlığı yapıyor. 38 ilde 44 merkezde. Aşıda bir tereddüde gerek yok çünkü ‘Acil kullanım onayı’nı veren TİTCK çok ciddi ve güçlü bir kurum. Uzman hocalardan oluşan bağımsız komisyonlardan geçti, ben müdahil olmadım.” Benim buradan anladığım, TTB’nin aynen de iddia ettiği gibi bu aşının Faz-3 çalışmaları henüz tamamlanmamış. Prof. Ceyhan Faz-3 çalışmalarının en az 40 bin gönüllü ile yapılması gerekirken 1182 gönüllüyle yapıldığını söylüyor. Bunun da doğru olduğu anlaşılıyor çünkü Prof. Özdarendeli çok basit bir şekilde kaç gönüllü ile yapıldığını söyleyebilecekken söylemeyip sadece 38 ilde 44 merkezde yapıldığını ifade etmiş. Dolayısıyla Faz-3 çalışması ortada yok, sonuçlar açıklanmamış, yeterli gönüllü ile yapılmamış. Peki bu ilaca ‘Acil kullanım onayı’ nasıl verilmiş. Çok ciddi ve güçlü bir kurum olan TİTCK tarafından, bunun bünyesindeki “uzman ve bağımsız” komisyonlarca verilmiş. Bu işin en tepesindeki Bilim Kurulu’nun bile uzmanlıkları ve tarafsızlıkları şüpheli üyelerden oluştuğu bilinirken, Hükümet’e bağlı bir kurumun oluşturduğu komisyonların uzmanlıkları bir yana “tarafsız” olamayacakları kesin. Kaldı ki eğer uzman ve tarafsızlarsa ‘Acil kullanım onayı’nı neye göre verdiklerini bilimsel raporları da ekleyerek – ki bunların içinde son an itibarıyla sonuçları da açıklanacak Faz-3 çalışması da olmalı – açıklamak durumundalar. Bu bilimsel açıklamayı yapmadan “Bu ciddi ve güçlü kurumdur, çalışanları da uzman ve tarafsızdır” diyerek yapılacak bir açıklama uzman olmasa da tarafsız hiç bir kimseyi ikna edemez. Sonuç olarak Turcovac’ın Faz-3 çalışması bitmemiş, bilimsel olarak kabul edilemeyecek sayıda gönüllü ile yapılıyor, bu aşıya ‘Acil kullanım onayı’nın da bilimsel gerekçelerle verilmediği anlaşılıyor.

 

GÖZLEM – Erdoğan da, Cumhur İttifakı’ndaki ortağı Devlet Bahçeli de, “kendileri gibi düşünmeyenler için” her gün dozu artan “hakaret dolu” nitelemeler yapıyorlar. Vatandaş “Neden böyle yapıyorlar?” sorusunun cevabını merak ediyor. Bu gidişin sonu nereye varacak?

K – Sondan başlayayım. İnşallah bu işin sonu seçime varacak. Erdoğan’ın da Bahçeli’nin de hakaret ederek tansiyonu yükseltmelerinin nedeni basit: Kendi haklılığına inanmayanlar seslerini yükseltip hakarete başvururlar. Bunun nedeni de hem ortamı mantık ve bilimden –çünkü bu durumda haksızlıkları ortaya çıkar– hakaret ve kavgaya döndürmenin haksızlıklarını örttüğünü düşünürler. Bunun yanı sıra tansiyonu arttırmak aynı zamanda bir başka şeyi de örter. O da bu tansiyon ve kavga ortamı olmasa konuşulacak, konuşulması gereken esas konuları. Bu durumda da bu gündem; Türkiye’nin içine düştüğü ekonomik sıkıntı, yaşam ve geçim derdidir. Bana göre Erdoğan ve Bahçeli’nin gerginliği arttırmalarının altında yatan esas sebep bu şekilde gündemi değiştirmek ve hâlâ kendilerine inanmakta olanların başka sesler duymasını engelleyerek bir arada kalmalarını sağlamaktır. Bu bağlamda Bahçeli’nin hafta içinde TBMM’de yaptığı konuşmadaki “Dün siyasi belirsizlikten bahseden tehlikeli zihniyetin çıkarları, bugün erken seçim dayatmalarıyla aynısı tekrarlamaktadır. Dün hedef Bülent Ecevit’ti, bugün Recep Tayyip Erdoğan’dır” sözleri de ilginç. Çünkü hedefin Ecevit olduğunu ifade ettiği dönemde koalisyonu bozarak erken seçim tetiğini çeken bizzat kendisiydi.

GÖZLEM – Kabataş Lisesi’nde bir grup öğrencinin Atatürk’e hakaret ederek, posterini parçalaması olayı için ne düşünüyorsunuz?

K – Kabataş, Behçet Necatigil’in edebiyat, Atatürk’ün arkadaşı Galip Vardar’ın tarih öğretmenliği yaptığı, Ahmet Taner Kışlalı gibi Atatürkçüler yetiştirmiş Cumhuriyet’in övünç duyduğu okullardan birisidir. Bu iktidarın bazı değerleri aşındırmak için sıkça başvurduğu bir yöntem Cumhuriyet’in örnek kurumlarını tespit edip bunları yıpratmaya ve böylelikle Cumhuriyet’in “yıpranmış olduğu” algısı yaratmaya dönük icraatlardır. Kabataş Lisesi de bu yöntemle ele geçirilmeye çalışılmış, son dönemde başına Atatürk karşıtlığıyla bilinen bir müdür atanmış ve çeşitli baskılarla özünden koparılmak istenen bir okuldu. Aslında bu münferit örnekle işin ne raddeye geldiğinin ortaya çıkması iyi oldu. Tepkiler karşısında “göstermelik” bir soruşturma başlatıldı. Bundan bir sonuç beklemem. Ancak böylece bundan sonra hep göz altında kalacağı için, oluşan karşı direncin etkili olacağını tahmin ederim.

 

GÖZLEM – Cemaat evinde genç bir üniversitelinin “açıklamalı bir video bırakarak” intihar etmesi hakkındaki görüşünüz?

K – Bu örnek maalesef laik düzenden uzaklaşmanın nasıl sonuçlar doğuracağını en acı şekilde gösteren bir insanlık dramı. Enes’in müthiş bir yalınlıkla kendi durumunu anlattığı ifadeleri yürek yakıyor. Atatürk tekke ve zaviyeleri kapatmıştı. Ancak bu iktidar döneminde yapılan yasal değişiklikler ve uygulamalarla devletin bu alandaki denetimi ciddi biçimde azaltılırken, meydana çıkartılan boşluğun cemaatlerce doldurulmasının önü açıldı. Hatırlamak gerekirse; 2012’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın kuran kurslarını denetleme görevine son verildi. 2013’de kanuna aykırı eğitim kurumu açan, çalıştıran ve bu merkezlerde çalışanlara verilen 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası kaldırıldı. AKP iktidarında köy okullarının ve yatılı okulların kapatılması yönünde bir eğitim politikası yürütüldü. 20 bin köy okulu kapatıldı. 2002’de 521 yatılı okulda 278 bin öğrenci okurken bu rakam 2021’de 286 okulda 94 bin öğrenciye düştü. Buna karşın 2006’da 4 bin 455 olan özel, vakıf ve derneklere ait yurt sayısı 2021’de 7 bin 737’ye çıktı. Devlet, çıkarılan yönetmeliklerle vergi muafiyeti tanınan ve büyük çoğunluğu tarikatlara ait olan yüksek öğrenim yurtlarında yaşayan öğrencilere bin lira civarında burs veriyor. Tarikatlara yurt kurmaları için bedava arsa ve bina veriyor. Çağdaş ilahiyatçılardan Prof. Dr. Şahin Filiz “Cemaat ve tarikatların ortaya koymuş oldukları din kesinlikle İslâm diniyle ilgili değildir. Dindarlıkla uzaktan yakından alâkası yoktur… Eğer bir kişi laikliği dindarlığın önünde engel olarak görüyorsa o kişi gerçek anlamda Müslüman değildir. Müslüman görünümlü dincidir. İslâm’da tarikat ve cemaat yoktur. Bu yapıların esas amacı ‘öğrencileri kullanabilecekleri elemanlar olarak hazırlamak’tır. Cemaat ve tarikatlar yurtlar dışında daireler kiralayarak hücre tipi yapılanma içine girmişlerdir. Devletin yapması gereken en önemli görev cemaat yurtları ve evlerini kapatmaktır” diyor. Katılıyorum.

 

GÖZLEM – Önceki hafta, “Açıklanan enflasyon rakamları attığımız adımları tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini net şekilde ortaya koymakta. Enflasyon ile mücadelede gerçekten doğru adımları mı atıyoruz? Bunlar doğru adımlar ise neden enflasyon bu denli şiddetli yükseliyor” diyen ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çok sert tepki alan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ile yapılan bir saatlik görüşme sonrasında “ateş kes yapıldı” yorumlarına yol açan “iyimser” bir açıklama yaptı. Yorumunuz?

K – İktidar elindeki olanakları gün gittikçe daha acımasızca ve haksızca kendisine karşı olduğunu düşündüğü kesimlere karşı kullanıyor. Bunun başka türlü olmasını beklemek saflık olur. TÜSİAD Başkanı ilk açıklamasını yaptığında bir sanayici olarak bundan işlerinin nasıl etkileneceğini düşünmüştüm. Bakan’ın bu sorunun cevabı ile ilgili kendisine ipuçları vermiş olabileceğini tahmin ederdim. Ancak edindiğim bilgilere göre öyle olmamış. Bakan’ın “enflasyon sorununu çözecekleri, bu yıl çift hanede kalıp gelecek yıl tek haneye ineceği, bir daha kur farkı olmayacağı” tahmininde bulunduğu ifade ediliyor. Stokçulukla depoculuk arasındaki farkı bildiklerini dile getiren Bakan’ın “Görüşelim, konuşalım” talebi olduğu belirtiliyor. TÜSİAD’ın neden olumsuz demeç verdiğine ilişkin bir serzeniş veya “fırça çekme” olmadığı bilakis şakalar, komiklikler yapıldığı hatta TÜSİAD Başekonomisti ile enflasyon üzerine neredeyse sorulu-cevaplı uzun bir tartışma olduğu ifade ediliyor.

 

GÖZLEM – Çarşı pazardaki fahiş fiyatların nedenini bulmak için dört koldan market denetimi yapılırken, Maliye’nin çarpık Katma Değer Vergisi (KDV) uygulamasının et ve süt zammında büyük payının olduğu anlaşıldı. Toprak Mahsulleri Ofisi’nden (TMO), birbirinden farklı alıcılara satılan aynı ürüne farklı KDV uygulanması KDV mevzuatındaki “son kullanıcı / işleyici’ tanımlarından kaynaklanıyor. Sanayici, “arpayı hammadde olarak alıp yeni bir ürüne dönüştürdüğü” için “kayıt amaçlı yüzde 1 KDV” uygulanıyor. Ancak “aynı arpa, et ve süt üretmek amacıyla satın alınıp hayvanlara yedirildiği ve sonuçta üretim yapıldığı” halde Maliye, “doğrudan tüketim amaçlı kullanılmış” işlemi yapıp KDV’yi yüzde 8’e çıkarıyor. Böylece et ve sütün yüksek üretim maliyetine bir de KDV yükü ekleniyor. Görüşünüz?

K – Eğer üretimi özendirici bir ithalat ikame politikanız olmazsa, mecburen üretim maliyetlerini düşürmek için böyle “komik” önlemlere başvurmak zorunda kalırsınız. Şayet bu ülkenin, nihai ürünün yüzde 70’i civarında olduğu düşünülen hammadde ve ara malı ithalatını indiremezseniz, bunu indirecek önlemleri bilerek veya bilgisizlikten alamazsanız bu tür durumlarla karşılaşmaya mahkumsunuz demektir. Burada esas olan arpanın KDV’sini yüzde 1’e düşürüp, arpa ithalatı yapmaya gerek kalmayacak sanayi politikalarını oluşturmaktır. Bu sadece arpa için değil, özelde tarım, genelde tüm sanayi için geçerlidir.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK lideri Öcalan’la HDP eski eş başkanı Demirtaş arasında “hesaplaşma” olduğunu belirtecek bir açıklama yaptı ve “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek. Zannediliyor ki her yer şu anda toz pembe. Değil. Onlarında kendi içlerinde ayrı bir hesaplaşmaları var. Ve bu hesaplaşmayı da yapacaklar” dedi. Bu açıklama sizce ne anlama geliyor?

K – Öcalan artık etkisinin eskisi kadar yüksek derecede olmadığı anlaşılan PKK’yı, kendi siyasi ve kişisel manevraları için canlı bir şekilde tutup, kullanmak istiyor. Demirtaş’ın yaklaşımı ise, her ne kadar 1 Haziran seçimlerinin yarattığı fırsatı kullanamamış olsalar da, HDP’yi benim görebildiğim diğer tüm üst düzey Kürt politikacılara göre daha “Türkiye” partisi haline getirmek. Son olarak HDP eş başkanları ve bazı üst düzey yöneticilerinin “Kürt sorunun” çözümünde muhatap alınması gereken kesimlerden birinin İmralı olduğunu ifade etmesine karşın, bu görüşe en bariz şekilde karşı çıkan ve HDP’nin muhatap alınmasının yeterli olduğu algısını yaratacak açıklamayı yapan Selahattin Demirtaş olmuştu. Demirtaş bu tartışmalar sırasında sosyal medyadan “Benim bildiğim HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır. Özümün adresi de doğal olarak TBMM’dir” değerlendirmesi yapmış ve Öcalan’ın muhatap alınmasına ilişkin üstü kapalı olarak “Faydasız ve çoktan tükenmiş tartışmalar gündeme getirmek çözüme katkı sunmaz” ifadesini kullanmıştı. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da “Sezai arkadaşımızın açıklamaları kişisel görüşüdür. HDP’nin yaklaşımını merkezi organları açıklar. … Çözümün adresi Meclis’tir, hiçbir aktör göz ardı edilemez” yanıtı vermişti. Selahattin Demirtaş, Diken internet sitesine gönderdiği yazıda da Bingöl’de iki işçinin PKK tarafından öldürülmesini “Bu yazıyı yazdığım esnada Bingöl’de iki işçinin bir saldırıda katledildiğini öğrendim. Saldırıyı açıkça kınıyor ve yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Bu tür cinayetlerin tek bir haklı ve meşru gerekçesi yoktur, olamaz” ifadeleriyle kınamıştı. Demirtaş ile Öcalan siyaseti arasında ciddi bir ayrışma var. Demirtaş’ın yaklaşımının HDP içinde ne kadar onaylandığını bilmiyorum ama Erdoğan’ın bu ayrışmayı HDP’yi bir blok olarak bölmek için kullanmak istediği anlaşılıyor. Oyları bölünecek bir HDP’nin, hem yüzde 10 barajı açısından, hem de gücünü kaybettiği görüntüsü nedeniyle kendisine daha fazla “ödün” vereceğini ya da bu zafiyetten faydalanabileceğini düşünüyor olsa gerek. Tüm bunların ötesinde, elinde değil Erdoğan’ın fıtratında bir “bölme, kutuplaştırma” zihniyeti zaten var. Kendi partisini yönetirken de, siyasette de sürekli bir “ikilik, kutuplaşma” yaratmaktan medet umuyor ve keyif alıyor. Burada da kendisine göre sonuç aldığını düşündüğü bu siyaseti uyguluyor.

GÖZLEM – Galatasaray – Burak Elmas – Fatih Terim olayı konusunda görüşünüz?

K –Aslında gelinen son durumda Fatih Terim’in Galatasaray’ı şartlar gereği gençleştirme ve belki biraz da Türkleştirme çabaları Lig’de ve Kupa’da bir sonuç vermedi. Alınan kötü sonuçlar da Terim’e olan inancı ve müsamahayı eritti. Hiç şüphesiz bunda devre arasında istediği ancak kabul edilmeyen transferlerin de etkisi olmuştur. Devre arasında bu kadar kapsamlı bir değişiklik istemek, bir bakıma “Ben elimdeki kadroyla daha iyisini yapamam” itirafıydı. Terim’in artık şapkadan tavşan çıkartacak hali kalmamış görünüyordu. Öte yandan Galatasaray, hem de oldukça iyi sonuçlarla, Avrupa’daki yoluna devam ediyor. Yurtiçinden çok Avrupa’daki başarılara önem veren bir futbolsever olarak ben, her ne kadar bu takıma Lig’de ve geleceğe dönük kayda değer bir katkısı olamayacağı ortaya çıkmış olsa da, Fatih Terim ile Avrupa’da elenene kadar devam etmeyi tercih ederdim. Çünkü Terim, münferit maçlarda takıma ekstra katkıda bulunabilecek bir antrenör. Kaldı ki bu noktadan sonra getirilen Dominic Torrent’in yurtiçinde Galatasaray’ı iddialı bir pozisyona getirmesi de pek olası gözükmüyor. O kadar ki Burak Elmas’ın, bu hocayı ilk başta Terim’in yardımcısı olarak düşündüğü ve Terim kabul etmediği için ayrılığın ardından getirdiği biliniyor. Ayrıca Elmas’ın bu hocayı almak için, esas yanında yardımcı antrenör olarak çalışan Pep Guardiola’dan teyit aldığı, onun ikna etmesiyle nihai karara varmış olduğu anlaşılıyor. Çok iyi bir 2. adam olduğu anlaşılan ancak henüz ismini kanıtlama olanağı bulamamış Torrent’in ne kadar başarılı olacağını zaman gösterecek. Ancak Galatasaray’ın Avrupa’daki son başarılı sonuçlarından sonra buradan da gelecek bir “başarısızlık”ta eleştiri okları Hoca’yla beraber Burak Elmas yönetimine de yönelecektir.

++++++++