Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Ekonominin gözü!

Yeni bir yıla girmenin heyecanını ve coşkusunu bile yaşayamadan, ekonomik ve sosyal sorunların ağırlığıyla alabildiğine bunalıyoruz. Bütün bu olumsuzluklara, bir de kış mevsiminin getirdiği ek zorluklar ekleniyor. Başta enflasyon olmak üzere ekonomide yaşanan sıkıntılar, gündemin başat konusu olmayı sürdürüyor.

Bakanın mı, yoksa ekonominin gözleri mi?

Ekonomik sorunlar karşısında yapılan hamleler, tam anlamıyla hedefine ulaşmadığı gibi giderek sorunları daha da ağırlaştırıyor. Çözüm diyerek getirilen uygulamaların, etraflıca düşünülüp planlanmadığı; uygulamada ortaya çıkan sıkıntılardan, sorunlardan ve sık sık değişiklik yapılmak zorunda kalınmasından anlaşılıyor.

Bir anlamda, ekonomide ‘kervan yolda dizilmeye’ çalışılıyor. Böyle olunca da sonuç alınması zorlaşıyor. Yeni maliye bakanının kendi deyimiyle ifade ettiği ‘gözlerindeki ışıltı’, doğrusu sonuç alınması için yeterli olmuyor. Ekonominin acı gerçekleri kendini dayatıyor. Önemli olanın da ‘bakanın gözleri’ değil ‘ekonominin gözleri’ olduğu gerçeği, bir kez daha hayatın ve uygulamanın içinde anlaşılıyor!..

‘Heterodoks’ ekonomi!

Ekonomiden sorumlu yeni bakan, geçtiğimiz günlerde artık ‘ortadoks’ değil ‘heterodoks’ politikalar uygulayacaklarını açıkladı. Önce bu kavramlara açıklık getirelim. Ortadoks politikadan anlaşılan, ekonominin bilinen ve evrensel kuralları ile genel kabul görmüş uygulamalarıdır. Yeni bakanla bütünleşen ve onunla birlikte anılacak ‘heterodoks’ kavramından ise, bu politikalardan ve uygulamalardan farklı olan bir yol izleneceği anlaşılmaktadır.

Eski hazine müsteşarlarından Mahfi Eğilmez, yıllar önce bu kavramla ilgili şunları yazmış: “Heterodoks ekonomi politikası dünyada en çok başta Brezilya ve Arjantin olmak üzere Güney Amerika ülkelerinde uygulanmış ve başarıya ulaşamamıştır. Kısa süreli başarılar söz konusu olsa da işin temeline inilerek getirilecek çözümlerin yerini bu uygulamalar alamamıştır. Bu uygulamalar dönem dönem geçmişte Türkiye’de de uygulanmış ancak geçici birtakım düzeltmeler dışında kalıcı sonuçlar verememiştir.”

Enflasyon köpük mü, yoksa kalıcı mı?

Ortadoks ve heterodoks kavramları gibi ekonomide son günlerde tartışılan ve gündem olan diğer bir konu ‘enflasyon köpüğü’dür. Kurdaki köpüğün 20 Aralık hamlesiyle alındığı savıyla, enflasyondaki köpüğün de alınacağı ileri sürülmektedir. Bu durumda bize de elbette ‘keşke’ demek düşüyor! Gerçekten enflasyondaki artış, keşke öyle hemen alınıverecek bir ‘köpük’ olsaydı!

Ama ekonominin gerçekleri ve konuyla ilgili yazıp çizen düşünen uzmanların büyük çoğunluğunun ifadeleri, işin hiç de öyle kolay olmadığını rakamsal verilerle ortaya koyuyor. Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verileri bir yana, TÜİK’in tartışmalı resmi verileri bile, üretici fiyat endeksindeki (ÜFE) yüzde 80’lik bir orana ulaşan tırmanışı gösteriyor. ÜFE’deki bu olumsuz tablo, önümüzdeki dönemde mutlaka tüketici fiyat endeksine (TÜFE)de yansıyacaktır.

Ekonomide rakam karmaşası

Enflasyon tartışmalarından anlaşılan, bu sorunun ekonominin başat konusu olduğu gerçeğidir. Kamuoyunda oluşturulması hedeflenen algı çalışmalarıyla, şimdilik durum idare edilmeye çalışılmaktadır. Örneğin, dövize endekslenen mevduat uygulamasından döviz hesaplarının çözülmesi hedeflendiği halde, tam tersine döviz hesaplarındaki mevduatın arttığı gerçeği irdelenmemektedir. Oysa, gerçek kişilerin yanı sıra şirketlerin de uygulamaya sonradan dahil edilmek zorunda kalınması, gerçek durumu gösteriyor.

Rakamlarla ilgili bir başka karmaşa, dış ticaret alanındadır. 2021’de 225,4 milyar dolarla ihracat rekoru kırıldığı duyurulurken; ondan daha yüksek bir bedelle 271,3 milyar dolarlık ithalatımız olduğu gerçeğinin üzeri örtülmektedir. MB politika faizinin yüzde 14’e düşürüldüğü bir ortamda, hazinenin yüzde 26 oranıyla borçlandığı, ticari kredilerde yüksek oranların uygulandığı gerçeği üzerinde yeterince durulmamaktadır. Kısacası, ekonomi ile ilgili tüm rakamsal veriler / savlar, kamuoyunca açıklıkla aydınlatılmayı ve irdelenmeyi beklemektedir.

20 Aralık gecesi ve ekonomide güven

Aslında bütün bu olup bitenlerden çıkarmamız gereken en önemli sonuç, ekonominin temel gerçeğinin ‘güven’ olduğudur. İktidarın, kadrolarıyla / politikalarıyla / uygulamalarıyla, bu güveni vermekten ve sağlamaktan uzak görüntüsü, ekonomimizi sürekli aşağıya çekmektedir. Unutulmamalıdır ki ekonomi reeldir ve ekonominin gözleri sürekli açıktır!..

Bir başka önemli gerçeklik, ekonominin tamamen saydamlığı ve şeffaflığı gerektirdiğidir. Ekonomide yapılan tüm uygulamalar şeffaf, saydam ve denetlenebilir olmalıdır. Muhalefet sözcülerinin ve bazı uzmanların, gerek 20 Aralık gecesi gerekse daha öncesinde ve sonrasında yaşananlarla ilgili iddiaları, açıklıkla araştırılıp sonuçlandırılmadan; ekonomide bir güven ortamı yaratılması zor görünüyor.