Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Dünya siyaset sahnesinde yüzsüz sayısı artıyor!

Dünya haritası üstünde elinizi rastgele bir ülkenin üstüne koyun ve o ülkedeki hükümetin başında kim olduğuna bakın, öne çıkan bir-iki özelliğini bir yere not edin, sonra gözünüzü kapatıp yine haritadan bir ülke seçin, aynı şeyi yine yapın. Bunu beş kez tekrar edin ve not aldığınız kişilik özelliklerini mukayese edin. Ne göreceksiniz?

Ne göreceğinizi söyleyeyim; neredeyse tamamının aynı özelliklere sahip olduklarını göreceksiniz.Hepsinde bir aymazlık, basiretsizlik, halktan kopukluk, yalan-dolan, alavere-dalavere.

Ülkelerin ne kadar gelişmiş olduklarının da önemi yok. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri tarihinden geçen Trump Dönemini hatırlayın. Kolay kolay unutulabilir mi Trump’lı yıllar?

Demokrasi ve insan hakları beşiği kabul edilen İngiltere ve egemenliklerini İngiltere’den alan İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinde de durum farklı değil.

Bu Siyasi Kişilikleri tanımamız için illa ki savaş, ekonomik kriz gibi meselelerin de olması gerekmiyor.

Oldukça popüler bir spor karşılaşmasında bile, verdikleri tepkiler, yaptıkları yorumlarla kendilerini ortaya koyuyorlar.

Bunun son örneğini, Avustralya Açık Tenis Turnuvası sebebiyle  ülkenin Başbakanı Scott Morrison’ın, Djokovic’i tecrit oteline koymalarıyla ilgili yaptığı açıklamayı izlerken gördük.

Ülkenin Başbakanı, ekranların karşısına geçip, Djokovic’in, aşısız olduğunu, bu yüzden tecrit edildiğini söylerken kullandığı mimikler ve ifadelerle sanki uluslararası bir suç örgütü liderini yakalamış havasındaydı. Oysa bahsettiği konu, ülkeye önemli bir gelir kaynağı olan turnuva, bahsettiği kişi de tenis dünyasının 1 numarası olan Novak Djokovic idi.

Başbakan öyle bir gaf yaptı ki, bahsedilen tenisçinin, sadece İnstagram’da 10 milyon takipçisi olduğunu, adeta İsveç gibi, Belçika gibi bir ülkenin nüfusuna denk gelen bir kitleyi komple karşısına alacağını kestiremedi.

Oysa, o mevkilerde olan kişilerin, sözlerine çok daha dikkat etmesi gerekmez mi?

Sanki can düşmanını yakalamış da, kodese tıkmış bir edayla konuşan Başbakan’a tepkiler de gecikmedi.Tenisçinin annesi “Oğluma tutuklu muamelesi yapıyorlar” diye basının karşısına çıkınca bu sefer ülkenin İçişleri Bakanı mikrofonu kaptı, sözü Morrison’a bırakmadan, “tutuklu değildir, istediği zaman ülkemizi terk edebilir” dedi.

Avusturalya’dan görüntüler ekranlara yansırken, olayın perde arkasında olup bitenler Birleşik Krallık medyasına  yansımaya başlamıştı.

Djokovic 1 ay önce Covid geçirmişti ve Covid geçirenler en erken 3 ay sonra aşı olabiliyorlardı.Bu nedenle “doğal olarak aşılı” olduğu için, Covid aşısı yaptırmadan seyahat edebiliyordu.Bunu, bir ülkenin Başbakanı bilmiyor diyebilirsiniz.Peki, sorup ögrenemez miydi? Öğrendikten sonra,hatta ülkenin Yargıç’ı, hükümetin kararını yanlış bulup, Djokovic’in ivedilikle tecritten çıkarılması ve uğradığı maddi zararın da kendisine ödenmesine hükmettikten sonra, çıkıp “özür” dileyemez miydi?

Özür dilemek demişken, örneğin Britanya’da Boris Johnson’da, her gafı ortaya çıktığında halktan “özür” diliyor ama artık o kadar çok özür diledi ki inandırıcılığı da kalmadı, saygınlığı da.Hatta özür dilemenin bir Başbakanı nasıl itibarsızlaştırdığını görmek isterseniz Boris Johnson’a bakabilirsiniz.

Mesele gaflar, çifte standartlar, etik dışı hareketler olunca hangisini temizleyip toparlasın, özür dileyerek sıyırabileceğini sanıyor ama artık dikiş tutmuyor.Ataların söylediği gibi “azı yarar, fazlası zarar” oluyor ve şu günlerde, Boris Johnson, kamuoyu anketlerinde halkın desteğini kaybetmiş görünüyor. Bundan daha üç hafta önce, halkın % 60’ı, Johnson’ın istifasını isterken, bu sayı bu hafta itibariyle yüzde 71’e çıktı.

Scott Morrison’a dönelim! Toplumsal hafıza unutsa da, medya unutmuyor ve 2019 yılında 240 gün süren Avustralya orman yangınlarında, Morrison’ın Hawai tatiline devam ettiğini, baskılara dayanamayıp ülkeye döndüğünü, halkın arasına karışıp, geçmiş olsun demeye kalktığında, yüz bulamayıp konutuna dönmek zorunda kaldığını hatırlatıyor.

Basiret, prensip, ilke, etik…

Bu siyasilerde bunların hiçbiri yok!

Peki o koltuğa nasıl oturdular?

Halkı kandırmak, göz boyamak, yalan söylemek ve “yüzsüz” olmak konusunda hepsi çok başarılı.

Son örnek yine Britanya’dan olsun! 2020 Mayıs ayında, ülkede sıkı önlemler uygulanırken, insanların açık havada sadece 1 kişi ile görüşmelerine izin veriliyorken, ölüm sayıları roket hızıyla tırmanıyorken, sevdikleriyle vedalaşamadan, cenazesine gidemeden, yüzlerce kayıp veriliyorken, Boris Johnson ve eşi, Başbakanlık konutunun arka bahçesinde parti veriyorlar.Partiye davet e-posta ile yapılıyor, 100 kişiye davet gönderiliyor, 30’u kabul ediyor ve parti gerçekleşiyor. Davet  mektubunu Başbakan’ın özel sekreteri gönderiyor.

İşte herkesi ayağa kaldıran bu son olayla ilgili Johnson, İngiliz Parlamentosunda ifade verdi. Kendisinin, ekip tarafından konutun arka bahçesine çağrıldığını, ekibin bir iş toplantısı düzenlediğini ve kendisini de bu yüzden davet ettiklerini düşünerek gittiğini, karşısında yemekli, içkili bir parti görünce, 25 dakika partide kaldığını ve ekibe bunu bir daha tekrar etmemelerini söylediğini açıkladı. Evet, saygınlığı ile ünlü İngiltere Parlamentosunda, pür-dikkat kesilmiş, Johnson’ın ağzından çıkacak kelimeleri bekleyen, hatta “istifa ettiğini” söylemesi beklenen Başbakan, yüzlerce milletvekilinin yüzüne baka-baka böyle amatörce bir yalan söyledi.Utanmadan, sıkılmadan.

Halktan, milletvekillerinden ve Parlamento’dan, böyle bir hata olduğu için yine “özür” diledi.

Johnson, Parlamento’da yılın ilk oturumunda da özür dilemişti, geçmiş yılın son oturumunda da, ondan bir öncekinde de.Özür dilemeden hükümet yönetemeyen bir Başbakan haline gelen Johnson, ardı arkası kesilmeyen bu gaflarla kendi partisindekilerin bile istifa etmesi gerektiği yönündeki eleştirilerine maruz kalıyor ve O hala, hiçbir şey olmamış gibi, yoluna devam ediyor.

Bu örnekleri gördükçe, Güzel Ülkem Türkiye’de yaşananları da bildiğim için, şu soruyu sormadan edemiyorum; onurlu ve omurgalı insan olmayı beceremeden ülke yönetiminin başına geçmeyi becerenleri alkışlamalı mı yoksa onlara kanıp oy verenlere acımalı mı?

Sizin yanıtınız ne olur bilemem ama benim gördüğüm o ki, 2022 yılında da bu düzen böyle devam edecek ve “Yüzsüz Siyasiler” daha da artacak.Kim bilir, belki de, toplumların uyanıp, harekete geçmeleri için bu yaşananlar gereklidir ve umarım ki dünya daha iyi bir yer olur.

.

.