Emeksizlere milyar dolarlar verilirken… Emekçiler ve emekliler enflasyona ezdirildi

Vatandaş şaşkın ve soruyor; yeniden “Fakirleştir… Sosyal yardım paketleri dağıtarak, fakirlerin oyunu satın al… Seçimi kazan…” stratejisine mi dönülüyor? GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu… İşte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Vatandaş 2022 yılına hem Türk Lirası’ndaki değer kaybının yarattığı etkiyle hem de uzun yıllardır görmediği zam dalgasıyla sarsıldı. 19 yıl sonra ilk kez üç haneli zamma şahit oldu. Daha önce vergileri, fiyatları ufak ufak artıran hükümet bu kez işini toplu gördü. Elektrik ve doğalgaza gelen zamlar nedeniyle evde otursa dahi fakirleşen milletin ağzının tadı bozuldu. Dargelirliler “bu kışı nasıl atlatacağız” derdine düştü.

Türkiye 2022 yılına iğneden ipliğe gelen zamlarla birlikte girdi. Vatandaş, yüzde 36,2’lik vergi, ceza ve harç zammıyla, yüzde 25 MTV zammıyla ve yüzde 18,10’luk da Emlak Vergisi zammıyla uyandı. Konutlarda kullanılan doğalgaza yüzde 25 oranında zam yapıldı. Elektrik üretim santrallerinin kullandığı doğalgazın satış fiyatı yüzde 15, sanayi kullanılan doğalgazın fiyatı ise yüzde 50 arttı.

Elektrik tarifelerinde mesken, sanayi ve ticarethane abone grupları için vergi ve fonlar dahil ortalama yüzde 52 ile yüzde 130 arasında değişen oranlarda artışa gidildi.

Hükümet, devletin halktan topladığı vergi ve harçlarla başta trafik cezası olmak üzere her türlü para cezaları yüzde 36,20 oranında zam yaparken, memur ve memur emeklisine yüzde 30,5, SSK ve Bağ Kur emeklisine ise yüzde 25,48 oranında zam yaptı.

Hükümetin memur, emekli, dul ve yetim aylıklarına yaptığı zam, yeniden değerlendirme oranı kalemleri başta olmak üzere sigara, akaryakıt, elektrik doğalgaza yeni yılın ilk günlerinde yapılan zamların gerisinde kaldı.

 

Enflasyon patladı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” tezi ve “Nas var” denilerek politika faizi yüzde 14’e kadar düşürülmesi Türk Lirası’ndaki değer kaybını tarihi seviyelere ulaştırdı.  Politika faizi düşürülse de reel ve devlet iç borçlanma faizi arttı. 18 liranın üzerine çıkan dolar, bir gece operasyonuyla 10 liraya kadar düşürüldü. Dövizi olan bu operasyonla daha da zengin oldu, dargelirliler ise daha da fakirleşti. Türkiye’de yaşanan ekonomik yıkımı, açıkladığı verilerle kimseyi inandıramayan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bile gizleyemedi ve aralık ayı enflasyonu yüzde 13,58 olarak açıkladı. Yıllık enflasyon ise yüzde 36,08’e çıktı. Bağımsız Araştırma Grubu ENAG’a göre Aralık’ta enflasyon yüzde 19,35, yıllık enflasyon ise yüzde 82,81. TÜİK’in açıkladığı Üretici Fiyat Endeksi verileri vahametin daha büyük olduğunu gösteriyor. Buna göre ÜFE’deki artış yıllık yüzde 79,89. Bu oran, enflasyonun en iyi ihtimalle önümüzdeki 3 ayda daha da tırmanacağının işareti.

TÜİK’e göre Türkiye dünyada en yüksek enflasyona sahip 8. ülke. ENAG’a göre ise bu konuda 5. sırada yer alıyor. Bir inat uğruna politika faizleri düşürüldü. Ancak sorun şu ki “politika faizi” dışındaki bütün faizler katlandı. Yeni ekonomi modelinin sonucu; daha da fakirleşen, açlığa mahkum bir ülke oldu. Parası olan para kazanıyor, emekçiler ve emekliler ise enflasyona ezdiriliyor.

Temel sebep TL’deki değer kaybı

Hükümet enflasyondaki artışın küresel kaynaklı olduğunu ifade ediyor. Euro bölgesinde enflasyon yüzde 5, ABD’de ise yüzde 6,8 civarında. Dünya genelinde bir enflasyon artışından söz etmek mümkün. Ancak, Türkiye’de yaşanan yıkıcı enflasyon küresel kaynaklı olmaktan ziyade yanlış para ve maliye politikaları kaynaklı. TL’nin değer kaybetmesiyle, döviz kaynaklı olan girdi maliyetlerinin yükselmesi fiyatlara zam olarak yansıyor. Eskiden kurdaki yükselme, zamana yayılarak fiyatlara yansıtılıyordu. Artık fiyatlar anlık güncelleniyor.

Sonuç fakir daha fakir

Yanlış maliye ve para politikaları fakiri daha fakir, zengini ise daha da zengin yaptı. Orta sınıf, ortadan kalkarken, vatandaşların çok büyük bir bölümü devletin verdiği sosyal yardım paketleriyle geçiniyor.  Enflasyonun bütün dünyada yükseldiği bir ortamda, “faiz sebep, enflasyon sonuç” politikasıyla politika faizi indirildi. Kurun yükseldiği dönemde cari denge politikasına dönüldü. Erdoğan, “Bizim ölçümüz nas Benden başka bir şey beklemeyin.” dedi, ancak kur korumalı mevduat hesaplarına da faiz verildi. Sonuç; politika faizi dışındaki bütün faizler arttı. Mevduata verilen faiz oranı yüzde 25’lere, kredi faizlerinde ise oran yüzde 35’lere dayandı. Türkiye daha da fakirleşti. Asgari ücret yüzde 50 artırılarak 4 bin 250 liraya çıkarılmıştı. Söz konusu zammın yarıdan fazlası son 1 ayda gelen zamlarla gitti. Hükümet temsilcileri ise bütün bu rakamlara rağmen “toz pembe” bir tablo çiziyor.

*********

“DÖRTNALA HİPER ENFLASYON”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Yaşamakta olduğumuz hazin hikaye,  AKP’nin bağnaz siyasi İslamcı ve aynı zamanda bilim ve akıl dışı ideolojik tutumunun ürettiği politikaların doğal sonucundan ibaret bulunuyor.  Bu durum, yüz yıldır oluşmuş çağdaş devlet ve toplum kurumlarının bir kısmını ortadan kaldıran ve diğer bir kısmını işlevsiz duruma getiren kişi egemenliğine dayalı, emir ve talimatla işleyen, ortaçağ kalıntısı bir anlayış ve politik uygulamaların eseridir.  Yanlış politika uygulamaları ile ekonomik, politik, sosyal ve kültürel sistemlerin her biri ayrı ayrı tahribata uğramış bulunuyor. Ekonomik ve politik sistemler keyfiliği kaldırmaz. Ortak akıl ürünü olan ve deneyimlerle kanıtlanmış olan bilimsel ilkelerin hukuk normuna dönüştürülmesi sayesinde etkin işlev ve işleyiş kazanır. Sosyal ve kültürel sistemler ise kültür değerleri ile toplum kesimlerini çatıştırmak yerine uzlaştıran politikalarla etkinlik kazanır. Ülkemizde ise tam tersi çatışmacı politikalardan medet uman çatışmacı bir yaklaşım sürekli pompalanıyor.  Böylece tüm toplumsal sistemlerin işlevsiz kaldığı, üstelik negatif işlediği bir toplumsal çerçevede ekonomik sürecin sağlıklı işlemesi asla ve asla mümkün değildir. Bu uygulamaların doğal sonucu olarak, sistem olarak işlemesi gereken ekonomi, tekil karar ve emirlerle etkinleştirilemez. Aksine her tekil ve keyfi emirler süreci daha da kötüleştirir.  Tasarruf, yatırım, sanayileşme ve üretim ekseni yerine, sadece ticaret stratejisinin sürüklediği, katma değeri sınırlı bir eksen tercihi bu hataların başında geliyor.  Zira bu tercih ile bir yandan ülkenin sanayi kurumları özelleştirme ile yok edildi.  Diğer yandan ekonomi sadece ithalat ve ihracattan ibaretmiş gibi tarım sektörü bile çöküşe yönlendi. Teknoloji üretimi için uygun iklim oluşturulmadı. Sonuçta ekonomi bir şeyler satabilmek için, mutlaka daha fazlasını ve temel gıdaları bile ithal eder duruma geldi. Uzun dönemli bu yapısal çarpıklık, üretim yetersizliği, işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk üretti, Ayrıca ithalat, ihracat ve altyapı inşaatlarının gerçekleşmesi daha çok yandaş bir ekonomik kesim yaratmak için kullanıldı. Böylece ekonominin potansiyel yapılanması da keyfi olarak çarpıtıldı.  Bütün bunlara, siyasi İslam ideolojisinin, ekonomik işlevsellik ve yasalarla uzlaşmayan “NAS” gerekçesi ile Merkez Bankasının asli işlevinden uzaklaşması ve keyfi kararlara bağlanması para ve istikrar politikasını devre dışı bıraktı. Her “Nas” vurgusu, ekonomi bilim ve bilgisinden uzaklaşmayı gündeme getirdiği için, ekonomik birimler Türk Parasına olan güvenlerini peyder pey kaybediyor.

Özetlenen çarpık ekonomik ve toplumsal yapılanmada TÜFE, makyajlı rakamlarla bile yıllık bazda yüzde 36,08’e, Gıda da 43,80’e, ulaştırmada 53,66’ ya; aylık TÜFE 13,58’e; ulaştırmada yüzde 28,49’a ulaştı. Bunun yanında Yurt içi üretici enflasyonu (ÜFE) yıllık bazda yüzde 79,89 ve aylık bazda 19,08 olarak gerçekleşti. Ayrıca Sektör bazında ÜFE, elektrikte yüzde 117,14; enerjide 122,76; ara mallarında 92,13 ve petrol ürünlerinde yüzde 161,88 olarak gerçekleşti. Bağımsız ekonomistler TÜFE’nin yıllık bazda yüzde 36 dolayında değil, yüzde 80’nin üzerinde olduğu görüşünde. ÜFE değerlerinin gelecek aylarda TÜFE’ye yansımaları kaçınılmaz olacak. Bu süreç, ticaret zinciri içinde bulunan bütün ekonomik birimlerin sürekli zam yapmasını kaçınılmaz kılıyor. Zam yarışı ve zam furyası başladı. Enflasyon dörtnal hiper enflasyona gidiyor. Zira artış hızındaki ivme çok yüksek. Örneğin yıllık TÜFE Aralık ayında yüzde 21,31 iken Ocak ayında yüzde 36’nın üzerine çıktı. Bu 15 puanlık artışın veya ÜFE ‘deki benzer artışın 25,27 olarak bir ayda gerçekleşmesi enflasyon ivmesinin yüksekliğini gösterir. Hiper enflasyona gidişte işsizlerin, yoksulların ve sabit gelirlilerin bu furyada yaşamlarını sürdürme şansları yok. Sabit gelirlilere, memur, işçi ve emekliye verilen ücret artışları daha ilk ayda,  ellerine geçmeden geri alınmış oluyor. Yukarıdaki genel analiz içinde iktidara yandaş olan kesimler, her fırsatta ve parasal operasyonda zenginleşirken, sabit gelirliler ve kitleler daha da yoksullaşmaya terk edilir. Zira enflasyon hele de hiper enflasyon, yoksuldan zengine kaynak aktarma aracıdır. En adaletsiz vergidir: Servetler değerlenir; sabit gelirler enflasyon ateşinde erir.

 

*****

“İKTİDAR KENDİ HAZIRLADIĞI KUR TUZAĞINA DÜŞTÜ”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Siyasi iktidar hep bir ağızdan, faiz sebep, enflasyon sonuç tezini savundu. Aslında kendileri de TL krizi yaşayan bir ekonomide, bu tezin yürümeyeceğini biliyordu. Ancak dikkatleri dağıtmak ve bu arada kuru artırmak için bu tezi araç olarak kullandılar.

 Gizli gündemi gereği kur 18 liraya çıkınca, bu defa yüksek ekonomik ve sosyal maliyetler getiren, kur korumalı TL mevduatı ve diğer uygulamaları getirdiler. Kur 11 liraya geriledi. 18 liraya dolar bozdurup, tekrar 11 liraya alanlar dolar başına 7 lira kazandılar.

Bir gecede 7 milyar dolar bozduranlar, bu yolla 50 milyar TL kazandılar. Dolarları yerinde duruyor. Bir gecede kazançları olan 50 milyar lirayı, kişi başına 5 bin lira dağıtsalar 10 milyon seçmene ulaşırlar.

Kamu-özel işbirliği yolu ile ve dolar olarak talep garantisi ile yapılan yol, geçit, köprü müteahhitleri de aynı yolla siyaseti finanse edeceklerdir. Kur tuzağı siyasetin açık-seçik bir finansman yolu değil mi?

Ama bu spekülatif tuzak halkın sırtında patladı. AKP de kendi kazdığı kuyuya düştü.

Ekonomi yönetimi Türkiye’yi faiz-kur kıskacına soktu. Eğer erken seçim olursa 2022 yılının ikinci yarısını kurtarabiliriz. Gelecek iktidar hiçbir şey yapmasa bile ve kim gelirse gelsin, demokrasi, hukuk ve güven altyapısı olacağı için, ekonomi krizden çıkar.

*********

“ASIL ‘ÇARPILAN’ VATANDAŞ OLDU!..”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar) – Son günlerde kamuoyu ve gündem, iktidar mensuplarınca, ‘DEM’lenmek’, ‘gözleri parlamak’ ve ‘çarpılmak’ gibi, ekonomi literatürüne yeni kazandırılan kavramlarla meşgul ediliyor. ‘DEM’lenmek’ kavramı, ‘dövize endeksli mevduat (DEM)’ uygulamasından yararlanmayı ifade etmek için kullanılıyor. ‘Çarpılmak’ deyimi ise; küçük tasarruflarıyla döviz alıp, kur dalgalanmalarından olumsuz etkilenen küçük yatırımcıların durumu için, yeni hazine bakanı tarafından kullanılan kavram… ‘Gözleri parlamak’ da yine yeni hazine bakanının ekonomi söylemine armağan ettiği bir deyim!..

Yılın son günlerinde bütün bu kavram ve söylemlerle kamuoyu meşgul edilirken; yeni yılın ilk günü ile birlikte, asıl çarpılan emekçiler ve emekliler oldu!.. Başta elektrik, doğalgaz ve akaryakıt olmak üzere, en temel tüketim maddelerine kallavi ölçülerde zamlar yapıldı. Dar gelirli vatandaşın ocağına adeta ateş düştü! İlginç olan, iktidar yanlılarının, bu zamları duyururken takındıkları zorlama tutum ve tavırlardı. Adeta vatandaşın aklıyla alay ediliyordu!.. Bir başka ilginç durum da bütün bu yüksek oranlı zamların yeni yılın ilk günlerine sarkıtılmasıydı. Burada amaç, memur ve emekliler için belirlenecek maaş artışlarında temel alınacak enflasyon oranının hesabına zamların girememesiydi.

Bütün bu hesap oyunlarına ve cinliklere karşın, enflasyon rakamları rekor düzeyde çıktı. TÜİK’in tartışmalı rakamlarına göre bile, 2021 yılı aralık ayı enflasyonu yüzde 13,58; yıllık enflasyon ise yüzde 36,8 oldu. Bu oranlar, enflasyonda son 19 yılın rekor rakamlarıydı. Öyle ki AKP’nin iktidara geldiği 2002 ekonomik kriz döneminin bile üzerindeydi. Bir başka ilginç rakam da üretici fiyat endeksi (ÜFE) oranıydı, bu oran yüzde 80’e ulaşıyordu. Hem gıda fiyatları enflasyonunun ve hem de ÜFE ile TÜFE arasındaki makasın yüksekliği, önümüzdeki aylarda daha büyük enflasyon rakamlarıyla karşılaşacağımızın da habercisiydi.

Bu ortam ve koşullarda, başta memur ve emekliler olmak üzere toplumun geniş kesimlerini oluşturan kamu emekçileri, gözlerini ve kulaklarını maaş artışlarına yöneltmişlerdi. En azından asgari ücret artışı oranında artışlar bekliyorlardı. İlan edilen artış oranları, onlar için tam bir hayal kırıklığı oldu. İşçi emeklilerine ek artış oranı bile uygulanmadı. Bu iktidarın, emekten ve emekçiden yana olmadığı gerçeği, bir kez daha test edilip görüldü. Günümüzde bir kısım ‘emeksiz’ler, emek harcamadan milyar dolarlar kazanırken; emekçiler / emekliler ve emeğiyle geçinmek zorunda olanlar, enflasyonun altında ezildi. Dolayısıyla asıl ‘çarpılan’ vatandaş / halk oldu!..

++++++++