2022’de Türkiye’yi neler bekliyor?

2022'ye ağır ekonomik sorunlarla giren Türkiye’yi, iç ve dış politika ile ekonomide yoğun bir gündem bekliyor. İç politikada “erken seçim”, dış politikada ABD ile “gerilim”, AB ile “yeni başlangıç”, İsrail ve Ermenistan ile “normalleşme” konularında Ankara'yı yoğun bir gündem bekliyor. Uzmanlara sorduk.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye 2022 yılına birçok sorunla giriyor. İç politika, ekonomi ve dış politikada 2021 yılından sarkan krizler, yeni yılda da ülke gündemin ilk sırasında yer alacak. Uzmanlara göre, iki yılı aşkın süredir devam eden ekonomik kriz, yeni yılda da en çok konuşulacakların başında gelecek. İç politikada “erken seçim” tartışmaları, dış politikada,  ABD ile S-400’ler, AB ile mülteci ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler nedeniyle yaşanan gerilim sürüyor.

Uzmanlara göre, yeni yılla birlikte, Türkiye’nin dış politikasında en fazla öne çıkacak sorunlardan biri ABD ile yaşanan anlaşmazlıklar. Biden yönetimi ile birlikte Türkiye ABD ilişkileri en düşük seviyesinde. Türkiye’yi bekleyen bir diğer dış politika başlığı ise AB ile ilişkiler. İki ülke arasında arasında derin güven bunalımına yol açan konulara, kısa vadede çözüm bulunması pek mümkün görünmüyor.

Ankara, ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki faaliyetlerine, YPG/PYD ile devam eden ilişkisine kuşkuyla bakmaya devam ediyor. Washington yönetimi ise Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemine muhalefetini sürdürüyor, yaptırımlardan geri adım atmıyor. 2022 yılında sonuçlanması beklenen Halkbank davası, ilişkilerde derin krize yol açabilecek bir başka gelişme olarak görülüyor.

Rusya ile Ukrayna arasında gerilim tırmanırken, Biden yönetiminin müttefiklerinden güçlü destek talep etmesi, Türkiye’nin bu konuda sergileyeceği tutumun Beyaz Saray’da Türkiye’ye yönelik algıyı olumlu yönde değiştirebileceğine işaret ediliyor.

Yeni yılda dikkatlerin çevrileceği bir diğer konu, Türkiye’nin F-35 krizinin çözümü için yaptığı teklif, yeni F-16 savaş uçaklarının satın alınması ve mevcut olanların modernizasyonu konusundaki gelişmeler olacak.

Yeni yılda zorlu gündem başlıklarından biri de AB ile ilişkiler olacak. Önceki yıllarda yaşanan gerginlikler sonucunda üyelik müzakereleri dondurulan, Doğu Akdeniz’deki gerilimler sonucunda AB yaptırımları uygulanan bir ülke konumuna gelen Türkiye, birçok Avrupa hükümetinin silah ihracatına sınırlamalar getirdiği devletler arasında yer alıyor.

İç politika

İç politika başlıklarının başında erken seçim olacak. Muhalefetin her fırsatta erken seçim çağrısı yeni yılda da sürecek. Yüksek enflasyon, yüksek kur, fiyat artışları, işsizlik gibi konular masanın üzerindeki başlıklar olacak.

 

*********

“ÇARE SİZSİNİZ!”

Faruk Çalapkulu (Prof. Dr.) – 2022 beklentileri sorulunca şöyle bir düşündüm. Okuyucularımızın hepsi son iki yılı gün be gün saat saat yaşadılar.

İki yıldır Covit’19 salgınının yarattığı sağlık rüzgârı sosyal ve ekonomik fırtınaya dönüştü. Halen de devam eden bu sağlık endişeleri içinde virüslerin mutasyonlarının isimlerini birer birer öğrenmiştik. En yakın dostlarımızın isimleri gibi onların adlarını da ezberledik.

Derken Kasım Aralık ayları içinde Türk lirası ciddi değer kaybetti ve bir gece hatta bir saat içinde %50 den fazla değer kazandı. Mucizevi şekilde, bir sat içinde parasına böyle bir değeri kazandırabilen başka bir ülke gösterilemez!

Krizler mi?  Bu denli krizleri sessiz sakin atlatabilen bir ülkede yaşıyoruz. Türkiye krizlere karşı inanılmaz bağışıklık kazanmış bir ülke. Dünya krizleri teğet geçiyor, ülke içi krizler vız gelip tırıs geçiyor. Alıştık biz bu hallere. Türkiye Cumhuriyeti öncesi Osmanlı döneminde de yaşamadık mı bunları. Ödemedi mi genç Türkiye Cumhuriyeti bireyleri Osmanlı’dan miras kalan borçları? Ödedi!  İşte böyle alıştı uluslararası sermaye katma değerlerimizi belirli aralıklarla ülkemizden almaya.

2022 de neler olabilir? Bana bugünlerde sık sık sorulan soru bu.

Sevgili dostlar hiçbir şey olmayacak. Olan oldu bir kere! 2022’de de kuzu kuzu ödemelerimizi yapacağız. Hazinenin ihtiyaç duyduğu gelir kaynaklarını artırmak için başvurulacak kaynaklar belli; işin kolayı vergilerin artırılması, varlıkların satılması.

Seçim öncesi vergi kaçaklarının üzerine gidilebilir mi? Üretmeyen toplumlar tüketemez deyip üretim artırıcı radikal önlemler alınabilir mi? Devlette tasarruf tedbirleri alınabilir mi? Sözde gündeme getirildi icraatı görülmedi.

Şu hâlde çözüm ne olabilir. Behçet Necatigil şiirinde ne güzel betimlemiş:

“Ya ümitsizsiniz

ya da ümit sizsiniz.

Ya çaresizsiniz

ya da çare sizsiniz.”

Yeni yılda millet olarak güven duygularımızı artırarak, umutlarımızın yeniden filizleneceği yaşam mücadelesine devam edeceğiz dostlarım. Sağlık içinde mutlu yıllarınız olsun.

******

“TÜRKİYE SAYGIN BİR MÜTTEFİK OLARAK KALMAYI HEDEFLEMELİDİR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist)- Türkiye maalesef Batı ittifakından kendisini ayıracak bir yörüngeye girdi. Ancak doğu ülkeleri ile güvenilir bir işbirliği, kendisini güvence altına alacak bir askeri ittifak yapmasına da olanak görmüyorum. Bu birkaç açıdan zordur:

  1. Rusya bildiğiniz gibi tarihte Türkiye’den toprak almış, boğazların kontrolünü talep etmiş bir ülkedir. Bu emellerini NATO şemsiyesi altında olmamızdan dolayı gerçekleştirememiştir.
  2. Batı askeri ittifakından uzaklaşmamız çok pahalı bir maceradır. Silah sistemlerimizde çok köklü bir değişim gerektirir.
  3. Türki cumhuriyetler hala büyük ölçüde Rus ekonomik ve askeri hegemonyasındadırlar. İslam ülkeleri kendi aralarında savaşa neden olabilecek ihtilaflarla baş etmeye çalışmaktadırlar. Biz Arap da değiliz, Farsi de değiliz onlarla ekonomik ilişkilerimizi geliştirmekten öte bir işbirliğine girmek olanağı göremiyorum.
  4. Uzakdoğu ve Afrika ülkelerinde ekonomik fırsatları değerlendirmenin ötesinde politik ve askeri önemi olabilecek ittifaklar olabileceğini düşünmüyorum. Libya ile yapılan “mavi vatan” diye adlandırılan proje istisnadır!

Bu nedenlerle Türkiye’nin rasyonel davranış siyasetine dönerek çağdaş, laik, demokratik ülke özelliği hakim olacak biçimde, Batı ittifakı içinde, saygın bir müttefik olarak kalmayı hedeflemelidir diye düşünüyorum.

******

“DIŞ POLİTİKADA ZORLU BİR SÜREÇ BEKLİYOR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Yeni yıla yeni umutlarla girmeyi çok arzu ederiz. Ama öyle görünüyor ki; 2022 yılı, geçmiş yıllardaki hataların telafisi için uğraşacağımız bir yıl olacak. Bunun emareleri şimdiden görülmeye başlandı.

Son on yılda ABD ve bazı AB ülkelerinin telkinleriyle uygulamaya koyduğumuz Ortadoğu politikamızdan ülkemizin lehine hiçbir sonuç alamadık. Neredeyse bütün bölge ülkeleriyle ilişkilerimiz bozuldu. Şimdi Mısır, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ermenistan’la ilişkileri“normalleşme” adı altında geliştirmeye çalışıyoruz. Ülkemizin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumda bu adımların nelere mal olacağını, hangi tavizleri vermek zorunda kalacağımızı henüz bilmiyoruz. Bu süreçte ABD IŞİD’le mücadele bahanesiyle PKK’yı Suriye’ye yerleştirdi. Şimdi de IŞİD’in Kerkük’e girmeye hazırlandığı bahanesiyle Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi (IKYB) peşmerge güçlerinin Kerkük ve ilçelerine sevk edildiği, Irak Türkmenlerinin; Kerkük’ün IKYB tarafından işgal edilmekte olduğu endişesi içinde olduğu haberlerini alıyoruz. Bölgemizde IŞİD’le mücadele bahanesiyle büyük Kürdistan adım adım kuruluyor… Bunun yanında ABD ile birlikte girdiğimiz Suriye macerasının faturasını ülkemizde milyonlarca sığınmacıyı ağırlayarak, kendi kaynaklarımızla Suriye’nin kuzeyinde yerleşim merkezleri inşa ederek ödüyoruz. AB, sığınmacıların Türkiye’de kalması halinde mali destek vermeyi taahhüt etmesine rağmen bundan kaçınıyor, mutabakatın güncellenmesi konusunda isteksiz. Yunanistan sınırına duvar örüyor. Güneydoğu bölgemiz Araplaşmış durumda… Hatta artık Hatay’ın Suriye’ye ait olduğu bile dillendirilmeye başlandı. Özetle Suriye ile ilişkiler ve sığınmacılar da uzun yıllar sorun olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Yunanistan Ege’de 19 ada ve iki kayalığı anlaşmalar hilafına işgal etti, silahlandırdı. Anlaşmalarla sadece kullanım hakkını verdiğimiz Taşoz adası yakınlarında, Türk karasularında günde 4 bin varil petrol çıkarıyor. Durumunu sağlamlaştırmak için ABD ve başta Fransa olmak üzere AB ile iş birliği halinde ve sürekli silahlanıyor. Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmalarımızı durdurduk. Libya ile ilişkilerimiz dondurulmuş görünüyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Mısır’ı yanına alarak yeniden bir münhasır ekonomik bölge krizi çıkarmaya hazırlanıyor. Böyle devam etmesi halinde Ege ve Doğu Akdeniz’deki kayıplarımızı telafi etmemiz çok zor görünüyor.

ABD ile ilişkilerimiz en soğuk döneminde. Rusya’dan satın aldığımız S-400 füzeleri bahane edilerek F-35 projesinden ihraç edildik. Zararımızı F-16 alarak gidermeye çalışıyoruz. Oysa F-35 projesinden ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) çerçevesinde çıkarılmıştık. CAATSA yaptırımları F-35’leri kapsıyor da F-16’lar kapsam dışı mı? Yoksa yine kandırılıyor muyuz? Asıl sorun S-400’ler mi, yoksa başka pazarlıklar, ABD’nin bizden istediği başka şeyler mi var bilmiyoruz.

ABD ile ilişkiler zayıfladıkça Rusya’ya yanaşıyoruz. Astana süreciyle Suriye’de bir iş birliği geliştirilmişti. Sonradan İdlib’de radikal İslamcı muhaliflerle mücadele konusundaki taahhütlerimizi yerine getirmemekle suçlandık. Ardından Ukrayna’ya İHA ve SİHA satışımız Rusya tarafından düşmanca tutum olarak algılandı. ABD, Rusya-Ukrayna gerginliğine müdahil olmamızı istiyor. Rusya ise ilişkilerde oldukça temkinli. Rusya’nın dış politikadaki kararlı duruşuna bakıldığında, Türkiye’yi kontrol altına almadan lehimize adım atması mümkün görünmüyor.

Dışarıdan gözlemleyenler, dış basındaki haber ve analizlerinde;“Türkiye’nin, uluslararası kamuoyunda; demokrasisi gerileyen, ekonomisi krize sürüklenen, dış politikada zikzaklar çizen, öngörülemez bir ülke görüntüsü sergilediğini” dillendirmekte…

Bunların yanında terör sorunumuz hala devam ediyor. Ama terörle mi, teröristle mi yoksa kendi kendimizle mi mücadele ediyoruz belli değil. Terörle mücadelenin siyaset üstü bir anlayışla ele alınması gerekirken siyasi propagandaların malzemesi olmuş durumda. Böyle devam ederse terör sorunu daha çok uzun yıllar gündemden düşmeyecek gibi görünüyor. Dileriz daha fazlası olmaz.

Dış politikamızda tablo oldukça karamsar. Bunda iç politikadaki zafiyetlerimizin, ekonomik sıkıntılarımızın büyük rolü var. Ama sorunlarımız ne kadar büyük olursa olsun Türk Milleti mutlaka bir çözüm bulacaktır. Yeter ki siyasi çıkarlar uğruna birlik, beraberlik ve bütünlüğümüz bozulmasın. 2022 yılının ülkemiz ve milletimiz için dostluk, kardeşlik, barış, hoşgörü ve huzur dolu bir yıl olması en büyük dileğimizdir.

 

*********

“SÖZ BİTTİ AMA UMUTSUZ YAŞANMIYOR”

Can Pulak (Gazeteci / Yazar) – Çok kötü bir yılı, bir daha yaşamamak dileğiyle uğurluyoruz, hatta kovalıyoruz. Oysa yılın başında ne güzel dileklerde bulunmuş, ne umutlar beslemiştik 365 gün için…

Yine olmadı, bırakın dileklerimizin gerçekleşmesini, olmayacak ve inanılmayacak işler geldi başımıza. Sözün bittiği yere geldik dayandık. Ama umutsuz yaşanmıyor işte. Hep kötü gidecek, hep kötülükler bizi bulacak, iyilik ve güzellikler hiç yanımızdan bile geçmeyecek değil ya. Her karanlığın bir aydınlığı vardır. İşte o aydınlığı 2022’de kucaklayacağımıza, üzüntü-dert ve sorunları geride bırakacağımıza inanıyorum. Yanlışlar yapıla yapıla doğrular yakalanıyor. Geçmiş bunun sayısız örnekleriyle dolu. Biz de çok büyük yanlışlıklar yaptık ve milletçe yanlışlık limitlerimizi doldurduk artık. Şimdi derlenip toparlanmaya, kardeşçe kucaklaşmaya ve yaralarımızı sarmaya geldi sıra.

2022’de bunu başaracağımıza, 2021’nin yanlış ve tuzaklarına düşmeyeceğimize, Türkiye’yi hep birlikte düze çıkaracağımıza eminim. Bu noktaya yaklaşmayı kolaylaştırmak için biz ihtiyarların artık yerlerimizi gençlere bırakmamız lazım. En azından ilk etapta siyasi kadroyu yarı yarıya gençleştirmemiz lazım. Milli menfaatleri kişisel menfaatlerin önüne çıkarabilirsek eğer -ki başka bir şansımız yok- Türkiye’yi krizden kurtarabilir, ileriye taşırız. Akıl bize, Anayasa’mıza sıkı sıkıya sarılmamızı, dini acilen devlet işlerinden uzak tutmamızı, Başkanlık sistemini hemen terk ederek güçlü bir parlamenter sisteme dönmemizi, siyasi hesaplaşmaları devre dışı bırakmamızı ve süratle bir (ülkeyi onarım planını) devreye sokmamızı emrediyor.

Ülkemizi dış güçlerden koruyabilmek için iç güçleri harekete geçirmeli, iktidarıyla muhalefetiyle (çıkarcı yandaşlık) yollarını tıkamalı, yorgun ve yaşlı siyasetçilerimize dinlenme imkanı tanımalı ve yerlerine iyi yetişmiş, çağdaş medeniyete, Atatürk’çülüğe ve onun ilke ve inkılaplarına odaklanmış gençleri getirmeliyiz. 2022 gençlere güvenme ve fırsat verme yılı olmalıdır.

Yeni yılı bu temennilerle karşılıyor, gelecek 365 günün vatanımıza, devletimize ve insanımıza huzur, güven, sağlık ve mutluluklar getirmesini diliyor, hepinizin 2022 yılını en içten duygularla kutluyorum.

*******

“2022 VE YENİ BİR DÖNEMİN DOĞUM SANCILARI”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci-Yazar)- 2022 yılına girerken, ülkemizin ve halkımızın temel gündemini, içinde bulunduğumuz ekonomik buhran ve kriz koşulları oluşturuyor. Bununla birlikte iç ve dış politikada da önemli sorunlar çözüm bekliyor. Kartopu gibi büyüyen ve her geçen gün daha da ağırlaşan ekonomik ve politik sorunların, bugünkü sistemle ve iktidarla çözülemeyeceği anlaşılıyor. Dolayısıyla, önümüzdeki süreçte, siyaset alanında yeni arayışların gündeme geleceği ve değişim talebinin daha da yükseleceği görülüyor.

20 yıldır iktidarda bulunan siyasal anlayışın, artık ülkeyi yönetemez ve sorunlarla baş edemez hale geldiği gerçekliği, geniş kitlelerde giderek genel kabul görüyor. Bu durum, muhalefetin erken seçim talebini ve mücadelesini öne çıkarıyor. Muhalefetin oluşturduğu ittifak ve birliktelik, bugünlerde halktan daha çok destek buluyor. Bu durum, muhalefet blokunun 2022 yılı içinde daha da büyüyüp genişleyebileceğini gösteriyor. Geçim koşulları her geçen gün ağırlaşan / zorlaşan yurttaşların ortak umudu haline gelen muhalefet bloku, siyasette gücünü artırıyor ve ağırlığını hissettiriyor.

Bu bağlamda, işsizlik, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi sorunların burgacında kıvranan geniş kesimler, muhalefetin erken seçim talebini destekliyorlar. Erken seçim talebi her geçen gün daha da büyüyor ve yaygınlaşıyor. Öyle görünüyor ki; iktidar bloku, şimdilik seçime uzak dursa da muhalefetin talebiyle ve koşulların zorlamasıyla, 2022 yılı içinde seçime gitmek zorunda kalabilir.

Aslında bu saatten sonra iktidarın yeni ve tutarlı politikalar ortaya koyamayacağı, hemen bütün toplumsal kesimlerin ve onların temsilcilerinin ortaklaştığı ağırlıklı görüştür. Dolayısıyla, bu darboğazdan ancak bir sistem ve iktidar değişimiyle çıkılabileceği görülmektedir. Yönetsel sistemin ve siyasal iktidarın değişmesinin yolu da seçimden geçmektedir. Muhalefetin ‘erken seçim’ talebinin ardında, böylesi bir toplumsal gerçeklik ve siyasal yaklaşım vardır. Bu bağlamda, 2022’nin ağırlıklı olarak seçim tartışmalarıyla geçeceği anlaşılmaktadır.

Kısacası, 2022 yılı ile birlikte, ülke ve halk olarak, siyasette yeni bir dönemin doğum sancılarına tanık olacağımız anlaşılıyor. Önemli olan bu sancıların mümkün olduğunca problemsiz / sıkıntısız atlatılabilmesi… 2022’nin, içinde bulunduğumuz ekonomik ve politik sorunlarla birlikte, yaşadığımız otoriter siyaset anlayışının da aşılabileceği bir yıl olmasını, içtenlikle diliyoruz.