Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Olaf Scholz

Çok değil günümüzden iki yıl kadar önce, Avrupa Birliği’nin dinamosu olan ve dünyanın en büyük beş ekonomisi arasındaki Almanya’nın geleceği en parlak şirketlerinden birisi de  Wirecard idi ve  çevrim içi ticaret platformlarında ödeme işlemlerinin altyapısını sağlıyordu. 1999’da kurulmuştu ve  hissedarları arasında The Goldman Sachs Group, Morgan Stanley, Societe Generale S.A., Bank of America Corporation ve Citigroup gibi devler vardı.

Wirecard AG, 18 Eylül 2006 yılında, Deutsche Börse (Almanya Borsası) Tec DAX endeksine kote edildi ve DAX’a bağlı en büyük 30 Alman teknoloji şirketinin arasında yer aldı. Daha 2006’lı yıllar itibariyle, Deutsche Börse AG, TecDAX sıralamasında, piyasa değeri büyüklüğünde 15. sıraya, ciro hacminde de 18. sıraya yerleşti. Yıllık net gelirleri 100 milyon euro düzeyinde idi.

2019 yılında Wirecard’ın denetimini yapan bağımsız bir finans kurumu (EY), şirketin hesaplarında 1,9 milyar eurodan fazla paranın kayıp olduğu gerekçesiyle o yılın mali bütçesini onaylamadı! Gerisi çorap söküğü gibi geldi ve konuşulmadık ne Merkel’in bu şirket yatırım pazarı için Çin ile görüşmesi ne de dönemin Maliye Bakanı Scholz’un mali suç faaliyetlerini engellemeye yönelik yeterli tedbir almadığı kaldı. Sonuçta Wirecard, ülke tarihindeki en büyük finansal skandalın merkezini teşkil etti ve gelişen süreçte, 3,2 milyar euro değerindeki borçları ile birlikte Haziran 2020’de şirket iflas başvurusu ile kapandı.

Bu hafta, Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili ve Maliye Bakanı Olaf Scholz‘un başbakanlığa seçileceği Alman Federal Meclisi Baerbel Bas başkanlığında toplandığında, tek olumsuz gölge Wirecard skandalının burukluğu idi herhalde! Meclis’in gizli oylamasında, Scholz, ilk turda oylamaya katılan 707 milletvekilinden 395’inin oyunu aldı ve gözünü görev süresini dolduran ve milletvekili olmadığı için meclis tribünlerinden kendisini seyreden Angela Merkel’e dikti. Çünkü aynı skandalı bir Başbakan olarak göğüslemek şansızlığı onun omuzlarına binmişti.

Olaf Scholz, yetenekli bir iş hukuku avukatı.14 Haziran 1958 tarihinde Aşağı Saksonya’nın Osnabrück kentinde dünyaya geldi. Ailesi tekstil işkolunda idi ve daha 17 yaşında iken SDP’ye üye oldu. Hamburg Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi, sonrasında da 2011 yılından itibaren iki dönem Hamburg Belediye Başkanlığı yapmasının ardından Bundestag’a ilk kez ayak bastı. Yani neredeyse çeyrek asırdır Sosyal Demokratlardan milletvekili olarak Meclis’de. Hatta 2019 yılında genel başkanlık için aday da oldu ama kuruluşu 1863 yılına kadar giden köklü Almanya Sosyal Demokrat Partisinin (Sozialdemokratische Partei Deutschlands – SPD) başkanlığını Sigmar Gabriel kazandı. Ama geçen eylül’de yapılan seçimlerde oluşan konfigürasyonda partisi %25,7 ile birinciliği alınca partisi ile Yeşiller ve Hür Demokratlar (FDP) arasında, koalisyon görüşmelerine liderlik etti ve sonuçta da Alman kamuoyunda yapılan anketlerde  “en sevilen sosyal demokrat siyasetçi” unvanının da yaptığı ivmelenme ile yeni hükümetin başbakan adayı oldu.

Almanya’nın çiçeği burnunda Şansölyesi Olaf Schulz’un lakabı ‘Scholzomat’! Bu, ismi olan Scholz ile otomat sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşuyor: Konuşmaları monoton ve duygu içermeyen bir yapıda olduğu için bu sıfat uygun görülmüş!  Bu arada son Alman genel seçimlerinde Türk kökenli 18 milletvekilinin seçilerek Federal Meclis’e girdiğini ve yeni hükümette de Gıda ve Tarım Bakanlığına Cem Özdemir’in Yeşiller Partisi kontenjanından yer aldığını belirtelim. 55 yaşındaki Özdemir, Almanya’nın tanınmış siyasetçilerinden ve Yeşiller Partisinin eş başkanlığına kadar yükselmiş bir isim.

Scholz, Cumhurbaşkanlığı konutu olan Bellevue Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’den atama belgesini alarak göreve başladı. 63 yıllık ömrünün 46 yılını dolduran politik yaşamının zirvesine adım attığı bu günlerde, geçmişte ülkesinin en büyük finans skandalı olan Wirecard’ın oluştuğu dönemde maliye bakanı olma bahtsızlığını yaşamış olsa da, her şey istediği gibi gitmiş görünüyor.

Pandemi dolayısı ile Avrupa Birliği bütçesinden 750 milyar euroluk bir fon yaratılmasının mimarı olarak bu konuda gösterdiği yüksek performans, diğer AB Liderleri gözünde haklı bir prestij kazanmasına yol açtı ve böylelikle biraz da olsa Merkel’in isminin ağırlığından sıyrılma başarısını gösterebildi.

Scholz, seçimlerdeki rakipleri Yeşiller Lideri Annalena Baerbock’un yersiz CV’sini zenginleştirme saplantısı ve en kuvvetli aday olan ve  Türk arkadaşları nedeni ile Türk Armin sıfatı ile anılan Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDP) genel başkanı Armin Laschet’in sel kurbanları için yapılan seromonide o ortama uymayan şakaları ile yaptığı gaflar sonrası ortaya çıkan bir çok rastlantının kaymağını yese de esasta,popüler,güvenilir,deneyimli,ehil ve  soğukkanlı kişiliği ile Alman seçmeni için Merkel sonrası sisteminin devamlılığı için en iyi aday olduğunu kanıtladı.

Merkel demişken Scholz’un kabinesinde İçişleri(Nancy Faeser),Dışişleri(AnnalenaBaerbock), Savunma(Cristine Lambrecht),Ekonomi (SvenjaSchulze) ve Kültür(ClaudiaRoth) gibi önemli bakanlıklara kadınların getirildiğini de burada belirtelim.