Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Eğitim, eğitim ve de eğitim

Bazen karamsarlık kaplıyor içimizi.

Bunca Cumhuriyet kazanımından sonra “Acaba geriye doğru mu gidiyoruz”, kaygısı büyüyor çoğumuzda.

Aslında 98 yıllık genç bir devletiz. Osmanlı’nın iyi ya da kötü mirası tam olarak yeni nesillere intikal ettirilemediği için imparatorluk geçmişimiz, kültürümüz, omurgamız ne yazık ki bugüne tam yansıyamıyor.

İlk kurulduğunda nüfusun küçük bir yüzdesinin okuma yazması vardı. Harf Devrimi’nden önce yapılan 28 Ekim 1927 tarihli nüfus sayımında, Arap harfleri ile okuma yazma oranının erkeklerde yüzde 17,42, kadınlarda yüzde 4,63 öldüğü görülüyor. Toplam nüfus içerisindeki okuryazar oranı kadın-erkek ortalaması yüzde 10,58 idi. 2021 itibariyle işe büyük bir sıçrama kaydederek 6 yaş üzeri okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 97,42’e çıktı.

Bugünkü vahim sorun şudur: “Ne okuyoruz, ne kadar, ne için okuyoruz?” Geleceğimizi de şekillendirecek, umutlu ya da karamsar olmamızı besleyecek bu sorunun yanıtı tabii ki eğitimde düğümleniyor.

***

Elbette ki rakamlar daha iyi tanımlıyor ülkelerin küresel ligde hangi konumda olduklarını. Türkiye, BM İnsanı Gelişme Endeksi’nde 189 ülke arasında 54’uncu sırada. GSMH bakımından dünyanın ilk 20sı arasında.

İnsanların algıları da bir fikir verebiliyor. ABD’de yayınlanan U.S. News & World Report anketine göre, dünyanın “en iyi ülkesi” Kanada, ikinci Japonya ve üçüncü Almanya. Türkiye ise 78 ülkenin değerlendirildiği ankette 34. sırada yer alıyor. Ankette ülkeler, yaşam kalitesi, sosyal adalet, yolsuzluk, ırksal eşitlik, modernlik, cinsiyet eşitliği, girişimcilik, iklim hedefleri gibi 76 ölçüte göre değerlendiriliyor.

***

Devletin piyasa güçlerine, sivil toplum kuruluşlarına uluslararası örgütlere terkedemeyeceği bazı temel görevleri, sorumlulukları var. Eğitim, sağlık, güvenlik, dış politika, maliye, adalet, altyapı, çevre ve doğanın korunması bunların başında gelir.

İstediğimiz kadar serbest piyasacı, sosyal demokrat, adalet ve kalkınmacı, milliyetçi, muhafazakar, komünist olalım bu alanlarda hantal, kayırmacı, gizli gündem takipçisi, rantçı değil etkin, verimli, çağdaş, şeffaf ve partizan olmayan devlet müdahalesi, finansmanı, denetiminin kaçınılmaz ve yeri doldurulamaz bir gereklilik olduğunu kabul etmeliyiz.

Bugünün ve geleceğin kuşaklarını tarikat okullarına, “gizli gündemi” olan vakıflara, beyin yıkama fabrikası olarak çalışan öğrenci yurtlarına bırakamayız.  Boşluk bırakırsanız doğanın temel kuralıdır hemen başkaları doldurur.

Nasıl bir Türkiye istediğimiz ile yakından bağlantılı nasıl bir eğitim verdiğimiz, öğrenci ve öğretmelerimizi nasıl yetiştirdiğimiz.

Çağdaş, yurtsever, dünya’da rekabet edebilir, hayat boyu eğitimi benimsemiş, geleneklerine ve dinine vakıf parlak bir nesil mi yoksa dünya’ya sadece komplo teorileri penceresinden bakan, muhakeme yeteneği zayıf, keskin çizgi ve kutuplaşma temelinde saf tutan, müsamahasız, estetik zevklerden yoksun bir nesil mi?

***

OECD’nin tüm dünya’daki eğitim sistemlerini, performansları kıyaslayan Pisa değerlendirme listesinde nerede olduğumuza bakarsanız anlarsınız nereye doğru gittiğimizi.

Öğrenciler ve gençler ile konuştuğumuzda da.

Kalite düşüşü, vasatın hakimiyeti yaşanıyor. Sorgulama yetisi zayıf, ezberci, öğrenme merakı aşınmış, çabuk ilerlemek, para kazanmak arzusuyla yanıp tutuşan, ortak değerleri giderek azalan, ülkesine güvenini kaybetmekte olan bir nesil geliyor. Ne olduğunu tam bilemedikleri, özümseyemedikleri din ve milliyetçilik bağnazlığı ağır basan bir nesil.

Türkiye, GSMH’ya kıyasla eğitime kaynak ayırmada, fiziki altyapıyı iyileştirmede önemli ilerlemeler kaydetti. Şimdi karar vermesi gereken asıl öncelik, kaç para harcadığından ziyade, nasıl bir eğitim verileceği, önümüzdeki çeyrek yüzyılın esnek, dinamik, partiler üstü ve dünya çapındaki eğitim modelini, içeriğini ve onu uygulayacak öğretmelerini geliştirmekte.

***

Türkiye’de eğitim fakültelerimiz yeniden tasarlanıp canlandırılmalı, daha da ileri gidip iluslararası çapta öğretmen yetiştirmeliyiz ki onların öğrencileri de öyle olsun.

Eğitimi torna tezgahı olmaktan çıkarmalıyız. Kim yaparsa yapsın; ister yerli, ister yabancı, ister devlet, ister vakıf. Eğitimi kimin yaptığından ziyade kalitesi önemlidir. Devlet, kalitesini  denetlensin. Eğitim ne kadar çok sivilleşirse, kalitesi de o kadar artar. Ailesinin parası yok ise çocuk bugünkü sistemde okula gidemiyor. Hiçbir çocuğun önü eğitimde kesilmemeli, kabiliyeti ölçüsünde dilediği yerde okuyabilmelidir.

Akp, Chp, İyi Parti, Mhp, Hdp, Gelecek Partisi, DEVA, Saadet tek başlarına belirleyemez bunu. Partiler üstü bir politika olarak görülmeli eğitim.

Zira her birimizi, çocuklarımızı, torunlarımızı ve değişmekte olan dünya’daki yeni konumumuzu etkiliyor, belirliyor.

Dünyanın geleceğinin nasıl evrildiği, ortak paylaşılan değerler, hedefler ve başarılı uluslararası örnekler çerçevesinde kararlaştırılmalı nasıl bir eğitim ve nesil istediğimiz.

Bunu gerçekleştirebilirsek inanın o zaman kimse tutamaz Türkiye’yi.