Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Bir yanlış, bir başka yanlışla düzeltilmek isteniyor

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında olan olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik iddialar, “kur garantili mevduat” kararına “en yüksek faiz” gibi yeni düzenlemeler, tarikatlar “kur garantili mevduat” için “Caiz değildir” ve “kararın Nass’ın arkasına saklanmasına” itirazları, müteahhitlerin “demire, çimentoya, enerjiye gelen zamlardan gördükleri zararlar” konusundaki “destek kararı” konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – İstanbul üzerine yazılan senaryo konusundaki yorumunuz? “Özel teftiş” uygulaması sizce nasıl gelişecek?

K – Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul yenilgisini bir türlü hazmedemedi. Hem sadece bir değil, iki defa –ikinci yenilgi bana göre çok daha önemli, çünkü hem halkın bu sefer muhalefet olan mağdurun yanında olduğunu gösteriyordu, hem de iktidarın düşüş sürecinin başladığını ilan ediyordu– olduğu için, hem de İstanbul ana rant kapısı olduğu için. Bu nedenle de elinde değil “fıtratında var” Erdoğan başından beri en fazla İstanbul yönetimiyle uğraşıyor. Burada sanırım İmamoğlu’nu da gelecekteki en ciddi muhaliflerinden biri olarak görüyor. Bu sebeple de, kendi aleyhine olduğunu göre göre, ters tepeceğini bile bile, haksız yollarla İmamoğlu’nun üzerine gidiyor. Mansur Yavaş ile ilişkisi örneğin daha farklı. Şimdi normalde Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu gibi gözüküyordu. Ama eğer kendisini tutamaz da İstanbul’a bir kayyum atar, İmamoğlu’nu görevden alacak olursa, -ki insan bir taraftan öyle olmasını diliyor– başına çok önemli bir “bela” almış olacak ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde karşısında büyük ihtimaldir Ekrem İmamoğlu’nu bulacak. –Çünkü biliyorsunuz CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimi için Ekrem İmamoğlu veya Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı aday göstermemesinin belki de tek gerekçesini, bu isimlerin Cumhurbaşkanlığı yarışına girmeleri durumunda bu şehirlerde belediye meclislerinde çoğunlukta olan Cumhur İttifakı adayının yeni belediye başkanı olacak olmasına ve bu makamların kayıp edileceğine bağlamıştı.– Ve yine büyük ihtimaldir Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimini büyük farkla kaybedecek çünkü yarattığı bu mağduriyet sadece İstanbul değil, tüm halkın gözleri önünde yaşanıyor. Yoksa İstanbul Büyükşehir Belediyesi için ortaya koydukları “terörle iltisaklıların belediyeye alınması” gerekçesi evlere şenlik! Bir defa Belediye’ye iş alımlarında İçişleri ve Adalet bakanlıklarından güvenlik soruşturması yapılıyor. Diyelim ki bu soruşturmalarda bu kişilerin terörle iltisaklı oldukları atlanmış. Bunun sorumlusu Belediye değil bu bakanlıklar. Bunun nedeni de ya hata, ya da kasıtlı bir atlama olur ki bu daha da sorunlu bir durum. Ayrıca bir kurumda terörle iltisağı olduğu kişilerin ortaya çıkması o kurumun başındakini ne derece bağlar? Bunu en güzel AKP’liler kendileri ifade etti. AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, bu konuda HaberTürk’e “Buradan belediye başkanına sorumluluk çıkartılamaz. Eğer çıkarmaya kalkarsak o zaman Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, yargıda, emniyette pek çok kurumda sayıları binlerle ölçülen terörist bulunup ayıklandı. TSK’de bir terör örgütü ile ilişkili binlerce insan bulunduğu için Genelkurmay Başkanı’nı mı suçladık ki, belediye çalışanları arasında terörist bulunursa belediye başkanını suçlayalım. Böyle yaparsak kendimizi inkâr etmiş oluruz” açıklamasında bulundu. Ayrıca eğer hakikaten bu kişilerin terörle ilgisi varsa bunun istihbaratını, araştırmasını yapıp delilleri ortaya koyacak ve Adalet Bakanlığı’na bunlar hakkında işlem yapılması için başvuracak mercii İç İşleri Bakanlığı. Ama sanki bu bakanlık bir dedikodu bakanlığıymış gibi Bakan çıkıp iddiaları ortaya atıyor ama uzun süre isimlerden bahsedemiyor. Kanıtları ortaya koymalı, gereğini yapmalı. İmamoğlu görevden alınsa AKP’nin çoğunlukta olduğu Belediye Meclisi’nden yeni belediye başkanı olarak seçilmesi çok muhtemel olan AKP İstanbul Büyükşehir Belediyesi Grup Başkanı ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu da bu konuda gayet yerinde bir açıklama yaptı: “Bir insan net tespit olmadıkça bir konuyla ilgili isimlendirmek hakkaniyet ve hukuk adına doğru olmaz. … Kalkıp da zanla böyle bir ifadeyi kullanmak doğru olmaz” dedi. Nereden baksanız tutmayacak bir iddia ve saldırı süreci. O kadar ki aklı başında AKP’liler bile, Erdoğan’a karşı çıkmak, karşı bir söylemde bulunmak pahasına, bu çarpıklığı ifade etmekten kendilerini alamıyorlar. Çünkü bunun partiye zararını görüyorlar. Bu süreç tamamen İmamoğlu’nu öne çıkartacak ve Türkiye’nin yakın geleceğini şekillendirecek bir hale evrilebilir.

 

GÖZLEM Başta CHP olmak üzere Millet İttifakı ve müttefikleri nasıl hareket etmeli?

K – Gayet güzel hareket ettiler. Tüm büyükşehir belediye başkanları hep beraber toplanıp destek açıklaması yaptılar. “Ankara’nın taşına bak” türküsü eşliğinde, çok üst perdeden bir “karşı çıkış” sergilediler. Ben Kemal Bey’in yerinde olsam dua ederim böyle haksız bir süreç sonunda bir kayyum atamasıyla Ekrem İmamoğlu görevden alınsın. Bu kendisini doğal olarak doğrudan Cumhurbaşkanlığı adaylığı konumuna taşır ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimini açık ara önde bitirmesini sağlar. Bunu Erdoğan görüyor mu bilmiyorum ama “biat” kültürüyle tanınan AKP içinde Erdoğan’ı bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda en üst perdeden “Yanlış yapıyoruz” açıklamalarının gelmesi, AKP’lilerin de bu kanaatte olduğunu ortaya koyuyor.

 

GÖZLEM – “Kur garantili mevduat” kararına “en yüksek faiz” gibi kısıtlamalar getirildi; ne diyorsunuz?

K – Hem bankaların ödeme yapacakları faiz konusunda kısıtlamalar var, hem vade konusunda. Türkiye’de, hele şimdiki gibi çalkantılı dönemlerde, mevduat vadeleri çok kısalıyor. Mevduatın önemli bölümü aylık vadelerde. Bu sistemden yararlanmak için en az 3 aylık vade belirlemek gerekiyor ki, hem bu, hem faiz getirisinin enflasyonun çok altında kalıyor olması –ki şöyle bakın; bu sisteme göre açılacak hesaplarda tasarruf sahibine Merkez Bankası faizinin en fazla 3 puan üstünde faiz verilebilecek. Bu durumda eğer döviz söz konusu dönemde ciddi biçimde değer kazanmazsa, bu mevduata yatırım yapan tasarruf sahibi gerçek enflasyonun çok çok altında bir faiz oranına mahkum kalmış olacak– bu sistemin tasarruf sahibi açısından beklenen getiriyi sağlamayacağını ortaya koyuyor. Buna bir de devlet bütçesi açısından ortaya çıkan tehlikeyi eklemek gerek. 3 Ocak’ta açıklanacak aylık enflasyonun normal şartlarda yüzde 10’un üzerinde olması gerekiyor. Bu durumda enflasyon ne kadar yüksek olursa, Merkez Bankası faizi ile farkı o kadar açılacak. Dolayısıyla dövize talep olması durumunda devletin üstlenmesi gerekecek miktar çok ciddi biçimde artacak. Bu miktarın eski Merkez Bankası başekonomisti Hakan Kara’ya göre 200 milyar lirayı bulması içten bile değil. Bu şartlarda bu para ya borçlanmayla, bana kalırsa daha fazla para basılarak ve hem enflasyona, hem de iflas riskine neden olarak karşılanacak. Bu sistemle çok yakın zamanda ekonomi çok daha büyük bir çıkmaza doğru sürüklenecek.

 

GÖZLEM – Tarikatlar “kur garantili mevduat” için “Caiz değildir” diyorlar ve “kararın Nass’ın arkasına saklanmasına” itiraz ediyorlar, ne diyorsunuz?

K – Laik bir ülkede ben “dinci” iktidarın gerçek dindarları bile inandırmayan açıklamalarını yine dine göre değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Öte yandan mantıksal açıdan bu işin “Faiz haramdır” hükmünü kabul eden gerçek dindarlar açısından faizden farklı olmadığı ortada. Bu söylem ile “cahil” kesimleri veya AKP tabanını ne derecede ikna ettikleri ise muamma.

GÖZLEM – Türlü çeşitli açıklamalar ve kararlarla “Doların yükseltilmesi ile düşürülmesi”, adeta bir “emme basma tulumbaya” benzemiyor mu? Birileri düştüğünde (emme) de, yükseldiğinde (basma) de kazanmıyor mu; ne dersiniz?

K – Kesinlikle katılıyorum. Özellikle piyasaların kapalı olduğu ve sade vatandaşın işlem yapamadığı saatlerde yapılan, kimi iddialara göre 20 milyar dolara varan meblağdaki döviz satışlarının, kimin cebinden, kimin zararıyla kime aktarıldığı elbet bu iktidar değiştiğinde ortaya çıkacaktır. Piyasa o kadar sığ ki, bu kadarlık bir hacimle dolar kurunu 17 küsurlardan 10’lara indirmek kolay. Ama yine piyasanın sığlığı aynı kurun bir iki hafta içinde yeniden yükselmekte olduğu gerçeğini de yaşayarak gösteriyor.

 

GÖZLEM – Müteahhitlerin “demire, çimentoya, enerjiye gelen zamlardan gördükleri zararlar” konusundaki “destek kararı” konusundaki görüşünüz?

K – O kadar kuralsız bir düzen var ki, aldıkları bir kararı düzeltmek için bir başka yanlış karar almak zorunda kalıyorlar. Bir açıdan “Allah’ın sopası yok” denilen durum ile karşı karşıyalar. İki yanlış bir doğru etmediği gibi her yanlış başka bir yanlışa yol açıyor. Piyasanın normal işleyişini de, alınan kararlar bir bütünlük arzetmediği için, ciddi biçimde bozuyorlar.

 

GÖZLEM – “Korkumuzdan yeni araba alamıyoruz, eski Başkan’ın 11 yıllık arabasına biniyoruz” açıklamasını yapan Diyanet İşleri Başkanı’na tepkiler geldi. İlahiyatçı Cemil Kılıç da, “Diyanet başkanı, tepkilerden çekindikleri için yeni makam arabası alamadıklarını, önceki başkanın arabasını kullandıklarını söylemiş. Keşke tepkilerden çekinmek yerine Allah’tan korksaydınız. La havle vela kuvvete illa billah…” dedi. Siz ne diyorsunuz?

K – Çok güzel ifade etmiş ancak bu ifadelerin Diyanet İşleri Başkanı’nı hiç ilgilendirmeyeceğini tahmin etmek için din alimi olmaya gerek yok. Başkan yeni araba alamadıklarını ifade etmiş ama yeni arabalara, çok daha büyük israfa neden olacak şekilde kiralama yoluyla bindikleri de hemen ortaya çıktı. Bu dönem hakikaten tarihe ikinci bir Lale Devri olarak girecek.