Dolarizasyonu önleyelim derken tüm mevduat dolara endekslendi

Türkiye’de bankalardaki mevduatın yüzde 65’e yakını döviz cinsinden oluşuyor. Vatandaşın bankada 100 lirası varsa bunun yaklaşık 65 lirası döviz. Son kararla, kalan 35 lirayı da dövize çevirmenin önü açıldı. Uzmanlar, “Tehlikeli… Enflasyonun patlamasına neden olur” diyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Döviz kurlarının ve enflasyonun kontrolden çıkması, iş dünyasının tüm kesimlerinden seslerin yükselmesiyle birlikte Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yılın son Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sonrasında bir dizi yeni önlem açıkladı.

Erdoğan, “Bu yeni araç şöyle işleyecektir; insanlarımızın bankadaki TL varlığını, mevduat kazancı kur artışından yüksekse bu getiriyi elde edecek. Kur getirisi mevduat kazancının üstünde ise aradaki fark doğrudan vatandaşımıza ödenecek bu kazanç stopaj vergisinden muaf tutulacak” dedi.

“Bundan sonra hiçbir vatandaşımızın ‘kur daha yüksek olacak’ diye mevduatını Türk Lirası’ndan dövize geçirmesine ihtiyaç kalmayacak” diye konuşan Erdoğan, yeni aracın dövizin muhtemel getirisine Türk Lirası varlıklarda kalarak ulaşılabilmesini sağlayacağını söyledi.

Erdoğan’ın açıkladığı yeni düzenleme, muhtemelen ekonomik krizler tarihine “20 Aralık Kararları” olarak geçecek. Düzenlemeyle, faiz indirimleriyle oluşan döviz talebindeki artışı ve TL’den kaçışı dizginleme amaçlandı. Bu düzenlemeyle, TL mevduat sahiplerine kur artışı kadar “kur farkı” ödemeyi garanti kapsamına alındı.

Tüm mevduat dövize endekslendi

Türkiye bankalarındaki mevduatın yüzde 65’e yakını döviz cinsinden oluşuyor. Yani vatandaşın bankalarda 100 lirası varsa, bunun yaklaşık 65 lirası döviz cinsinden. Hükümet şimdi aldığı kararla kalan 35 lirayı da dövize çevirmenin önünü açtı. Dolarizasyondan kaçalım derken, tüm mevduat dolara endekslenmiş oldu.

Şimdi herkesin bir birine sorduğu soru şu; bu tedbirler, ekonomideki ateşi söndürür mü? Uzmanlara göre, “kurlar daha da artacak” diye dövize yönelen TL mevduat sahiplerini frenleme çabasında oldukça “radikal” ve “yüksek maliyetli” bir adım atıldı. TL mevduata “kur farkı” ekonomistlere göre örtülü bir faiz artışı. İktidar, madem bu kararı alacaktı, sadece son birkaç ayda TL’nin yüzde 50’yi aşan düzeyde değer kaybetmesi neden beklendi? TL mevduat sahiplerine bu kayıpları için kur farkı verilecekti, o zaman neden faiz indirerek TL’yi bu kadar değersizleştirmekte ısrar edildi ve ekonomiye ağır hasar verildi?

TL değer kazandı

Kararların açıklanmasının ardından dolar, euro, altında sert düşüş yaşandı. Pazartesi günü tarihi dalgalanma ile TL karşısında 18 liranın üzerine çıkan dolar, sert düşüşle 12 lira seviyesinin altına kadar geriledi. 20 lira seviyesini aşan Euro/TL kuru ise 13,50 seviyesinin altına düştü. 1062 TL’yi gören gram altın, 639 liraya kadar düştü.

Ancak pek çok tasarruf sahibinin TL’de kalıp kur farkı beklemek yerine, doğrudan dövizde kalmayı tercih etmesi büyük olasılık. Hükümetin aldığı “kur farkı” kararı aynı zamanda kurların artacağının itirafı. Bir başka kararla, kurun ne olacağını öngöremediği için fiyat belirleyemeyen ihracatçılara, Merkez Bankası (MB) tarafından ileriye dönük kur rakamı garantisi verilmesi. Merkez Bankası “bizim kur hedefimiz yok, dalgalı kur sisteminde kur serbestçe dalgalanır, iner çıkar” demişti.

Ekonomistler: “Yeni bir deneye geçtik”

“Kur farkı” kararının örtülü bir faiz artışı olduğu görüşünde hem fikir olan ekonomistler, iktidarın yeni bir deneye geçtiğini, farklı bir yolla yapılan bu artışın piyasayı daha da kötü etkileyebileceği vurguluyor. Bilkent Üniversitesi’nden Refet Gürkaynak, “Adına faiz artışı denmeyerek epik faiz artışı yapıldı” dedi ve “Merkez Bankası %14 ile para vermeye devam edecekse bu da işe yaramaz. Temel iktisat ile kavgaya girip bütün ülkenin kafasını gözünü yardırdılar” yorumunda bulundu.

Reuters’a konuşan döviz alım satım şirketi Tempus’un başkan yardımcısı John Doyle, “TL’de bugün yaşanan hareketlilik devasa olsa da biraz daha geniş zaman aralığına baktığımızda TL’nin değeri Perşembe günkü seviyelerde.” dedi.

Enflasyon Araştırma Grubu kurucularından Ekonomist Prof. Dr. Veysel Ulusoy, yeni adımları, “Şimdi de dövizi kontrol ederek (örtülü) faizi ve enflasyonu dalgalanmaya bırakma deneyine geçtik arkadaşlar” diyerek yorumladı. Ulusoy, “Şimdi de dövizi kontrol ederek (örtülü) faizi ve enflasyonu dalgalanmaya bırakma deneyine geçtik arkadaşlar. Hayırlı olsun” dedi.

Mahfi Eğilmez bunun dolaylı bir faiz artışı olduğunu belirtti, “Kur % 40 artmış, faiz % 14 ise aradaki 26 puan ödenecek. Ve bunun adı faiz olmayacak. Müthiş” dedi.

Ekonomist Güldem Atabay da, “Mali denge kalan son kaleydi. O da gitti. Seçim öncesi Hazine’ye yüklenileceği az çok tahmin edilebilmekteydi. Fakat şapkadan çıkan bu son tavşan büyük bir riski Hazine’ye aktarmakla kalmıyor vergi adaletini de kalbinden vuruyor” diye yazdı.

Halk TV’den gazeteci Emin Çapa ise, “Riskin büyüklüğünü basitçe anlatayım” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Diyelim ki mevduat faizi-dolar garantisi uygulamada olsaydı ne olurdu? Diyelim 20 Eylül’de bankaya % 14’le, 3 aylık vadeyle para yatırdınız. Bu dönemde dolardaki artış % 97. Devlet (halk) aradaki % 83 farkı ödeyecek.”

Dünya Gazetesi yazarı Alaattin Aktaş da, yaşananları iki maddede özetledi: “Demek ki neymiş, olan biten dış güçlerin Türkiye’ye oyunu değilmiş. Madem böyle dahiyane bir yöntem vardı ve işe yarayacaktı neden kur daha düşükken gündeme getirilmedi?”

Ekonomist Cüneyt Akman ise, “Sadece faiz artışından ibaret olmayan bir örtülü/dolaylı fahiş faiz artışı söz konusu; yanı sıra hepimizin üzerinden oynanan bir vadeli işlem kumarı” yorumu yaptı.

******

“AÇIKLANMAYA MUHTAÇ SORULAR VAR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Kur artışını durdurmak çok kolaydı. Merkez Bankası faizlerini enflasyonun üstünde tutmak yeterdi. Ama Cumhurbaşkanı faiz’e ‘Nas’ diyerek MB gösterge faizini indirdi. Sanki yüzde 22 faiz Nasta, yüzde 14 faiz Nas değilmiş gibi. Nas ise faizi kaldırmak olmalıdır. Üstelik şimdi indirdiği faiz yerine örtülü – hülle yoluyla kur garantisi vererek, daha yüksek faiz getirmek zorunda kaldı.

Siyasi iktidar önce ”dövize müdahale etmiyoruz. Rekabetçi kur hedefliyoruz” dedi. MB gösterge faizini, enflasyonun beş puan altına indirdi. Sonra MB döviz satarak kura çok kere müdahale etti. Sonra olmadı TL mevduatı kur korumasına alındı. Bu uygulama aynı zamanda piyasada ve iktisadi ajanların kafasını karıştırdı ve birçok soru gündeme geldi.

Eğer Merkez Bankası gösterge faizini hiç olmazsa enflasyon seviyesinde tutmuş olsaydı, ekonomi bu kadar maliyete ve bu kadar riske girmezdi.

TL Milli para olmaktan çıktı. Dolar koruması altına girdi. Dünyada ve Türkiye’de TL’ye olan güven dip yaptı. Bunu Türkiye’nin dış borçlanma tahvillerinin iflas risk priminde de görebiliyoruz. Cumhurbaşkanı dolar garantili TL mevduatını açıklamadan önce, Türkiye tahvillerinin iflas risk pirimi 520 baz puan idi. Sonrasında 577 baz puana yükseldi.

CDS oranlarının artması Türkiye’nin daha pahalı dış borçlanması demektir.

Hazine ve MB’nın TL yükü artacaktır. Kur artarsa, faiz farkını MB ve hazine ödeyecektir. Bu durumda Para politikası çalışmaz. Bütçe açığı artar. Enflasyonist etki yaptı.

Kur farkı vermek; Vergi verenden bankada mevduatı olana gelir transferidir. Gelir dağılımı bozucu etki yapar.

Gizli faiz artırımı piyasada manipülasyon olarak algılanır. İktidarın özel gündemi olduğuna dair kanaat oluşur.

Siyasi iktidar faizi nas olarak siyasi amaçlı kullandı. Siyasi islamı kenetlemek için popülizm yaptı. Yüzde 19 Gösterge faizi nas’ta yüzde 14 nas değil mi? Mevduat üç aylık reel faizi, yüzde eksi 2,7. Yani tasarruf sahibi hem parasını mevduata yatırıyor, hem de faiz almıyor tersine faiz veriyor. Eksi reel faiz nas değil mi?

Katılım Bankaları kar payı diyor. Kar etse de, zarar etse de diğer bankaların faizine eşit kar payı veriyor. Dahası kredi kartı gecikme faizine de kar payı diyor. Bunun adı hülle değil mi?

Mevduat sahibi, dolar hesabı olanlar, dolardan TL’ye neden geçsin? TL mevduatı ilave avantaj sağlamıyor. Riskler var… En az 3 aylık vadeli hesap açmak lazım. Mevduatı bozana faize ilaveten kur farkı verilmiyor.

Dolardan TL’ye geçenler ancak kurlar da şok düşüş oluşursa kazançlı çıkarlar. Kasım ayında mevduatın 3 aylık reel getirisi -2,71 oldu. Aynı şartlar devam ederse, TL’ye geçenlerin avantajlı olması için kurların 3 ayda yüzde 3 ve üstünde düşmesi gerekir. Bu günkü siyasi ve ekonomik koşullarda, ilave bir şok önlem alınmazsa kurlar daha fazla düşmez.

Geçmişte TL’yi dövize bağlamanın sıkıntısını yaşadık. 1975-1976, Dövize Çevrilebilir Mevduat hesapları (DÇM) iflas etmişti.

*******

“BİLİNÇLİ DEĞİL MECBURİ ADIMLAR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist)- Çok uzun bir süredir Türkiye’nin dövizi ucuz tutmasının, TL’yi pahalı tutmasının dış ticaret açıklarına sebep olduğunu ve bu dış ticaret açığının da Türkiye’yi köşeye sıkıştırdığını, sıcak paraya ve büyük finans şirketlerinin borçlarına muhtaç hale getirdiğini söylüyordum. Türkiye, ihracatını artırıp, ithalatını kısmadan bu krizlerden kurtulamaz diyordum. Türkiye’ye sıcak para geliyor, sıcak para gelmeye başlayınca kur yine düşüyor, Türk Lirası pahalanıyor, pahalı Türk Lirasıyla da Türkiye, ihracat yapamıyor. Dolayısıyla bu gelen sıcak para ile ilgili bir önlem alınması gerektiğini söylüyordum.  Benim önerim, bir döviz fonu oluşturup spekülatörler kanalıyla gelen sıcak paranın mutlaka bu fonda toplanıp ithalat ve ihracatta kullanılmaması ve dolayısıyla döviz fiyatlarını aşağıya çekip Türk lirasını pahalandırıp tekrar borca muhtaç etmemesidir. Öyle anlıyorum ki bugün alınan tedbirlerin bir bölümünde dövizi ucuzlatmaya çalışma çabasının terk edildiğini görüyorum. Ancak bu tabii ki tek başına yapıldığı zaman,  gelen sıcak parayla ilgili önlem alınmadığı zaman dövizde çok büyük dalgalanmalara sebep oluyor. Çünkü büyük finans şirketleri, Türkiye’ye gelip, Türkiye’den para kazanıp, alıp götürüyor. Bunların yaptığı spekülasyonda dolar bir iniyor, bir çıkıyor. Tabii bu da tehlikeli. Tedbirlerin eksik olduğunu düşünüyorum. Mutlaka sıcak para ile ilgili de önlem almalılar, yoksa bu önlemlerin bir faydası olmayacak. İkincisi de, ihracatı artırıyoruz. İhracatı artırmak bilinciyle değil de mecbur kalındığı için yapıldığını düşünüyorum. Aslında o amaçla yapılmadı. Bunun dışında asgari ücretin hızlı şekilde artırılmasını tabii ki doğru buluyorum ancak yeterli değil. Enflasyon geçtiğimiz dönemde temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarını, asgari ücret zammından daha fazla artırdı. Benim düşüncem, bazı doğru adımlar atılmak mecburiyetinde kalındı ama yeterli değil.

Vergi indirimleri, asgari ücret, emekli maaşları vb. devlet gelirlerini artırıcı zamlarla karşılanacak ki bu yapılmaya başlandı. Mesela emlak gelirlerinin artırıldığını okuyoruz. Birçok vergide artış olacaktır. Bir taraftan asgari ücret artırılıyorsa öbür taraftan devlet gelirlerini artırmak için vergiler artırılacak.

 

Eğer bu yeterli geliri sağlamazsa da para basılacaktır. Devletin bir kazancı yok, devletin geliri insanların ona verdiği vergiler. Bizim geçim olanaklarımızın devlete aktarılması, bundan başka geliri de yok devletin.

Sıcak para ile ilgili tedbirler alınıp ekonomi hızla büyürse o zaman kazan kazan olur. Ekonomi büyür, gelirler artar, gelirler artınca vergi oranları artırılmadan devletin gelirleri de artar. Türkiye’de insanlar daha fazla kazanırsa daha çok vergi verirler. Adaletsiz gelir dağılımını düzeltmek için önlemler alınırsa devlet bunu karşılayabilir. Ama bunlar, yapılması zor şeyler. Milli gelirin artması için harcanacak çaba, destekler, yapılması zor şeyler. Benim tahminim ilk önce bir enflasyon yaşanacak sonrasında eğer ihracat artarsa, diğer önlemler fazlalaşırsa belki ekonomi büyümeye başlar.

*******

‘NAS’LA EKONOMİYİ, ‘SURE’YLE ÜLKEYİ YÖNETMENİN GELDİĞİ SON NOKTA; ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARMAK!

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar) – Ülke ekonomilerinin en önemli/kıymetli hasleti ve değeri, ekonomik istikrar ile güvenilir ve öngörülebilir olmaktır. Ülkemizde son dönemde bu değerler maalesef alabildiğine örselenmiştir. Ekonomimiz çoğunlukla belirsizliklerle ve öngörülemez gelişmelerle karşı karşıya kalmıştır. Ekonomide yaşanan son gelişmeler, bu olumsuzlukların bir anlamda tavan yapması anlamına gelmektedir. Ekonomiyi ‘nas’la ve ülkeyi ‘sure’lerle yönetme anlayışının,ülkeyi getirip dayandırdığı son nokta, adeta ‘şapkadan tavşan çıkarılması’ olmuştur!..

Vadeli TL mevduatına döviz kuru güvencesi getirilerek aniden geçilen bu yeni uygulamanın ekonomik özü, faiz artışına karşı çıkılırken tam tersine örtülü bir faiz artışının getirilmiş olmasıdır.İktisatçıların çoğunlukla üzerinde buluştuğu yaklaşıma göre, yapılanın anlamı; ‘dolarizasyon engellenecek’ denilirken, bir anlamda ekonominin tümden dolarize edilmesidir; Türk lirasının dövize çıpalanmasıdır!.. Tıpkı döviz garantili ihaleler ve yol geçişleri gibi, bu yeni uygulama da kamuya ve dolayısıyla halka büyük yükler getirecektir.

Bu yeni uygulamanın ekonomik ve teknik yanları, elbette konunun uzmanları tarafından ayrıntılı biçimde irdelenecek ve tartışmalar daha uzun süre devam edecektir. Bizim üzerinde durmak istediğimiz temel mesele, konunun siyaset alanına yansımasıdır. Öyle anlaşılıyor ki iktidarın ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ yaklaşımıyla tanımlanan yeni ekonomik modeli tutmamıştır. İktidar bu gerçeği kabullenmek yerine, yandan-arkadan dolanıp gerçeğin üstünü örterek perdelemeye çalışmaktadır. Kendisine siyaseten yeni bir hareket alanı açmak ve seçmene pazarlanabilecek yeni bir hikâye yaratmak istemektedir. Gözlem’in önceki sayısında yayımlanan köşe yazımıza; ‘Hikâyesi tükenen iktidar, yeni hikâye arayışında!’ başlığını atmıştık. Öyle anlaşılıyor ki yapılan bu son hamle, iktidar için yeni bir hikâyeye dönüştürülmeye çalışılacak ve siyaset alanında alabildiğine kullanılacaktır. İktidara yakın çevrelere ve yayınlara bakılınca, bunun yansımaları şimdiden görülmektedir.

Muhalefet partileri ve çevreleri, iktidarın bu hamlesinin arka planını ve ekonomide yaşanan gelişmeleri/gerçekleri, tüm yönleriyle yalın ve anlaşılır biçimde halka anlatmalıdırlar. Elbette bu da yetmez, muhalefetin kendi somut çözümlerini de toplumun en geniş kesimleriyle paylaşması gerekiyor. Muhalefet blokunun, yalnızca ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ yaklaşımıyla yetinmemesi gerektiğini, halkın karşısına güvenilir ve uygulanabilir bir ekonomik-sosyal programla çıkması zorunluluğunu sürekli vurguluyoruz. Son gelişmeler, bu ihtiyacı daha da ivedi, öncelikli ve yakıcı hale getirmiştir. Muhalefet partileri ve toplumsal muhalefet temsilcileri, ekonomi alanında da ortaklaşmanın zeminini hızla oluşturmalıdırlar.