Ekonomik kriz, AKP tabanında “olumsuz” bir etki yaratınca…

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, İlim Yayma Vakfı’nın 2021 İlim Yayma Ödülleri töreninde, Merkez Bankası’nın (MB) faiz indirimine ilişkin, “Neymiş efendim faizleri düşürüyormuşuz. Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak ‘nas’lar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu” dedi. Böylece Erdoğan’ın Kasım’daki “Nas ortada. Nas orada olduğuna göre sana bana ne oluyor? Olaya buradan bakacağız ve adımımızı ona göre atacağız” açıklaması ile başlayan tartışma yeniden alevlendi.

Ekonomi, “Enflasyon / Faiz / Kur / Zam” dörtgeninde kaosa sürüklenirken, olan halka oluyor. İğneden ipliğe, ekmekten suya, etten süte, elektrikten benzine kadar üst üste gelen zamlar durdurulamıyor. Enflasyonu düşürmek için faiz artışına giden ya da sabit tutan ülkelerin aksine Türkiye Aralık ayında da politika faizini indirmeyi sürdürürken, vatandaşların banka kredilerinin geri ödemesinde ya da trafik cezası veya vergi gibi devlete yapılan ödemelerin gecikmesi halinde faiz devreye giriyor.

DW Türkçeye konuşan Vergi Uzmanı Ozan Bingöl, vatandaşın her şeye faiz ödediğini belirterek, 2003 yılından 2021 yılının Ekim ayına kadar “sadece merkezi yönetim bütçesinden vatandaşın vergilerinden 1 trilyon 274 milyar lira faiz ödendiğini” söyledi.

Vatandaşın devlete ödeyemediği borcuna aylık 1,6; yıllık 19,2 gecikme faizi uygulandığının altını çizen Ozan Bingöl, “Faiz ise bu da faiz. O zaman bu gecikme faizini de düşürelim” dedi.

İktidarın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seslendirdiği “Faiz neden, enflasyon sonuç” sloganıyla ve Merkez Bankası aracılığıyla uygulamaya başladığı “Faiz indirimi” ülke ekonomisinde “hızlı gelişen” bir krize yol açtı. Muhalefetin ve ekonomi uzmanlarının bütün uyarılarına karşı, “ısrarla uygulanan” faiz indiriminin sonucunu kestirmek ise mümkün değil.

********

Bilim mi, Nas mı?

Faiz indirimi, kurların anormal yükselişi ve enflasyonun artışı” tartışmaları sürerken, iktidar kanadında, Cumhurbaşkanı Erdoğan “krizin çözümü yolunda Nas’tan vazgeçilmeyeceğini ve faiz indirimine devam edileceğini” söylemeye başladı. Bu arada “Onların Doları varsa, bizim de halkımız, hakkımız ve Allah’ımız var” sözlerini de açıklamalarına ekledi.

Bu sözler, “krizin çözümü” gündemine “Laik bir Hukuk Devleti’nde ‘Dini akidelerin eklenmesi’ anlamına geliyor” ve “rejimin şekli” tartışmalarına dayanak oluyordu.

Vatandaşlar da “Çözüm için hangi yol seçilecek; bilim dolu mu, Nas yolu mu?” diye soruyordu.

Eğilmez; “Bilimden ayrılanı kurt kapar…”

Eski Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez, “Faiz sebep, Enflasyon sonuçtur” sözüne karşı, “Düşük faiz neden, enflasyon sonuçtur” diyor. Mahfi Eğilmez, 3 Kasım 2021’de şöyle yazdı: “Bilimsel gerçekler yüksek faizin yüksek enflasyonun sonucu olduğunu gösterdiği halde bunun tersinin geçerli olduğunu, yani yüksek enflasyonun yüksek faizin sonucu olduğunu iddia edenler var. İddia etmekle kalmıyor kanıtlamaya ve Merkez Bankası’nın faizini düşürerek enflasyonu düşürmeye uğraşıyorlar. Bilimsel gerçeğin tersini kanıtlama çabası yeni bir yaklaşım değil. Türkiye aynı iddiayı 1994’de ortaya atıp uygulamaya kalkınca büyük bir kriz yaşamıştı. Bir zamanlar ‘bilimden ayrılanı kurt kapar’ demiştim, bu sözümü kurdaki yükseliş çerçevesinde bugüne uyarlayayım: ‘Bilimden ayrılanı kur kapar.”

Mahfi Eğilmez 3 Aralık 2021’de “gene” yazdı: Türkiye, ilk kez 1994 yılında Hazine iç borçlanma ihalelerini peş peşe iptal ederek denediği ‘faiz neden, enflasyon sonuçtur’ önermesinin bedelini 1994 kriziyle ödemiş ve krizden çıkabilmek için faizleri astronomik oranlara yükseltmek zorunda kalmıştı. Hemen ardından IMF ile bir program yapılmış ve ciddi tutarda maddi destek alınmıştı. Bu gelişme yaşandıktan sonra bu tezin bir daha gündeme gelmeyeceği tahmin ediliyordu. Ne var ki tahminler doğru çıkmadı ve bu tez her seferinde yanlışlığı bir kez daha kanıtlanmış olsa da tekrar tekrar gündeme geldi ve uygulamaya kondu.

Faiz neden enflasyon sonuçtur tezinin son denemesi Eylül ayında Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 19’dan 18’e indirmesiyle başladı. Banka, bütün uyarılara karşın, faiz indirimlerine devam etti ve politika faizini bugünkü yüzde 15’lik (Aralık ortasında da yüzde 14 – Gözlem) düzeye kadar düşürdü. Geçmişte olduğu gibi bu kez de kur fırladı ve enflasyonu da yukarı çekti. Son görünüm şöyle:

Grafikten çok açık biçimde görülebileceği gibi Merkez Bankasının politika faizini değiştirmediği dönemde kurda bir kıpırdanma olmamasına karşılık enflasyonda artış görülüyor. Merkez Bankası Eylül ayında faizi düşürmeye başlayınca kur da denetimden çıkarak yükselişe geçiyor ve kur artışı – enflasyon – yükselişi – kur artışı kısır döngüsüne giriliyor.

Burada aldığımız enflasyon TÜİK’in açıkladığı TÜFE bazlı enflasyondur (Kasım ayı itibarıyla yüzde 21,1.) Eğer ÜFE bazlı enflasyonu alırsak Kasım ayı itibarıyla yüzde 54,62’lik bir oran karşımıza çıkar. ÜFE ile TÜFE arasında 2,6 kat fark olması sağlıksız bir oluşumun işaretidir. Burada iki durumdan birisi söz konusu olabilir: Ya üreticiler, ürettiklerini sürekli zararına satıyor ya da TÜFE yanlış ölçülüyor. Üreticiler, ürettiklerini sürekli zararına satmış olsa kamuoyuna açıklanan kârları izah edemeyiz. Sherlock Holmes diyor ki: “İmkânsız olanı elediğinizde geriye kalan, olasılık dışı görünse bile, gerçeğin ta kendisidir.” Bu durumda imkânsız olanı elediğimizde geriye TÜFE’nin yanlış ölçüldüğü seçeneği kalıyor. 

Merkez Bankası, yanlış faiz politikası sonucunda milyarlarca doları piyasaya satarak kuru tutmaya çalışıyor. Çin atasözünün dile getirdiği gibi: ‘Bin doğru adım bir yanlış adımı düzeltemez.’ Rezervler bu uğurda harcandı ve hala ders çıkarılamadı. Yıllardır hep aynı yanlışta ısrar ediliyor. Ülke risk priminin (5 yıllık CDS primi) 537’ye yükseldiği ve dünyanın en riskli üç ülkesinden birisi konumunda bulunulduğu bir ortamda sürekli yeni riskler yaratarak ne kadar devam edileceğini test etmeye devam ediyoruz.

‘Faiz neden, enflasyon sonuçtur’ önermesinin doğru olabilmesi için cümlenin başına ‘düşük’ sözcüğünün eklenmesi gerekiyor.

*****

NAS NEDİR?

Ekonomik kriz, “faiz indirimi, yükselen kur ve enflasyon” tartışmalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bir Müslüman olarak Nas ne gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim” demesiyle Ekonomik kriz gündemine giren “Nas” sözünün “ne anlama geldiği” merak edilmişti. Kuranda 114’üncü Sure, “Nas Suresi” idi ama o Sure’nin “faiz ile bir ilgisi” yoktu.

Öyleyse Erdoğan’ın “Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu görevde olduğum sürece faiz ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda nas ortada. Nas ortadayken sana, bana ne oluyor?” derken kullandığı “Nas” sözü “başka” ne anlama geliyordu?..

Arapça anlamı “açık ve belirgin” demek olan Nas, “kavram” olarak “Allah’ın ve peygamberin kelâmı” anlamına gelir ve “Nas, yoruma açık değildir. Fıkıhta bir meselenin çözümünde ‘öncelik’ nastadır, nas yoksa, içtihada başvurulur. İçtihat, ‘ayet ve hadisler’ ışığında düşünmek ve sonuca varmak” demektir.

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde, “Nas / Nass” kelimesinin karşısında “Arapça / İsim / Açıklık, açık ve kesin yargı / Felsefe – Dogma” yazılıdır.

*******

“İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİ TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR UMUT KAYNAĞI OLACAK”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Türkiye Cumhuriyeti Atatürk ilkelerinin temelini oluşturduğu bir devlet yapısıdır. Bu dönemde ekonomik gereklere, siyasal gereksinimlere uygun olarak değil de tamamen iktidar başının kendi isteklerine ve kendi yakınlarının beklentilerine uygun olarak yürütüldüğü görüşünü taşıyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ın vadettiği ekonomik gelişmelerin kendi dar görüş kalıpları içindeki çizgilere değil, bilimsel gereklerle ülkenin ve ulusun ihtiyaçları gözetilerek yapılması gerektiğine inanıyorum. Kendilerinin kendi katılmadığım düşünceleri ile gerçekleştirmek ve onun sonuçlarını kendi yandaşları ile paylaşmak istedikleri bir düzenin Türkiye’ye yarar getireceği kanısında değilim. Zaten ekonomik yönden hiçbir temelleri olmayan kendi çalışmaları ve çabalarının bize bir yarar sağlayacağı görüşünü de taşımıyorum. Bu bakımdan Erdoğan’ın ekonomi konusunda yaptığı vaatlerin gerçekleşeceğine, onların bizim yararımıza olumlu sonuçlar getireceğine inanmıyorum. Bu düşüncelerle ben de endişeyle gelişmeleri izliyorum. Türkiye’nin özgün yapısını değiştirme çabasını gösteren bu iktidarın tutumlarının Türkiye’ye bir yarar getireceği kanısında değilim. Daha çok zarar çekmemek için bir an önce iktidar değişikliğini Türkiye için yeni bir umut kaynağı olarak görüyorum. Bugünkü yönetimin değişmesi, Türkiye’nin beklediği aydınlığı yeniden yaşaması olacaktır.

*********

“ÇAĞDAŞ BİR EKONOMİ NASLARLA YÖNETİLEMEZ”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)-  Nas aslında Tanrı buyruklarına göre hareket etmek anlamını taşıyor. Kuran-ı Kerim’de çeşitli ayetlerde faize yasak koyan hükümler var. Bunların en önemlisi Bakara Suresi, “Alışveriş helal ama faiz haramdır” diyor. Cumhurbaşkanı bunlara göre hareket ederek, “Ben Müslüman kişiyim, onun için Naslara göre hareket ederim” diyor. Cumhurbaşkanı Müslüman kimliği ile seçilmedi. Cumhurbaşkanı TC’nin ‘kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından’ seçildi. Müslümanlık bir kriter değil. Ama bunu Naslara göre hareket etmek için bir gerekçe olarak söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyet ve laiklik, devlet yönetiminin Tanrı buyruğu olarak değişmez kurallara göre değil insanlar tarafından bilimin ışığında konulan ve değişen gereksinimlere, değişecek kurallara göre yönetilmesi demektir.  Anayasa’nın 24. maddesinin son fıkrasında lâikliğin dolaylı bir tanımı niteliğindeki şu hüküm yer alıyor: ‘Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.’  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bağlılık andı içtiği Anayasa’da yer alan bu hükmü, her işte olduğu gibi Merkez Bankası’na uygulattığı faiz politikası bakımından da göz önünde bulundurmasında yarar vardır. Serbest piyasa ekonomisinde her mal veya hizmetin bir bedeli olduğu gibi faiz de, başkasına ait parayı kullanmanın bedelidir. Çağdaş bir ekonominin, finans sisteminin, bankacılığın faizsiz işlemesi düşünülemez. Katılım bankalarının ödedikleri katılım payları da faizin başka bir adla anılmasından başka bir şey değildir. Çağdaş bir ekonomi naslarla yönetilemez.  Bu nedenlerle faiz karşıtlığının bir anlamı yoktur. Aşırı faiz almak şeklindeki tefecilik ise, zaten Türk Ceza Kanunu’nun 241. maddesine göre cezalandırılması gereken bir suçtur.”

Naslarla değil bilimsel verilere göre hareket etmek gerekir. Alınan tedbirlere bakıldığı zaman da sadece isim değişikliği olduğunu görüyoruz. Cumhurbaşkanının nas olarak nitelediği faiz ödemesi kur farkı olarak ifade ediliyor.

*******

“YAPILAN YANLIŞ EKONOMİK POLİTİKALAR ‘NAS EMRİ’ GİBİ GÖSTERİLDİ”

Metin Öney (Eski Milletvekili)- Konuya çok yönlü bakmak gerekir. Öncelikle “nas” konusuna açıklık getirilmelidir. “Nas”, Kuran ve sünnet hükümleridir. Şüphesiz, inananlar bu hükümlere uyarlar. Ancak… Ülkemizde ekonomik açıdan olup bitenleri yani bilhassa yabancı paranın bir anda tavan yapmasını ve yine bir anda düşüşe geçmesini, hem de önemli bir ölçüde düşüşe geçmesini böyle mi izah etmek gerekir? Diğer bir deyişle birkaç gün içinde olup bitenleri açıkçası yüzde 4/0’a varan örtülü faizi bu tarz mı izah edeceğiz? Hatta yabancı paraların değer kazanıp Türk lirasının değer kaybetmesini de bununla mı izah edeceğiz? Ve hatta izah edebilir miyiz? Artık devleti naslara yani dini esaslara göre mi yöneteceğiz? Oysa biraz geriye baktığımızda böyle bir durum siyasi partiler için kapanma sebebidir. AKP 30 farklı eylemden dolayı laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı haline gelmekten Anayasa Mahkemesi tarafından hüküm giymişti. Kaldı ki Anayasanın 24. maddesinin son fıkrası:

“Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” amir hükmünü taşımaktadır.

İfade edilen bu hükümle beraber esas mesele, yapılan yanlış ekonomik politikaların “Nas emri” gibi gösterilmeye çalışılmasıdır. Çünkü Nas, ”Paranızın değerini düşürseler, devletin hazinesini boşaltsalar bile sesinizi çıkarmayın, alınan kararları sineye çekin, değerini düşürmek suretiyle cebinizdeki parayı çalmalarına izin verin“ demiyor ve demez de. Sonuç olarak konu ne söylendiği gibi “dini” açıdan ve ne de bilhassa laik hukuk sistemi ve Anayasa açısından izah edilemez.