Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Para basılıyor, basılmaya da devam edilecek…

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında olan olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı,  ekonomik kriz, “örtülü faiz” diye yorumlanan adımlar, müjdeler, vaatler, vergi muafiyetleri ve indirimleri, işçi / memur / emekli maaş zamlarının “zaten açık vererek bağlanan” Devlet Bütçesi’ne olan yükü, nasıl karşılanacak?

“Ekonomik kriz / iktisat Bilimi / Faiz – Kur – Enflasyon” tartışmalarına, bir de “Nass sözcüğü” girdi ve Cumhurbaşkanı “Faiz indirimini ‘vazgeçmeyeceği’ Nass’a” bağladı. Anayasasında “Laik Hukuk Devleti” yazan bir ülkede “bu açıklama” sizce ne anlama geliyor? Konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

******

GÖZLEM – Ekonomik krizin geldiği durak hakkında genel görüşünüz, ne oluyor?

K – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” şeklindeki ekonomi bilimiyle birebir zıt ve ideolojik faiz saplantısından da beslendiği anlaşılan teorisini uygulamaya sokmak ve uygulamada tutmak konusunda kararlı olmasından dolayı faizler düşürülünce döviz, gittikçe artmakta olan güven krizinin de verdiği etkiyle önü tutulamaz bir şekilde patlamıştı. Merkez Bankası ve kamu bankalarının kısıtlı rezervleriyle yaptıkları döviz satışları da yükselmenin önüne geçememişti. Bu durum da hem ithal mallar ve bu malların etkili olduğu neredeyse tüm önemli mallardaki fiyat artışlarından dolayı enflasyona; hem de döviz kurunun nerede duracağının belirsizliğinden dolayı piyasada alış-veriş yapılamama krizine neden olmuştu. Bu noktada yine Erdoğan tarafından açıklanan kararlarla dövizini TL mevduata yatıranlar, şu an için yüzde 14’lük Merkez Bankası faizi ile beraber eğer vade başlangıcı ile vade sonu arasındaki dolar kurunda bir artış olursa, bu artışın karşılığı kadar TL getiriyi elde edecekler. Böylece, bu sistemle, bir defa faizin düşürülmesinden ve reel faizin eksi olmasından dolayı dövize yönelecek kişilerin tasarruflarının TL mevduatında kalması ve bunun yarattığı döviz talebinin engellenmesi hedefleniyor. Ayrıca döviz kurunun bu şekilde nispeten daha sabit kalma eğilimine sokulacağı ve böylece piyasada alış-verişlerde yaşanan işlem yapamama krizinin sonlanacağı umuluyor.

 

GÖZLEM – Atılan ve “örtülü faiz” diye yorumlanan adım, neler getirecek?

K – Yeni sistemin sıkıntıları şurada: Bir defa eğer döviz kurunda bu dönemde bir artış olursa bu Hazine’den karşılanacak. Yani dövizi olan, bir başka deyişle varlıklı olan kişilere bankaların faiz vermesi yerine Hazine kıt olan kaynaklardan, yine bir başka deyişle çoğunluğu dar gelirli ve zor durumda olan yurttaşların verdiği vergilerden kaynak aktaracak. Fakirin zengine kaynak aktardığı bir sistem oluşturuldu. Ayrıca kaynaklar kıt olduğu için uzmanların üzerinde kesinlikle uzlaştığı bir konu, bu kaynaklar para basılarak sağlanacak. Bu durumda da piyasadaki para miktarının artması yine dar gelirliyi ikinci defa zor duruma sokacak şekilde enflasyona yol açacak. Her ne kadar alınan kararlarla döviz kurları aşağı gelmiş olsa da, örneğin dolar 17 liralardan 12’lere düştü, ürün fiyatları bu kadar düşmeyecek. Hatta düşmemesi için Cumhurbaşkanlığı kararı alınan akaryakıt ürünü bile var. Bu durumda bu kararların enflasyona, artan fiyatlara veya geçim derdine bir çare değil bilakis bunları arttırıcı bir etken olduğu anlaşılıyor. Ayrıca bugün itibarıyla Türkiye’deki bütün mevduatın yarıdan fazlası döviz mevduatında. Bunun çok önemli kısmı üç aydan kısa vadelerde tutuluyor. Oysa getirilen sistemde en kısa vade 3 ay. Türkiye’de parasını dövizde tutanlar, hele özellikle böyle belirsiz zamanlarda, mevduatını üç ay gibi pek çok şeyin değişebileceği vadelerde tutmak istemeyebilirler. Bu nedenle de bu sisteme, söylediğim gibi böyle güven bunalımı yaşanan bir dönemde, ne kadar geçileceği belli değil. Ayrıca eğer dövizde bir hareketlenme olmazsa, parası olan yatırımcılar bu dönemde enflasyonun çok altında bir mevduat faizine talim etmiş olacaklar. Çünkü eksi reel faiz verilen bir bankacılık ortamında tek alternatif döviz değil ki. Altın var, borsa var, kişilerin kendi iş alanlarında stoğa alabileceği mallar var. Araba bile var. Biraz vakit geçip yeni sistemin artı ve eksileri biraz daha ortaya çıkınca aslında bu sistemin lanse edildiği ve reklamı yapıldığı kadar bir faydasının olmayacağı ortaya çıkacaktır. Peki bu yeni sistem dövize talebi tam olarak, Hazine’ye yük olmayacak şekilde, keser mi? Türkiye’nin gelecek bir yılda ödeyeceği dış borç miktarı yaklaşık 160 milyar dolar civarında. Bunun tamamı geri ödenmeyecek, önemli bölümü yeniden borçlanılarak çevrilecek olsa bile, bu yük ve Merkez Bankası ciddi negatif rezervi, dövize talebin devam edeceğini ve ciddi bir talep geldiğinde döviz fiyatlarının yine hareketleneceğini gösteriyor. Gelinen son durumun kaba bir özeti böyle.

 

GÖZLEM – Müjdeler, vaatler, vergi muafiyetleri ve indirimleri, işçi / memur / emekli maaş zamlarının “zaten açık vererek bağlanan” Devlet Bütçesi’ne olan / olacak olan yükü, nasıl karşılanacak?

K – Bunun çok açık tek bir cevabı var. Para basılacak! Bunun sonucunda da bütçe yapısı yani mali disiplin ciddi biçimde bozulacak.

 

GÖZLEM – “Para basılacağı” söylentileri var, olabilir mi; “olursa” ne getirir, ne götürür?

K – Söylenti değil, basılıyor zaten. Bir defa öyle olmasa enflasyon bu kadar yüksek bir artış içinde olmazdı. Enflasyon özünde fiyat artışı demektir ama esası para artışına dayanır. Şimdi üstüne bu sistem, eğer dövizde herhangi bir kıpırdanma olursa, TL’ye yatırılan mevduatların dövizdeki kıpırdanma kadar oranını Hazine’nin mevduat sahiplerine vermesi üzerine kurulu. Dolayısıyla eğer Hazine’den para çıkacaksa, devlet bütçesinin açığı ve durumu ortada olduğu için, – her ne kadar bütçeyi toplamak için şimdi çeşitli vergilerin arttırılması yoluna gidildiyse de– para basılmasını gerektiriyor. Para basılması da enflasyonun daha da artmasını getirir. Spiral bir enflasyon, 1970’lerde başlayan türde bir hiperenflasyon tehlikesi doğar. Zengin daha zengin, fakir daha fakir olur, fakir sayısı artar. Büyük toplumsal huzursuzluklar doğar.

 

GÖZLEM – “Ekonomik kriz / İktisat Bilimi / Faiz – Kur – Enflasyon” tartışmalarına, bir de “Nass sözcüğü” girdi ve Cumhurbaşkanı “Faiz indirimini ‘vazgeçmeyeceği’ Nass’a” bağladı. Anayasasında “Laik Hukuk Devleti” yazan bir ülkede “bu açıklama” sizce ne anlama geliyor?

K – Cumhurbaşkanı’nın her zaman dinci söylemi vardı. Şimdi kendine göre bir fırsat yakaladığını, ısrar ettiği bilimsel olarak yanlış teorisi sayesinde sözde “din” gereği faize nasıl karşı olduğunu kanıtlamış olduğunu göstermeye çalışıyor. Oysa madem öyle, madem din faizi yasaklıyor, olmamasını gerektiriyor, o zaman “dindar” bir Cumhurbaşkanı olarak neredeyse 20 yıllık iktidarında veya son dört buçuk yıllık “başkanlık” döneminde niye faizi kaldırmadı? Bu yönteme başvurmadı? Onu da geçelim, Şimdi elini tutan mı var? Zaten Erdoğan’ın talimatıyla faizler yüzde 14’e kadar indirilmedi mi? Daha da devam edin. Faizleri sıfırlayın. Kararı veren iktidar. Erdoğan’ın kendisi. Madem “nas” var, madem kendi ifadesiyle “Bir müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu” dedi, isterse faizleri sıfırlayabilir.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin son toplantısında alınan ve açıklanan kararların “erken seçimi işaret ettiğine dair” iddiaları da beraberinde getirdi, görüşünüz?

K – Erdoğan, hafta içinde çok açık bir şekilde “Erken seçim yok. Noktalı virgül değil, nokta koyuyorum” dedi. Ayrıca seçim barajını yüzde 7’ye indirmeden erken seçim kararı alması çok büyük ihtimalle MHP’nin desteğini kaybetmesi anlamına gelir. Bunu da göze alamaz. Böyle bir değişiklik yapılırsa da Anayasa’daki hüküm gereği seçimler bu değişikliğin üzerinden bir yıl geçmeden yapılamaz. Öte yandan yaptığı düzenlemeler ve seçim yatırımı olarak ifade edilen konular hakikaten de seçim yatırımıdır. Ama bu seçim kendi şu anki söyleyişine göre zamanında, “Haziran 2023’de” yapılacaktır. Ancak tüm bunlar bir tarafa, Erdoğan’ın bir söylediğinin çeşitli vesilelerle tam tersini söylediği de 20 yıllık iktidar tarihinde çok sıklıkla, neredeyse önemli tüm konularda, rastlanılmış bir durum. Dolayısıyla ben kendi sözlerinden ziyade, böyle bir ekonomik ortamda seçime –şayet çok iyi bir fırsat yakalamazsa– gidemeyeceğini düşünüyorum. Erken seçim yapılmasının da ancak ve ancak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, öyle veya böyle, etkisiyle olabileceğini tahmin ediyorum.

 

GÖZLEM – “Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ‘enerji ile ilgili’ maddesi görüşülürken”, İYİ Parti tarafından “yenilenebilir enerjiyi teşvik etmek amacıyla; meskenlerde güneş enerjisi üretim tesislerinin kurulu gücünün muafiyet sınırı olarak öngörülen 10 kW olması şartının 25 kW’a çıkarılmasına ilişkin Meclis’e verilen önerge” Genel Kurul’da “AKP ve MHP Milletvekillerinin de desteği ile” kabul edildi. Yasama erki için “tarihi bir karar ve gün” değil mi?

K – Ben de öyle olduğunu ummak isterim. Ancak benim hissiyatım bu değişikliğin, her ne kadar meskeninde güneş enerjisinden faydalanabilecek yurttaşlara yarasa da, daha çok bir lobi faaliyeti sonrası gerçekleştiği yönünde. Şunu söylemek istiyorum, bu karar; genel bir kural haline gelmekten ziyade bir istisna olarak kalacak gibi gözüküyor. Çünkü bugünkü politik ortamda iktidar ile muhalefetin üzerinde anlaşacağı konuların ciddi biçimde sınırlı olduğunu düşünüyorum.