Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Kadın – Erkek, Türkiye’de iki fark

Uzun yıllardır bu ülkede yaşayan, bu ülkeyi sevip buraya yerleşen yabancılarla konuşunca, uzunca dışarda yaşayıp, yani ABD’de yaşayıp dönenlerin, Almancıların, Bulgaristan göçmenlerinin, ülkemizde gözlemlediği batı kültürüne göre farklı olan Türkiye’ye has iki kültürel fark var. Bu tabii bir genelleme yazısı o nedenle istemezseniz üzerinize alınmayın değerli okuyucum.

Bunlardan biri ise genelde tüm kültüre has.

Büyük çoğunluğun kültürü olan şey; tüm çocukların ama bilhassa erkek çocukların şımartılması. Okumuş okumamış, beyaz Türk, sarı, siyah mor fark etmiyor.  Bilhassa erkek çocuklar öylesine şımartılıyor ki, askerdeki eğitim olmaz ise “3 metre kare paspas yaptım” diye işi bırakan mı istersin, otuzlu yaşlarında “Ben böyle emir almaya alışkın değilim” diyenine kadar erkek çocuklar kompleksli yetişiyor. Askerlikte bu kısmen ütüleniyor ama ütüleniş biçimine göre kırışıklıklar, ütü yanıkları kalabiliyor. Paralı askerlikte bu ütüleme de olmuyor.

Kadına şiddetin temelinde de de bence kısmen bu aşırı şımartmanın getirdiği açmaz yatıyor.

Beyaz Türklerde bu, “şımartıyorlar, şımartıyorlar sonra çocuk psikoloğuna koşuyorlar” raddesinde. 3 yaşındaki çocuğun babayı dinlememesi! Esasen çocuk değil de anne babanın psikoloğa gitmesi gerek.

Batıda genelde çocukta 18 yaşında erişkin olup para işlerinde başının çaresine bakma hissi oluşurken, burada bu ekonomik koşullardan dolayı da oluşmuyor. Genelde şimdi eski kuşağa göre de daha uzun süre “çocukluk evresi” yaşanıyor.

Yabancı kültürlerde yaşamış olanların ikinci ortak gözlemleri ise “Beyaz Türk kadınının” beklentileri… Batı’daki hemcinsi gibi kültürel olarak kadın haklarının alınmaması ve tam tersine verilmesi sanki farklı bir yaklaşım ortaya çıkartıyor.  İkinci dünya savaşına girmememiz de bir faktör kanımca. Batı’da erkekler savaşta iken kadınlar daha çok sorumluluk aldılar. 

Türkiye’de kırk yaşlarında bir kadın bile gayet normal olarak bir erkek ile yemeğe çıktığında erkeğin ödemesini bekliyor. Bu beklenti türevleri ile devam ediyor. Kadın ödemek istese bile önce el altından parayı erkeğe vermesi falan gibi komiklikler de olmuyor değil.  Yani özet “erkek ödeyecek” ve normali de bu.

Halbuki dünyada bir “female shift” var. Yani eğitimde ve yönetimde kadınların üstünlüğünün giderek ortaya çıkması ve bir kadına yönelme. Sanki bu konuda özgüven farkı var.

Basit sağ sol sloganları dışında konunun gelecekteki düşüncelere ve planlamalara yönelik önemi var. Şahsen eşit hakları savunan ve aktif bir annenin evladı olarak ve annemin yeğeni benim kardeş torunu olarak kuzenim yakında kaybettiğimiz Çiğdem Aydın ( Kader vs) bu konuyla ilgili bir ortamda yetiştim. İlkokulda ellili yıllarda bizlere el işleri dikiş vs. de öğretilirdi.  Bu konuya girmek bir anlamda – gülümseyerek yazayım – sadece burada değil batı ülkelerinde de çok tehlikeli!  Öfkeli hatunların gazabına uğramak an meselesi. ABD’deki ‘me too’ hareketini konuşmak gafletinde bulununca da çok yakınlarımdan bir dayak yemediğim kalmıştı! Öfke eşiği yüksek, gene de normalleşmek için konuların yapıcı olarak konuşulmasında ve bu şekilde on yılların geçmesinde fayda var. Erkekler kadınları öldürüyor ve fatura kadınlara (onlar “eğitimde daha etkili” diye) çıksın isteyenler var! Halbuki bilimsel çalışmalar, örneğin Antropolog Akile Gürsoy’un bebek ölümleri ile ilgili çalışmaları kocanın eğitim seviyesi ve ailenin sosyal durumunun önemine işaret ediyorlar.

Şimdiki kuşakların bu konularda ne düşündükleri ve bu yazıdaki fikirlere tepkisi ne olur merak ediyorum.

Çok da fazla gençlik hayranı değilim doğrusu. Onlarda da bu tür soyut konulara meraklı olanların oranı yaşlılarda olduğu kadar, yani ezici bir azınlıkta.