Sistem yokluğu= siyasi kaos

Ülkemizde iyi kötü işleyen; daha da iyileştirilmesi gereken Cumhuriyet dönemi içinde evrilmiş sistemlerimiz AKP’nin son döneminde yok edildi. Eğer bugün ekonomik kriz yönetilemiyorsa, çözüm üretilemiyor ve karar verilemiyorsa; asgari ücreti taraflar kendi toplu sözleşme mantığı içinde belirleyemiyorsa; kendileri yerine bir üst aklın talimatı bekleniyor ise kurumlaşmış piyasa sistemi devre dışı bırakılmış demektir. Eğer sağlık personelinin bir kesimine verilen zamlar geri çekiliyorsa; Sözde bağımsız hale gelen Merkez Bankası kendi kararlarını kendi veremiyorsa; döviz kurları çitten boşanmış atlar gibi alıp başını gidiyorsa, o ülkede kaotik işleyiş devreye girmiş demektir. Enflasyona göz yumuluyor veya önlem alınamıyorsa, bütün bu konularda uzmanlık deneyimlerine sahip kurumlar yerine bir kişi karar vermek durumunda ise, artık o ülkede kurumsal bir piyasa sistemi yoktur. Aksine tek kişi egemenliğine dayalı ve merkezden yönetimli,  sistem olma özelliği olmayan, aksine keyfi kararlara bağlı başıboş, kaotik bir işleyiş vardır. Üstelik tek egemen kişi, oy kaybediyorsa, iktidarın elinden kaydığı korkusuna kapılmış ve popülist uygulamalarla devletin parasını bu durumu değiştirmek için kullanıyorsa ve bu konularda aşırı katılık gösteriyorsa, o ülke iflasa sürüklenir ve yapılan harcamaların hepsi havaya gitmiş olur.

Türkiye’de son yıllarda yok edilen sadece ekonomik sistem değildir. Kurumsal devlet yapılanışı karar birimi olmaktan, tek kişinin aldığı kararları uygulayan bir birime indirgenmiş ise devlet sistemi ve devlet aklı ve birikimi de devre dışı kalmış demektir. Yasama, yürütme ve yargı kendi işlevlerini yerine getiremeyen konuma taşınmış ise demokratik işleyiş ve kontrol mekanizmaları yok olmuş denektir. Hem ekonomik sistemin, hem de politik sistemin devre dışı bırakıldığı bir toplumda rasyonel, bilimsel ve aklıselime dayalı toplum ve ekonomi politikaları beklemek boşunadır. Aksine tek adam yönetiminin keyfi uygulamaları bütün bu alanlarda yaygınlık gösteriyor ise;  bu denli çeşitlenmiş bir toplumsal işleyişte tek adam yönetiminin başarılı olması asla beklenemez. Üstelik eğer bu yönetimin yüz yılık, çağdaş uygarlık hedefli Cumhuriyet kurumları ile barışık olmadığı; aksine onları siyasi İslam ideolojisi yönünde dönüştürme uygulamaları içinde ise kaotik işleyiş kaçınılmazdır. Siyasi İslam ideolojisini savunurken, eğer gerçek İslami değerler en çok bu dönemde erozyona uğramışsa, bir barış dini olan İslam kültürü yerine her gün kavga, ayrıştırma ve ötekileştirme söylemi üzerine kurgulanmış bir siyaset yürütülüyor ise, o ülkede kaotik işleyişe bizzat iktidar davetiye çıkarmış demektir. Kısacası mevcut iktidarın bu topluma vereceği olumlu bir katkı şansı artık yok olmuştur. Güven bitmiştir. Devreye alınacak tüm popülist uygulamalar da geri tepmeye mahkumdur.  Toplumu bu tür kaotik ortama sürüklemiş olan bir iktidardan bu saatten sonra beklenebilecek tek aklıselim davranışı bir erken seçim olabilir. Ancak bilim, aklıselim ve rasyonellik yerine mutlak inancı,  kör inanç olarak savunan bir anlayıştan bunu beklemek de şimdilik çok zor. Anlaşılan daha büyük bir ekonomik ve toplumsal yıkımı beklemek istiyorlar.

Bu koşullarda gönül ister ki, muhalefet, iktidarın bu hatalarından ders alarak tutarlı ve yeterli alternatif doğru ekonomi ve toplumsal politikalar; özellikle ekonomik sistem, demokrasi ve toplumsal sistem politikaları üretsin. Şimdilik kıyıda köşede dillendirilen politika önerileri henüz tüm bu alanları kapsayan sistem ve toplumsal yapılanma politikaları oluşturmaktan uzak gözüküyor. Toplum ve ekonomi yönetimi sloganlarla değil; kısa, orta ve uzun dönemleri entegre olarak kapsayan sistem, kurum, yapılanma ve süreç politikalarından oluşur. Geç kalarak kaosun önüne geçemezsiniz.