Nerede Türk Emekliler Derneği; Başkanın yazılı bir açıklaması, onu da kim duydu?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Hayat Pahalılığından ezilen her kitlenin, her grubun, her mesleğin kuruluşları seslerini yükseltiyor, toplantılar, eylemler, yürüyüşler yapıyorlar; Emekliler Derneği’nden ne eylem var, ne hareket.

“Emekliler müjde bekliyor. TÜİK rakamlarıyla verilecek zam kabul edilemez” ifadeli açıklamanın Derneğin merkez binasının karşısından bile duyulduğu şüpheli.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “kimselerin inanmadığı enflasyon rakamlarıyla emeklilere verilecek” olan 2022 zammı, Türk parasının değeri hızla düşerken, gıda, enerji başta her şeye gelen zamlar milyonları pahalılık kemendi ile boğarken, “dilenci zammı” haline gelmek üzereyken, kim savunacak milyonlarca İşçi ve Bağ Kur emeklisini, dulu, yetimi, gaziyi?

Acı tabloyu Yeniçağ Gazetesi’nde Esfender Korkmaz şöyle anlatıyor:

“Yılbaşı Hindisi için ilanlar var; ‘çereziyle birlikte 800 TL.’ Tarımdan emekli Bağ Kur’lunun maaşı 802 lira. Normal Bağ Bur emeklisi maaşı 912 lira. 4,5 kilo kuzu pirzolası eder.

SSK emekli maaşı 2624 lira. Asgari ücretin de altında. Açlık sınırının da altında.

Gerçekte en düşük emekli maaşı, asgari ücret kadar olmalıdır.

Bundan önceki hükümet ve bu iktidar zaten, emeklide yaşa takılanların müktesep haklarını gasp etti. Kamuoyunun sahip çıkmasına rağmen, bugün de hükümet direniyor.

Aslında tüm maaşlarda olduğu gibi emekli maaşları da enflasyondan erozyona uğradı.

TÜİK tarafından açıklanan TÜFE oranı, zengin-fakir gelir gruplarının ortalama harcamaları üstünden hesap ediliyor. Gerçekte gelir gruplarının harcama sepeti bileşimi farklıdır. Söz gelimi; düşük gelir grupları ve sabit gelirlilerin harcama sepetinde gıda harcamaları ve kiranın payı daha yüksektir.

Emekli, memur ve işçi maaş ve ücretleri yıllık TÜFE’ye göre artırılıyor. Oysaki gıda fiyatlarının daha çok artması nedeni ile mutfak enflasyonu daha yüksektir.

Bu durumda Türkiye’de TÜİK geçinme endeksi hazırlamadığı ve düzeltme bu endekse göre yapılmadığı için, işçi, memur ve emeklinin satın alma gücü sürekli düşecek ve yoksullaşma devam edecektir.

Uluslar arası çalışma örgütü (İLO) Eylül 2021 de açıklanan sosyal Güvenlik raporuna göre; Türkiye emeklisi en yoksul olan ülkeler arasındadır.”

******

“GÖRÜNEN YOKSULLARIN BEDEL ÖDEDİĞİDİR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Ülkemizde yeni bir ekonomi modelinin denenmekte olduğunu görüyoruz. Başlangıçta Çin modeli, Kore modeli dendi. Sonunda bunun; dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan, “faiz sebep, enflasyon neticedir” sloganıyla hayata geçirilen, gerçek maksadını anlayamadığımız çok başka bir model olduğunu öğrendik.

Son birkaç ayda bu yeni ekonomik model denenmesinin sonuçlarını çok acı bir biçimde yaşamaya başladık. Daha başlangıçta açlık ve yoksulluk sınırının altında dar ve sabit geliri olan vatandaşımızı etkilemeye başladı. Sonunun nasıl geleceğini kestiremiyoruz… Şimdilik gördüğümüz; birileri her döviz hareketinde milyarlar kazanırken yoksul halkın bedel ödediğidir. Bu öyle bir bedeldir ki; asgari ücretin yarısı kadar aylık gelirle yaşam sürdürmeye çalışan insanlarımızı, 20-25 yıl hizmet edip “yaşa takılan” ve maaş alamadığı için hiçbir geliri olmayan, pazarlarda çamaşır satmaya, marketlerde kasiyerlik yapmaya mecbur bırakılan EYT mağduru işçi, memur, subay ve astsubay emeklilerini, ailesinin direğini yitiren şehit ailelerini, bu ekonomik tablo içinde tıbbi ortopedik araç gereç ihtiyaçları karşılanamayan gazilerimizi, esnafımızı, memurumuzu, işçimizi, çiftçimizi, karnını doyurmakta zorlanan yoksul insanlarımızı mağdur ve muhtaç hale getirmiştir.

Dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız nasıl geçineceklerini, karınlarını nasıl doyuracaklarını, ev kiralarını, elektrik-su paralarını nasıl ödeyeceklerini kara kara düşünürlerken, Hazine ve Maliye Bakanımızın olaya hangi açıdan baktığını öğrendik ve umutsuzluğumuz bir kat daha arttı. Sayın Bakan; bu ekonomi modelinin başarısız olması halinde “batarsak hepimizin batacağını, vatandaşın maaşını kaybedeceğini, ama kendisinin her şeyini kaybedeceğini” söyleyerek bakış açısını açığa vurdu. Anladığımız kadarıyla; yoksul insanların gelirleri çok küçük miktarlarda olduğu için dikkate bile alınmamakta, bunların kaybı önemsiz görülmektedir. Sayın bakanın kaybedeceği milyarların yanında sözü bile edilmemesi gerekmektedir! Öyle anlaşılıyor ki sayın bakan; o önemsemediği gelirlerin açlık sınırı altında yaşayan milyonlarca insanımızın “her şeyi” olduğunun farkında bile değildir. MHP lideri Sayın Bahçeli de “Yükselen, toparlanan ve dengeye gelen Türkiye ekonomisinde olağanüstü hiçbir şey yoktur” diyerek ve gidişatı beğenmeyenleri “gafillik ve şuursuzlukla” itham ederek bakış açısını ortaya koymuştur. Bence asıl gaflet; kendisinin yaşamadığı sorunların farkında olmayanlardan, inkâr edenlerden, küçük görenlerden ve bütün yaşananlara rağmen pembe tablolar çizerek halkımızı mağdur ve muhtaç olmadığına ikna etmeye çalışanlardan çözüm beklemektir.

Bu durumda memurumuzu, işçimizi, küçük esnafımızı, emeklilerimizi, dul, yetim, şehit yakını ve gazilerimizi temsil eden bütün örgütlerin sorumluluk alması, çözüm üretmesi, tepkisini göstermesi, sorunun farkında olmayanları, görmezden gelenleri, inkâr edenleri çağdaş ve demokratik yöntemlerle uyarması gerekmektedir. Bunu yaparken; toplumsal huzurumuz, birlik ve beraberliğimiz, güvenliğimiz büyük bir hassasiyetle korunmalı, pusuda bekleyen, çıkar kollayan, durumdan fayda sağlamaya çalışan odaklara, oy hesabıyla halkımızı birbirine düşürmeye çalışanlara karşı son derece dikkatli olunmalıdır. Yönetim sorumluluğu almış olanlar ve onların yandaşları da demokratik tepkisini dile getirenlere hoşgörüyle yaklaşmalı, ne kadar sert olursa olsun eleştiri ve çözüm önerilerini teröristlik, vatan ve millet düşmanlığı olarak göstermekten artık vaz geçmeli, ekonomik sorunlarımızın birlik-beraberlik ve bütünlüğümüzü sarsacak sorunlara dönüşmesine fırsat vermemelidir.

**********

“TÜRKİYE’NİN BÜTÜN MAĞDURLARI BİRLEŞİNİZ!”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar) – Ülkemizin içinde bulunduğu zorlu ekonomik ve sosyal koşullar, birçok toplumsal kesimi alabildiğine mağdur ediyor. Mağduriyette, dar ve sabit gelirli olanlar, emekliler, emeğiyle ve günlük kazancıyla geçinmek zorunda kalanlar, özellikle de işçi ve Bağ-Kur emeklileriyle dul ve yetimler başı çekiyor. Ulusal ve uluslararası kuruluşların rakamsal verileri de bu gerçekliği doğruluyor.

Başta emekçiler ve emekliler olmak üzere geniş kitleler, yaşadıkları mağduriyeti aşabilmenin ve yaşam koşullarını görece iyileştirebilmenin yollarını arıyorlar. Burada temel görev, bu kesimlerin örgütlerine ve temsilcilerine düşüyor. Ancak görünen gerçek, bu mağdur kesimlerin örgütlerinin ve temsilcilerinin maalesef yeterince etkin olamadığıdır. Örneğin özellikle emekliler, eleştirilerini ve taleplerini etkin biçimde kamuoyuna duyuramıyorlar. Dolayısıyla da siyasal iktidar ve karar vericiler üzerinde etkili olamıyorlar. Oysa halk arasında bilinen ve çokça yinelenen, ama o ölçüde de anlamlı bir özdeyiş vardır; ‘ağlamayan çocuğa mama vermezler’. Bu gerçeği en iyi bilmesi gerekenler, toplumun tecrübelileri sayılan emeklilerdir. Emekliler ve onları temsil iddiasında olan kurumlar / kuruluşlar / temsilciler, bu gerçekliğe uygun ve koşut davranmalıdırlar.

Bunun yolu da başta emekliler olmak üzere toplumsal mağduriyet yaşayan kesimlerin daha etkili örgütlenmesinden ve seslerini yükseltmelerinden geçmektedir. Emekliler, kendilerini yeterince savunmadıklarını düşündükleri kurum ve kuruluşları hareketlendirmelidirler. Eğer bu kuruluşların başındaki yöneticiler görevlerini gereğince yerine getirmiyorlarsa, onları değiştirmenin ve yeni seçenekler oluşturmanın yol ve yöntemlerini bulmalıdırlar.

Gördüğümüz ve izlediğimiz kadarıyla, günümüzde emeklileri temsil eden yapılar arasında en etkin ve hareketli örgütlenme, DİSK’e bağlı Emekli-Sen örgütlenmesidir. Emekli-Sen’e güçlü biçimde sahip çıkılmalı ve örgütlülüğü daha da güçlendirilmelidir. Ayrıca siyasi partilerde emekli masalarının ve emekli sorunları çalışma gruplarının oluşturulması sağlanmalıdır.

Mağduriyet yaşayanların bu mağduriyetleri aşabilmesinin yolu, öncelikle seslerini yükseltip daha çok duyurabilmelerinden ve toplumsal mücadelede daha etkin olabilmelerinden geçmektedir. İşte bu nedenle ‘Türkiye’nin bütün mağdurları birleşiniz’ diyoruz. Unutulmamalıdır ki aslolan mağdurların örgütlülüğü ve eylemliliğidir. Bu gerçekliği en iyi bilmesi ve gereğini yapması gereken kesim de toplumun tecrübelileri olan emeklilerdir