Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Hikâyesi tükenen iktidar, yeni hikâye arayışında!

Ülkemizde yaşam ve geçim koşulları, her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Dar ve sabit gelirli yurttaşlarımız, ekonomik-sosyal sorunların ağırlığı altında eziliyor ve içinde bulundukları olumsuzluklardan çıkış yolu arıyorlar. Hemen her alanda iktidarın, ülkeyi yöneten siyasal anlayışın sorunlarına çözüm bulamadığını görüyorlar.

Bu arada siyasal iktidar hem hikâyesini ve hem de hikâyesi ile birlikte söylemini de tüketiyor. İktidarda bulunduğu 20 yılın ardından, vatandaşa anlatabileceği inandırıcı ve ikna edici yeni bir söylem geliştiremiyor. Bu gidişle, önümüzdeki süreçte de geliştirebilecekmiş gibi görünmüyor!

 

İktidarın yeni model ve söylem arayışları

Son günlerde gündeme getirilen ve tutundurulmaya çalışılan ‘yeni ekonomik model’, ‘Çin modeli’ ya da ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ gibi zorlama söylemlerin ya da dini surelere sığınmanın temelinde, ‘iktidarın tükenmişliği’ gerçekliği yatıyor. İşte bu gerçeklik nedeniyle, iktidarın can havliyle yaptığı son hamleler ve zorlamalar da gündemde tutunamıyor ve halkta karşılık bulmuyor. Aslında iktidarın temel sorununu ‘güven meselesi’ oluşturuyor. 20 yıllık yıpranmışlık, tükenmişlik, biriken olumsuzluklar, pratikte tam anlamıyla siyasal bir ‘tükenmişlik sendromu’na dönüşüyor. Gördüğümüz kadarıyla, artık bu saatten sonra ne yapılırsa yapılsın, iktidarın atacağı hiçbir adım dikiş tutmayacak ve yaşanan olumsuzluklar daha da büyüyecektir.

 

‘Ekonomik kurtuluş’ mu, yoksa iktidarın kurtarılması mı?

İktidar çevrelerinin bir önemli yanlışı da Türkiye’yi yalnızca kendilerinden ibaretmiş gibi görmeleri ve düşünmeleridir. Oysa 84 milyonluk bu koca ülke, yalnızca iktidardan ya da iktidar partisinden ve blokundan ibaret değildir. AKP demek, hiçbir zaman Türkiye demek anlamına gelmiyor. Bu üstenci bakış ve siyasal anlayış, o nedenle de tutunamıyor. İleri sürülen tezler, hayatın içinde sabun köpüğü gibi sönümleniyor.

İktidar çevrelerinin ‘yeni bir ekonomik model deniyoruz’ diyerek ülkeyi bir deneme tahtası ve deney alanı olarak görmelerinin altında da böylesi üstenci bir yaklaşım var. Yeni maliye bakanının, döviz hareketleri ile ilgili olarak ‘dışarıdan kesinlikle müdahale yok, sorun güvensizlik’ sözleri de iktidarın sıkça dile getirdiği ve sığındığı ‘dış güçlerin saldırısı’ tezlerini de kökten çürüttü. Siyasette ve ekonomide asıl meselenin ‘güven sorunu’ olduğu, bizzat yeni bakan tarafından itiraf edildi!

 

24 Ocak kararlarından ‘Çin modeli’ne

Önemli siyasal ve ekonomik kırılma dönemlerinde, iktidarların daha otoriter yaklaşımlara savrulmaları tarihsel ve yönetsel bir gerçekliktir. Örneğin 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarının tutundurulabilmesi, 12 Eylül dönemiyle ve uygulamalarıyla mümkün olmuştur. Şimdi de ülkemiz önemli bir ekonomik / politik kırılmayı yaşamaktadır. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşullarla hemen hiçbir alanda örtüşmeyen ve benzeşmeyen Çin’e öykünülmesinin ve ‘Çin modeli’nden söz edilmesinin altında da böylesi arayışlar vardır. Türkiye’de emek ve işgücü daha da ucuzlatılarak, ülkemiz adeta ‘ne alırsancı – taşeron bir ülke’haline getirilmek istenmektedir. Bu yaklaşım, ülkemizin tarihsel ve kültürel gerçekleriyle de örtüşmemektedir.

 

İktidar zamana oynuyor, ama zaman aleyhine işliyor!

Aslında bütün bu olmazlarla iktidar koşulları zorlamakta ve iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. İçine düşülen durum, tam anlamıyla bir hikâyesizlik ve tükenmişlik örneğidir. İktidar ve iktidar bloku, zaman kazanmayı hedeflemekte ve zamana oynamaktadır. Oysa zaman iktidarın aleyhine işlemekte ve her geçen süre iktidarı daha da aşağıya çekmektedir. O nedenle iktidarın ‘erken seçim’ seçeneğini düşünmesinde ve gündemine almasında yarar vardır. Bu seçenek yalnızca ülkemizin ve halkımızın çıkarına değil, aynı zamanda iktidar bloku partilerinin de yararına olacaktır. Kendilerini ve partilerini tümden tüketip bitirecek zorlamalardan kaçınmalıdırlar.

 

Çözüm ve çıkış yolu seçimden geçiyor

Ülkemizin ve halkımızın içinde bulunduğu koşullar daha da kötüye gitmeden,‘erken seçim’ seçeneği üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Söylentisi bile rahatsız edici olan ‘ekonomide OHAL’ gibi yanlış yollara da kesinlikle yönelinmemelidir. Mevcut sistemle ve iktidarla, yaşanan sorunların çözülemeyeceği ve aşılamayacağı artık görülmüştür. Bu gerçeklerin ışığında, ülkemizde ihtiyaç duyulan tarihsel / siyasal bir değişim ve dönüşüm mutlaka yaşanmalıdır. Yaşadığımız çıkmazdan, dar boğazdan çıkışın yolu, erken ve hatta hemen / derhal seçimden geçmektedir.