Depresyon vakaları yüzde 28 arttı

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 322 milyon insan depresyonda. Korona virüs salgınının sert bir şekilde hissedildiği son iki yılda ise depresyon oranlarında yüzde 28’lik bir artış var.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Depresyonu psikiyatrinin soğuk algınlığı olarak ifade eden Doç. Dr. Ahmet Levent Mete; “Ortalama 5 kişiden biri hayatında bir kez depresyon geçiriyor. Depresyon (majör depresif bozukluk) nasıl hissettiğinizi, nasıl düşündüğünüzü ve nasıl davrandığınızı olumsuz etkileyen yaygın ve ciddi ancak tedavi edilebilen tıbbi bir hastalıktır. Ancak depresyon tanısı koyabilmek için Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Amerika Psikiyatri Derneği’nin belirlediği bazı belirtilerin olması gerekiyor. İlk olarak kişide depresyon tanısı koyabilmemiz için kişinin 15 gün boyunca karamsar, çökkün, isteksiz, umutsuz bir mizaç içinde olması ya da genel anlamda ilgi ve istek kaybı yaşaması gerekiyor. Hem mesleki hem de sosyal rollerinde bir isteksiz olması lazım. Örneğin, ebeveynlik rolünü yerine getiremeyebilir, eş rolünü yerine getiremeyebilir. Genel bir isteksizlik, motivasyonsuzluk hali yani eskiden zevk aldığı ve isteyerek yaptığı şeyleri artık yapmama durumu söz konusu olmalı. Bu ikisinden biri 15 gün gün içinde mutlaka ağırlıklı olarak bulunmalı. Yani kritik olarak 15 günlük bir süre devam ediyor olması gerekiyor yoksa geçici olarak insanlar bu duygu durumlarıyla karşılaşabilirler. Bu ikisinden biri yoksa başka diğer belirtiler olsa bile depresyonda tanı koyamıyoruz ” dedi.

Bu belirtilerin olması durumunda hastaya diğer soruları yönettiklerini söyleyen Mete, “İlk olarak iştahını soruyoruz. Büyük ölçüde depresyonda iştah kaybı oluyor. Buna bağlı olarak kilo kaybı da olabiliyor. Bazen de tam tersi olarak iştah artışı ve kilo alma söz konusu olabiliyor. Uykuyu soruyoruz. Kimisinde uykusuzluk yani uykuya dalmada güçlük, sık uyanma, sabahın köründe uyanıp bir daha uyuyamama olabiliyor. Bazen de aşırı bir uyku hali olabiliyor, kişi bütün gün uyukluyor. Bazen kendileri de bir kaçış gibi tanımlıyor bu durumu. Kimi insanda bir değersizlik duygusu, anlamsızlık, bazen de doğrudan bir suçluluk oluyor. Bir olaya bağlı ya da belli belirsiz adını koyamasa da bir suçluluk duygusu şeklinde yaşanabiliyor. Bizim için en kritik belirtilerden birisi de ölüm isteği. Bu istediğin şiddetine göre tedaviyi şekillendirmek gerekiyor.” şeklinde konuştu.

“Umutsuzluk ve isteksizliği pandemi bize hediye etti”

Genetik ve çevresel olmak üzere depresyonun iki ana sebebi olduğunu hatırlatan Mete, “Küresel olarak yaşanan koranavirüs salgını, maalesef her alanda olduğunu gibi toplumların psikolojilerini de derinden etkiledi. Doğrudan ölüm korkusu endişesini kendimiz için de yakınlarımız için de yaşıyoruz. Hayatlarımız kısıtlanıyor, maskeler takılıyor, uyan var uymayan var, kimisi daha titizleniyor, kimisi daha gevşek davranıyor. Hem kendimizi hem ilişkilerimizi daha gergin, sıkıntılı, kolay tartışan kavga eden hale getiriyor herkesi. Böyle bir psikolojik yanı var. Birçok sosyal etkinliğimizi yapamıyoruz hala şu anda. Sinemalar, tiyatrolar, dışarıdaki etkinlikler, lokantalarda bile aynı rahatlıkla oturmuyor insanlar. Hayatlarımız çok daraldı ve bir de tabii bunun doğrudan ekonomiye etkileri var. Ekonomik etkiler de hayatımızı daralttı. Bir sürü insanın iş yeri kapandı, uzun süre para kazanamadılar. Bazıları dönüşsüz biçimde işini gücünü kaybetti. Yani koronavirüs çok büyük bir darbe oldu ve bu tür darbelerde ruh sağlığı da çok etkilenir. Genel bir kaygı, genel bir karamsarlık, genel bir hayata karşı umutsuzluk ve isteksizlik pandemi bize hediye etti.” dedi.