Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Seçim ve geçim mengenesindeki popülizm

İktidar uyguladığı aklıselime, bilime, ilke, kural, kurum ve sistem mantığına aykırı ekonomi ve toplum politikaları sonucunda oldukça sıkışmış bulunuyor. Bir tarafta asla kaybetmek istemediği iktidar gücü için seçime hazırlık olacak politika uygulamalarına yönelmek istiyor. Diğer tarafta yanlış politikalar nedeniyle çöküşe sürüklediği ekonomik durum söz konusu. Bu nedenle bir yandan altı ay sonrası için, ihracat üzerinden umut pazarlamaya çalışıyor. Diğer yandan içeriği belirlenmemiş ve ülke koşullarına asla uymayan, üstelik de uygulansa bile on yıllar gerektiren hayal ürünü bir “Çin modeli “ pazarlamak istiyor.

Zira çöküşe sürüklediği ekonomik ortamda, işsizlik, enflasyon, yoksulluk ve yoksunluk, hukuksuzluk, adaletsizlik ve liyakat yoksunluğu nedeniyle çığ gibi büyüyen kitlelerin feryadı ve talepleri yükseliyor. Kısacası kendinin seçim kazanma baskısı ile kitlelerin geçim ve hayatta kalma feryadı arasında mengeneye sıkışmış bulunuyor. Bu iki yönlü baskı ortamında bir yandan elinden kaymakta olan iktidar gücünü korumak ve diğer yandan kitlelere sus payı vermek için elindeki tek seçenek, popülist bir uygulamayı devreye almaktır.  Ancak bu popülizmi finanse edecek ekonomik güç ve kaynak olmadığı için yapacağı tek şey, talimatla çalışan Merkez Bankasına, talimatla para bastırmak olacaktır.  Bu uygulamanın sonucu öngörmek istemediğim ekonomik çöküşün daha da kötüleşmesi şeklinde kendini ortaya koyacaktır.

Kitlelerin ekonomik feryatları artık durdurulamaz boyuttadır. Baskılanmış TÜİK verilerine göre enflasyon TÜFE de yüzde 21,31; ÜFE’de ise yüzde 55 oranına dayanmış bulunuyor. İşsizlik ise TÜİK’e göre Eylül ayında yüzde 11,7 oranındadır. Bu durumda “enflasyon artı işsizlik” oranlarından oluşan  “Sefalet endeksi” bu veriler ışığında yüzde 33; ancak reel piyasa verileri dikkate alındığında ise kesinlikle yüzde 50’nin üzerinde değerlere ulaşmış bulunuyor. Uygulanan yanlış politika ile kısa sürede ikiye katlanan döviz kurunun yarattığı baskı yüzünden çiftçi; ilaç, gübre ve yem fiyatlarına yetişemiyor. Bu nedenle tarım çöküşte. Esnaf, eriyen orta tabaka ve yoksullaşma yanında her gün tırmanan fiyatlar nedeniyle umduğu talebi bulamıyor. Bulsa sattığı ürünü yerine koyamıyor. Sabit gelirli olan işçi, memur ve emekli; enflasyon, pahalılık ve her gün yükselen fiyatlar karşısında artık geçinemiyor.

Yoksulluk ve yoksunluğa sürüklenmiş durumda. Yaşanan bu güçlü çöküşte, kitlelerden yükselen tüm bu destek ve taleplerin yeterli düzeyde karşılanması mümkün olmayacaktır. Ancak iktidar seçimi düşünerek belli düzeyde bir artışı,  olabildiği kadar, göze almaya çalışacaktır. Herkese bir mavi boncuk dağıtma gayreti, Yaz aylarına kadar taşıyabilirse yaz aylarında seçim gündeme gelebilecektir. Böylesi bir ortamda ücret ve maaş artışları konusunda kesin bir rakam vermek kehanet olur. Ancak yoksullaşan sabit gelirlilerin durumunu seçime kadar kısman sakinleştirebilen bir düzeyde tutmaya gayret edilecek gibi gözüküyor. Bu oran ekonomik olarak yeniden değerlendirme oranının üstüne çıkmayacaktır. Esnafa ve diğer bazı kesimlere sadece uygun koşullarda kredi seçeneği sunulmakla yetinilecektir. 

Ancak para basarak yaratılacak bu sahte refah artışları, bir yandan enflasyon ve diğer yandan kur artışlarının yol açtığı girdi artışları (örneğin;  petrolden, ilaç,  gübre ve benzeri) nedeniyle kısa sürede eriyecektir. Kısacası bu iktidarın, yıprattığı toplumsal değer, kural, kurum ve uyguladığı yanlış toplumsal ve ekonomik politikalar nedeniyle köklü bir güven bunalımına girmiş bulunuyor. Alacağı önlemler çözüm olmayıp, kısa sürede buharlaşacaktır. Kalıcı olabilecek tek doğru çözüm, en kısa sürede seçime giderek, güven duyulacak yeni bir iktidar seçeneğinin yaratılmasında yatıyor.