Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Küresel ısınmaya devam

İklim değişikliği konusunda Fransız TV5 kanalında yayınlanan bir belgeselde çarpıcı görüntüler vardı. Belgeselde Grönland’da deniz kıyısındaki bir köyün, içinde yaşayanlarla birlikte yok oluşunun yasını tutan yerliler görülüyordu. Felaketin nedeni ne idi? Köyün bulunduğu körfezde dağdan kopan buzul kütlelerinin denizde ‘tsunami’ yaratması. Depremlerle özdeş kıldığımız ‘tsunami’ yani denizin taşıp karadakileri yerle bir etme olgusu bu kez kuzey kutbunda yaşanıyordu.

Diğer çarpıcı görüntüler ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yaşanan kuraklığı yansıtıyordu. Yöre sakinlerinden bir kadın çiftçi, kuraklık nedeniyle evine su gelmediğini, yıkanabilmek için iki günde bir kamyoncuların uğradığı bir benzin istasyonuna geldiğini anlatıyordu. Her yıkanışta 15 dolar para ödüyormuş. Öte yandan, yardım ekipleri yöredeki evlere koli koli içme suyu dağıtıyordu.

Bir yanda kuraklık, diğer yanda seller, bir yanda açlık nedeniyle yok edilen yağmur ormanları diğer yanda denetim altına alınamayan büyük yangınlar…  Bilim insanları bu afetleri iklim değişikliğinin tetiklediğine inanıyor. İklim değişikliğini ise, daha konforlu yaşamak, bir yerden bir yere daha hızlı gitmek, daha fazla büyümek vb. için biz insanlar tetikliyoruz.

COP 26 nasıl sonuçlandı?

Şurası bir gerçek ki, böyle felaketlerle ancak küresel ölçekte mücadele edilebilir. Birleşmiş Milletler bu amaçla 30 yıldır iklim değişikliği konusunda konferanslar düzenliyor.  Bunlara “Conference Of  Parties” (COP – Taraflar Konferansı) deniyor. En son olarak 31 Ekim-12 Kasım arasında, İskoçya’nın Glasgow şehrinde 200 ülkenin yetkilileri bir araya geldi. Bu 26. konferans olduğu için COP26 olarak adlandırıldı. Türkiye’den Cumhurbaşkanının hazır bulunmadığı konferansta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bazı oturumlara katılıp konuşmalar yaptı.

Ne var ki Konferansın pek başarılı geçtiği söylenemez. Öyle ki, Konferans Başkanı Hint asıllı Alok Sharma,  Hindistan delegasyonunun kapanış bildirgesine soktuğu son dakika değişikliği karşısında “derin hayal kırıklığı yaşayan ülkeler çoğunlukta, ancak yine de anlaşmayı korumanın hayati önem taşıdığını vurgulamak isterim” derken gözlerinin yaşarmasını, belki de bilerek engellemedi. Timsah gözyaşları mıydı bilemem ama Hindistan, Çin ile birlikte önemli bir değişikliğe imza atmıştı. Neydi bu değişiklik? “Kömür kullanımının kademeli olarak SONLANDIRILMASI” cümlesi “kömür kullanımının kademeli olarak AZALTILMASI” şeklinde oybirliği ile karara bağlandı. Yani küresel ısınmaya büyük oranda katkıda bulunan Karbon-dioksit (CO2) salımı yani kömürle elde edilen enerjinin kullanımı devam edecekti.

Bu önemli değişikliğin yanı sıra kağıt üstünde bazı kazanımlar olmadı değil. Örneğin 2015 yılında Paris’te düzenlenen COP21 toplantısında kararlaştırılan küresel ısınmayı 1.5 derecede tutma kabulünün seneye Mısır’da yapılacak COP27 konferansında denetlenmesi kabul edildi.  Ama bu ne derece gerçekleşebilecek? Kocaman bir soru işareti!

Ülke beyanları doğru mu?

2015’deki Paris Anlaşmasında tarafların Ulusal Katkı Beyanlarını (UKB – NDC) beş yılda bir güncellemesi öneriliyordu. Oysa COP26’da sunulan OKB’ler gezegenin 2.4 derecelik ısınmasını benimsiyor. 1.5 derecenin geçerli olabilmesi içinse ülkelerin ciddi salım (emisyon) kesintilerine gitmesi gerekiyor.

ABD’deki Washington Post gazetesinde yayınlanan bir araştırmaya göre UKB’lerin ortaya koyduğu sera gazı salımlarıyla gerçekleşenler arasında 4 ila 8.5 milyar metrik ton arasında bir açık var. Buna göre ülkeler metan salımlarını olduğundan daha az ölçüyor, doğanın emdiği karbondioksit miktarını ise olduğundan fazla gösteriyor. Örneğin Kanada ormansızlaşmadan kaynaklı 80 milyon metrik tonluk salımı, kestiği ağaçların yerine yenilerinin geleceği varsayımıyla raporlamıyor. Malezya’nın katkı beyanına göre ormanları hemen yakınındaki Endonezya ormanlarından 4 kat hızlı karbondioksit emiyor. Anlayacağınız samimiyetsizlik kol geziyor.

Ülkemize gelince “İklim Değişikliği”nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bünyesine eklenmesi olumlu olarak görülebilir. Ne var ki Türk Dil Kurumu sözlüğünde “iklim değişikliği” tanımı hala yok. Buna ne dersiniz?