İktidar, Baro Başkanlığı Seçimi’nde de kaybetti

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye Barolar Birliği’nde (TBB) gözler, Metin Feyzioğlu’nu geriden bırakarak başkanlığa seçilen Erinç Sağkan yönetiminin izleyeceği politikaya çevrildi. Türkiye’de avukatlık mesleğinin temeli olan hak savunuculuğu felsefesinden uzaklaştığını belirten TBB’nin çiçeği burnunda başkanı Sağkan, ciddi yargı ihlallerine karşı hukuk yollarını kullanarak etkin olma sözü verdi. Verilen mesajlara göre, “Birlikte yönetim” stratejisi izleyecek olan yeni yönetim, toplumsal davaları yakından takip edecek. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma konularında doğrudan taraf olacak. TBB, AİHM’in uygulanmayan Osman Kavala gibi kararları konusunda da “etkili” tavır ortaya koyacak.

TBB’de 5 Kasım’da yapılan seçimde oy kullanan 348 delege oy kullandı. 182 delegenin oyunu alan Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, TBB’nin yeni başkanı oldu. İktidarın desteklediği Feyzioğlu, çoklu baro yasasından sonra delege sayısının değiştirilmesine karşın 156 oyda kaldı.

TBB Başkanlığını 8,5 yıldır o koltukta oturan Metin Feyzioğlu’ndan devralan Erinç Sağkan yönetimde deneyimli isimler yer alıyor. TBB’nin yeni yönetimi Aydın Barosu Başkanı Gökhan Bozkurt, Trabzon Barosu Başkanı Sibel Suiçmez, Bursa Barosu Başkanı Gürkan Altun, Aksaray Barosu Başkanı Ramazan Erhan Toprak, Kırklareli Barosu Başkanı Turgay Hınız, eski Adana Barosu Başkanı Veli Küçük, eski Muş Barosu Başkanı Abdulbaki Çelebi, Şırnak Barosu delegesi Ali Bayram ve Ankara Barosu delegesi İsmail Cumhur Bozkurt’tan oluşuyor.

“ÖNCELİĞİMİZ ÇOKLU BARO SİSTEMİ”

Mazbatasını alan Erinç Sağkan, önceliklerinin “Çoklu baro sisteminin ortadan kaldırılması için bir yasal çalışma yapılması, bu noktada baskı unsuru olunması için aldığımız görev, önceliğimiz olacak. Sonuç alınamaması halinde Anayasal demokratik haklarımızı kullanmaktan da bir adım uzakta durmayacağız.” dedi.

ANKA Haber Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Sağkan, şunları söyledi: Uzun zamandır yargı bağımsızlığı sorunumuz var. Özellikle son birkaç yılda yargının artık hukuksuzlukların aracı haline getirildiği süreci yaşadık. Türkiye Barolar Birliği, en temel görevi olan hukukun üstünlüğünü savunmak noktasında etkisiz kaldığı ve bu hukuksuzlukları meşrulaştıran bir pozisyona da girdi. Bu da aslında ülkeye, yurttaşlara, mesleğe ve mensuplarına yapılabilecek en büyük kötülüklerin başında geliyor. Çoklu baro sürecinde baro başkanlarını yalnız bırakan, aynı zamanda mesleğin içerisine düştüğü üzüntü verici hale karşı örgütlü bir tepkiyi organize etmeyen, 150 bin avukatı bu mücadelenin içerisine katmayan, örgütlü güçten uzaklaşıp tek başına bir görüntü veren, bugüne gelinmesinde, önceki dönem TBB Başkanı’nın hataları olduğunu düşünüyorum.”

Sağkan, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Türkiye Barolar Birliği olarak ilk işlerimizden birisi, bakanlıkla da görüşerek mesleğin bu içerisinde bulunduğu sorunların giderilmesine yönelik yeni bir Avukatlık Kanunu taslağı hazırlanması olacak. Baştan sona yeni bir taslağı hazırladıktan sonra öncelikle bakanlık ve TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin tamamıyla görüşerek kanunu hayata geçirmek noktasında ciddi çalışma yürüteceğiz.”

“Çoklu baro” yasası süreci ile ilgili olarak Sağkan, şunları söyledi: “Biz burada kırılma anını TBB Başkanı’nın oradaki onlarca baro başkanını yalnız bıraktığı an itibariyle yaşadık. Biz bu pratikle ilk defa karşılaştık. İktidarların yargı üzerindeki baskısını görüyor ve biliyoruz. Ama ilk defa kendi çatı örgütümüzün başkanının buna alet olduğunu ve maalesef arka plandan bu yasayı desteklediğini gördük. Sebebi çok açıktı. Sayın başkan kendi koltuğunu kurtarabilmek için, çünkü TBB süreci geçtiğimiz ayın aralık ayında başlayacaktı, bu yasayı destekledi ve siyasal iktidarla birlikte TBB’nin mevcut suskunluk sarmalı içindeki kullanışlı rolünün devam etmesi noktasında birlikte hazırladıkları yasa teklifini hayata geçirdiler. Burada avukatlar oyunu gördüler. Çoklu baro sürecine karşı çıkış yaşandı… 

Asıl önemli olan bu mesajın anlaşılabilmesidir. Savunma makamı baroların ve savunmanın bağımsız kılınması noktasında net mesajını iletmiştir. Umarız ki siyasal iktidar tarafından da bu mesaj alınmıştır. Genel kurulda bir gündem maddesi vardı. Çoklu baro konusunda TBB yönetim kuruluna yetki verildi. Bizim meslek örgütümüzün nasıl çalışması gerektiğine avukatlar olarak biz karar veririz mesajıydı. O nedenle üzerimize de görev tanımı aldık. Aslında genel kurulda bu konuda büyük destek ve güç aldık. Çoklu baro sisteminin ortadan kaldırılması için bir yasal çalışma yapılması, bu noktada baskı unsuru olunması için aldığımız görev önceliğimiz olacaktır.

Taslak hazırlamaktan ibaret değildir. Bizim beklediğimiz şu aslında. Genel kurulun bu iradesinin iktidar tarafından görülmesini bekliyoruz. Yapılan düzenleme yanlış bir düzenlemeydi. Bilinçli olarak bu yanlışı düzenleme hayata geçirildi. İstenilen sonuç buradan elde edilemedi. Çünkü burada avukatlar var. Avukatlar bu baskıya boyun eğmediler. Şimdi artık kendi meslek örgütlerimizin yapılanmasında bu genel kurulun sesini duyurmak tabii ki TTB yönetim kurulunun görevidir. Biz bu konudaki düzenlememizi hazırlayacağız. Tabii ki bürokratik görüşmelerimizi yaparak, bu yanlıştan dönülmesi noktasında öncelikli görüşmelerimizi hayata geçirmeye çalışacağız. Sonuç alınamaması halinde Anayasal demokratik haklarımızı kullanmaktan da bir adım uzakta durmayacağız.”

Kavala – Demirtaş davaları…

Sağkan, iş insanı Osman Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş davaları için ise şu değerlendirmeleri yaptı:

“Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını herkes biliyor. Başta, ‘yargı bağımsız’ diyenler biliyor. Önemli olan yargıyı bağımsız yapmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Biz istiyoruz. Ankara Barosu olarak da istiyoruz, TBB olarak da yargıyı bağımsız ve tarafsız kılmayı sadece istemekle yetinmeyeceğiz. Bunun için de üzerimize düşen vazifemiz ve görevimiz doğrultusunda büyük çaba yürüteceğiz. Biz Türkiye’deki bütün sorunların temelini, yargının bağımsız olmaması olarak görüyoruz. Ekonomik sorunlar da dahil olmak üzere. AİHM’in kararlarının uygulanmaması, ‘Yargı gereğini yapacaktır.’ şeklindeki ifadeler yargıya talimatın verildiğini ifade ediyor.

“Artık yalnız bırakmayan bir TBB olacak”

Bir yerde insan hakları ihlali olduğunda, ifade özgürlüğü kısıtlandığında, adil yargılanma savunma hakkı kısıtlandığında TBB buna ses çıkarmıyorsa, orada bir birlikten söz edemeyiz. Önceki dönemle bu dönem arasındaki fark en çok da bu noktada olacaktır. TBB, insan hakları ihlalleri konusunda yasadan kaynaklanan görevini etkin şekilde yerine getirecek, sadece söylemde kalmayacak. Bu davaları ciddi şekilde takip edecek, kamuoyu yaratacak. Her şeyden öte bu yargılamalarda mücadele veren avukatları ve savunma makamını artık yalnız bırakmayan bir TBB olacak.”

Adli yıl açılışı

Sağkan, adli yıl açılışı için de şu açıklamaları yaptı:

“Türkiye’de hak ihlalleri, kadın cinayetleri söz konusuyken, çocuk istismarı, çocuk işçilik, doğa, hayvan katliamları varken, en çok da savunma makamı saldırı altındayken TBB’nin başkanı tabii ki adli yıl açılış törenlerinde bu haksızlık ve hukuksuzlukları dile getirmek zorundadır. Bu en başta görevidir. Tabii ki yasal sınırlar içerisinde bu görevimizi etkili şekilde yapacağız. Bizim en başta görevimiz yargıyı bağımsız kılacak kurumları uyarmaktır. Bu uyarılarımızı da TBB’ni o yarım asırlık geleneğine uygun şekilde, sadece adli yıl açılışlarında değil, görev tanımızın içinde olan her yerde en yüksek perdeden dile getireceğiz. Bunu yapmamamız zaten görevimizi yapmamamız anlamına gelir.

Aslında bu yaşadığımız süreç ve TBB genel kurulunun bu noktada yetki sahibi olan kişilere bir mesajı göstermesi gerekiyor. Türkiye’de avukatlar ve avukatlar hukuk devletinin tesis edilmesinde ve mesleğin sorunlarının çözülmesinde bundan sonra birlikte hareket edecek ve TBB onların çatı örgütü olarak o birlikteliği sağlayacak, bir organizasyon şeması haline getirilmiştir. Önceden yaşanmış bu tür konulara takılmadan, çünkü bu bahsettiğiniz konu Ankara Barosu’nun yaptığı açıklama üzerinden Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklamasıydı. Bizim durduğumuz yer çok nettir. Bizim durduğumuz yer hukuk çizgisidir. Bu çizgide yurttaşların haklarını savunmaya devam edeceğiz. Bunu çok net olarak ifade edebilirim.”