Dilek Gappi: “Basın özgürlüğü demokrasinin barometresidir”

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, “Türkiye’nin basından tasarruf edeceğini söylemek iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Binlerce, on binlerce israf kalemi varken, bir yerden bir yere onlarca protokol aracıyla gidiliyorken; basından, gazeteden tasarruf edilmesi gerektiğinin söylenmesi inandırıcı olmaz. Buna karşılık İzmir basını olarak tek vücut olduk ve mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Dilek Gappi… İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) Başkanı…

Ege Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu’ndan mezun olan Gappi, mesleğe ilk adımını öğrencilik döneminde staj yaptığı Milliyet Gazetesi’nde attı. Kentte yer alan basın yayın kuruluşlarının büyük bölümünde çalışan Gappi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde Basın Danışmanlığı, Hürriyet Gazetesi Yazı İşleri’nde editörlük, Gözlem Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmenliği, Milliyet Gazetesi’nde Ege Bölge Koordinatörlüğü yaptı; yerel ve ulusal birçok radyo ve televizyon kuruluşunda ekonomi ve gündem programları hazırlayıp sundu.

Behçet Uz Çocuk Hastanesi Vakfı’nda (BUVAK) Yönetim Kurulu Üyesi olan Gappi, İnsan Hakları Derneği ve Ege İş Kadınları Derneğinde de çalışmaları ile yer aldı.

İGC’de bu yılın haziran ayında başkanlık görevine başlayan Gappi, “Yaklaşımlarımız, tavrımız, duruşumuz ile Türkiye’de bilinen; hem basın özgürlüğü için hem de cumhuriyet adına mücadele eden; Atatürk’ün açtığı yolda ilerleyen, çözüm ve sonuç üreten bir cemiyetiz” dedi.

Gappi’ye göre, “Basın ve ifade özgürlüğü demokrasinin barometresidir; demokrasinin ne kadar geliştiğini gösterir. Basın ve ifade özgürlüğünüz varsa halka gerçekleri iletebiliyorsanız sizin demokrasiniz güçlü demektir.”

Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik en büyük mücadeleyi İzmir’in verdiğini dile getiren Gappi, kentte daha güçlü kurumlara ve basın dünyasına ihtiyaç olduğunun altını çizdi. 

Basının daha fazla baskıya tahammülü kalmadığına vurgu yapan Gappi, şöyle dedi: “Kaynakları kurutarak, basınla ilgili damarları yok ederek, kendilerine ait olumsuz gelişmelerin üzerini örtemezler. Basına yapılan her baskı, Türkiye’nin dünya üzerindeki itibarını zedeler.”

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi ile İGC’yi, çalışmalarını, gazetecilik geçmişini, Türkiye’de gazeteci olmayı, basın özgürlüğünün önemini, tasarruf genelgesini, işsiz genç gazetecileri konuştuk.

“Mesleğin yaşadığı tüm kayıpların tanığı oldum”

-Neden gazeteci olmak istediniz? Uzun yıllardır mesleğin içinde olan biri olarak sizce dünden bugüne neler değişti?

Çok bilinçli bir tercih değildi, aslında hukuk okumak istiyordum. Hukuk olmazsa gazetecilik okurum diyerek sıralamaya bu bölümü almıştım ve gazetecilik oldu. Bu bir anlamda insanın kader çizgisi ile örtüşüyor. İlk başlarda hiç düşünmediğim, tesadüfen girdiğim okul ve meslekte, tüm mesleklerin üzerinde bir mesleği seçtiğimi gördüm. Çünkü kişi, kurum değil; halk adına iş yapıyorsunuz. Halkın haber alma özgürlüğünün temsilcisisiniz ve bu çok kıymetli… Mesleğe başladığım yıllarda gazetecilik çok etkindi, olması gerektiği gibiydi. Yıllar içerisinde fark ettim ki gazeteciliğin tam bir meslek tanımı yok. Yaşam biçiminiz haline geliyor gazetecilik. Teknoloji gelişmemiş olmasına rağmen o dönemlerde daha ilkeli ve doğru yapılabiliyordu. Mesleğin en güzel zamanlarını yaşadığımı söyleyebilirim. Keyifli yıllardı ama sonrasında bütün bozulmaların, mesleğin yaşadığı tüm kayıpların tanığı oldum.

-İzmir Gazeteciler Cemiyeti ile yollarınız nasıl kesişti?

Seçim sonucunda oluşan yönetimin, uyumlu olarak çalışamayacakları için bir süre sonra dağılacağını söylemiştim. Arkadaşlarım ile bunu paylaştıktan 6 ay sonra o ekip ikiye ayrıldı. Bunu dile getirdiğim arkadaşlarım, “Madem biliyordun, sen gel” dediler. Bir tesadüf sonucu yollarımız kesişmiş oldu. Bizim meslekte, kavgaya, çekişmelere vaktimiz ve lüksümüz yok. Meslek için kavga etmek başka, meslektaşlarınla kavga etmek başka… Bu mesleği Türkiye’de yapıyorsanız birçok şeyi göze almışsınız demektir. Asıl mesele gazetecilik mesleğinin ilkelerine tekrar oturtulması. Başta mesleğe duyulan saygınlık olmak üzere kaybettiğimiz birçok şeyin, yeniden inşa edilmesi gerektiğine inanıyorum. 25 yıllık mesleki birikimim olunca şu noktaya geldim: Benim artık mesleki olarak İzmir’de ulaşabileceğim bir yer kalmadı.  Bundan sonra yapabileceğim şey mesleğin kendi içindeki eksikliklerini tamamlamak, mesleği yeniden inşaya yönelik çaba harcamak.

-Türkiye’de basın ve gazetecilik adına İzmir Gazeteciler Cemiyeti nasıl bir duruş sergiliyor?

 İzmir Gazeteciler Cemiyeti son derece dik bir duruş sergiliyor. Yaklaşımlarımız, tavrımız, duruşumuz ile Türkiye’de bilinen; hem basın özgürlüğü için hem de cumhuriyet adına mücadele eden; Atatürk’ün açtığı yolda ilerleyen, çözüm ve sonuç üreten bir cemiyetiz. Cumhuriyetten, duruşumuzdan, laiklikten hiç taviz vermeyiz. Basın kartları ile ilgili sürekli çalışmalar yapıyoruz; Avrupa Birliği Projeleri alıyoruz. Basın İlan Kurumu’nda da Anadolu’daki Cemiyetleri temsil ediyoruz. Bizim için önemli olan basın özgürlüğünün sonuna kadar kullanılabilmesi.

Kendimize dönüp şu soruyu soruyoruz: “Bu mesleği kimler yapıyor? Hak edenler yapabiliyor mu? Hak edenler hak ettiği koşullarda yapabiliyor mu?”  Bunun da mücadelesi içerisindeyiz. Türkiye’nin toplu pazarlık sürecinde olan sendikalı tek yerel gazetesiyiz çünkü örnek olmak istiyoruz. Çalışanlar sendikalı olmalı, bu mesleğin bir karşılığı olmalı, gazetecilik diplerde sürünmemeli… Belki de bu açılardan ele alındığında en darda olan sektörlerden biriyiz. Meslektaşlarımız iş bulamıyor, bulurlarsa koşullar çok zor. İnsanlar kendi donanımlarını artırmıyorlar, herkes “gazeteciyim” diyebiliyor, bununla ilgili de sistemi regüle edecek çalışmalar içindeyiz.

“Hedefimiz cemiyetlerin akreditasyon merkezi olması”

-İGC’nin hedefi nedir?

Hedefimiz, öncelikle cemiyetlerin birer akreditasyon merkezi haline gelmesi. Türkiye’de tüm yetkilenme tek elde toplanıyor: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. Öbür tarafta sektörü tanıyan ve sektörü bilen kurum ve kuruluşlar var ama yetkileri yok. Burada ciddi bir boşluk var.

Bu mesleği herkes yapabiliyor. Bu mesleği kimlerin yapabileceğine mesleki örgütler karar vermeli. Şu an en büyük mücadelemiz bu yönde. Mesleki örgütler olarak cemiyetlerin çok daha etkin olması ve akreditasyona dönüştürülmesi lazım. Örneğin,  herkes kafasına göre haber sitesi açmamalı. Burada bir akreditasyondan geçilmesi lazım. Herkes kendine “gazeteciyim” diyor. Eskiden bizim basın kartlarımız vardı ama artık içi boşaltıldı. Artık bürokrasi karar veriyor bu kartlara bu sefer büyük bir boşluk doğuyor meslekte. Biz bunlar için çalışıyor ve çabalıyoruz. Bu mesleği yapacak arkadaşlarımızın herkesten daha fazla donanımlı olması gerektiğini çok net ifade ediyoruz. Onlar için eğitimler düzenliyoruz. Onlar için farklı çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu meslekte sosyal medyayı çok iyi bilmiyorsanız veya bu mesleğin birçok alanında eğer dünyayı iyi tanıyamıyorsanız “gazeteciyim“ diyemezsiniz. Artık gazetecilik birçok niteliği içinde barındırıyor.

-Cemiyetin projelerini paylaşır mısınız?

Avrupa Birliği Türkiye delegasyonumuzla 4 yıldır yürüttüğümüz “Güçlü Gazeteci, Özgür Medya”, projesi kapsamında meslektaşlarımıza eğitimler ve işsiz meslektaşlarımıza yaptıkları haber karşılığında telif veriyoruz. Türkiye’nin tek uluslararası basın akademisini açıyoruz. Böylece kişisel donanımları artırmaya çalışıyoruz. Hollanda projemiz ise, kadına ve LGBTİ bireylere yönelik şiddeti önlemek için farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Bu projede bir yandan kendi meslektaşlarımıza Cinsiyet eşitliği eğitimleri veriyoruz. Yine Türkiye’de ilk kez mahalle toplantıları yapacağız. İzmir, Manisa ve Muğla olmak üzere 3 ayrı kentte şiddet haritası çıkartıyoruz. Şiddetin en yoğun görüldüğü mahalleleri tespit edip buralarda çalışmalarda bulunacağız. Cemiyet için bu, bir yandan mesleki olarak bir boşluğu doldururken diğer taraftan da bir sosyal sorumluluk projesi anlamına geliyor.

“Cemiyete kadın başkan çok yakışıyor”

-Cemiyet’in Misket Dikmen’in ardından ikinci kadın başkanısınız… Cemiyette kadın gözü nasıl bir fark yaratıyor? Bu projelere ve dile nasıl yansıyor?

 Seçim döneminde diğer adaylarımız erkekti. Erkekler savaşa gider gibi seçime gittiler. Biz gayet sakindik, hedeflerimizi anlattık, yaptıklarımızdan bahsettik, projelerimizi paylaştık, sektörün sıkıntılarını derinlemesine ifade edip onlara çözüm önerisi bulabileceğimizi vurgulamaya çalıştık.

Asıl mesele şu, kadınlar mücadele eder ama mücadele ederken yıpratmaz etrafını. Bizim sakin bir mücadelemiz vardır. Pozitifiz, çok uğraşırız çünkü detaycıyız. Böyle olunca daha pekiştirici daha kavrayıcı bir tarzda hareket ediyoruz. Sadece kendi cemiyetimiz için söylemiyorum, kadınların olduğu birçok yerde sonuca daha iyi odaklanıldığını, barış dilinin daha baskın olduğunu düşünüyorum. İzmir laikliğin ve eşitliğin de bir simgesi. Kadınların da hak ettiği noktaya gelmesi açısından cemiyete kadın başkanın çok yakıştığını düşünüyorum. Geçmiş dönemde de onu yaşadık. Önemli olan ise halef ve selefin barış içerisinde görevi devredip almasıydı. Cemiyet olarak özlediğimiz dostluk ortamını, üretken ortamı sağladık.

-Tasarruf Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından basının var olan sorunlarının üzerine bir yenisi daha eklendi. Bu genelgeye ilişkin değerlendirmeniz nedir? Bu yükü basın nasıl sırtlanacak?

Türkiye’nin buradan tasarruf edeceğini söylemek iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Binlerce, on binlerce israf kalemini varken, bir yerden bir yere onlarca protokol aracıyla gidiliyorken; basından, gazeteden tasarruf edilmesi gerektiğinin söylenmesi inandırıcı olmaz. Biz buna inanmıyoruz. Buna karşılık İzmir basını olarak tek vücut olduk ve mücadelemizi sürdürüyoruz. Ama maalesef her zaman yasalar ve Sayıştay raporları ile sizi baskı altına almaya çalışıyorlar. Buradaki mesele basından yapılacak tasarruf değil, asıl mesele basına daha fazla nasıl hükmedilebileceği… Yerel basınla belediyelerin ağını koparmak için yapılan bir çalışma. Artık basının daha fazla baskıya tahammülü kalmadı. Kaynakları kurutarak, basınla ilgili damarları yok ederek, kendilerine ait olumsuz gelişmelerin üzerini örtemezler. Artık Türkiye o noktada. Tabii teknoloji de bize bir fırsat veriyor, eğer dijital medyayı sağlıklı kullanabiliyorsanız en azından şimdilik orada daha özgür olma şansınız var. Fakat Türk basınının üzerinde çok baskı var. Basına yapılan her baskı, Türkiye’nin dünya üzerindeki itibarını zedeler.

“Basına katkı, demokrasiye katkıdır”

-CHP’nin düzenlediği “Yerel Medya Çalıştayı”nda İzmir Büyükşehir Belediyesi ile uyguladığınız “Yerel Basına Destek Kampanyası” gündeme geldi. Kılıçdaroğlu, CHP’nin iktidarda olduğu 11 Büyükşehirde bu modelin uygulanacağını dile getirdi. Bu destekler yerel basının ayakta durabilmesi için yeterli mi?

Elbette yeterli değil, özellikle bu koşullarda… Tüm arkadaşlarımızdan sürekli “Bu fiyatlara dayanamıyoruz” tepkisi geliyor. Çünkü matbaa üç günde bir fiyat artırmaya başladı. Matbaaya da bir şey diyemiyorum, nasıl artırmasın? Dolar şu an 13 küsur TL, 15’e doğru gidiyor. Şu an yerel gazetelerin hatta birçok gazetenin yaşaması bir mucize. Bu verilenler zaten bir destek değil. Basın İlan Kurumu şimdiye kadar yerel gazetelere ciddi bir destek sağladı ama yetmiyor. Ben basında, destek kelimesinin kullanılmasını da çok sevmiyorum. Bu karşılıklı bir işbirliğidir. Bir ülkenin demokrasisinin sağlamlığını, basınının özgürlüğü ifade eder. Sizin basına yaptığınız her katkı demokrasinize yaptığınız katkıdır. O yüzden işbirliklerinin artırılması gerekiyor. Bunun karşılığında bizim de görevlerimiz var. Doğru yayın organları çıkaracağız. Nitelikli gazetecilerle çalışacağız ve gazeteci meslektaşlarımıza hak ettiği parayı ödemeye çalışacağız. Öte taraftan meslek de kendi içerisinde çok sağlam değil. Mesleğin de bir özeleştiri yapması lazım. Şu an hayatta kalmak ve yaşamak çok zorlaştı. Ekonomik koşullar en çok bizi vuruyor.

-Her yıl üniversitelerin gazetecilik bölümünden çok sayıda öğrenci mezun oluyor. Bu bölümlerin ihtiyaç doğrultusunda kontenjan açması gerekmiyor mu? Gazetecilik bölümünde verilen eğitimler yeterli mi? Genç işsiz gazetecilere iş imkânı nasıl yaratılabilir?

İkinci sınıftan itibaren branşlaşılması gerektiğini düşünüyorum.  Yoksa bizim mesleği başka alanlarda disiplin eğitimi görmüş insanlar daha iyi yapabiliyor hale geliyor. Örneğin ekonomi kökenli gazeteciler, gazetecilik bakış açısına çok kolay sahip olamıyorlar. İşletmeyi bitirip gazetecilik yapan kişi ile gazetecilik mezunu bir kişinin bakış açıları farklı oluyor. İkinci sınıftan itibaren kişilerin branşlarını seçmesi ve o alanda derinlemesine bilgi sahibi olması gerekiyor. Çünkü meslektaşlarımız zaten iş sahibi olamıyorlar, okuldan çıktıklarında da sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Kurumları tanımıyorlar, kuruluşları tanımıyorlar. Böyle olunca yetişmiş elemanı almakta zorlanan sektör, tecrübesiz olanı alamaz hale geliyor. Dördüncü sınıfta öğrencilere en az 6 ay staj yapma şansı verilmeli. En önemlisi, günün koşullarına göre öğrenci yetiştirmek zorundayız. Özel üniversitelerde artık gazetecilik bölümü yok, yeni medya var. Bu ne kadar doğru onu tartışırım ama yeni düzenin niteliklerine göre öğrenci yetiştirmeliyiz. Bizim öğrencilerimiz kurgu biliyorlarsa, video çekimi, 3D programları, dijital medya, sosyal medyayı iyi kavrayan öğrencilerse o zaman mezun olduklarında çok daha rahat iş bulabiliyorlar. Fakat bunu yapsanız bile orada çok ciddi bir ihtiyaç ve mezun dengesizliği var. Türkiye’de bu çok fazla alanda mevcut ve bunu çözüme kavuşturmak gerekiyor. Niş alanlarda gelişmiş gençlerin geçmişe göre iş bulma oranlarının yükselmesi beni umutlandırıyor. İzmir gibi bir kentte bile maalesef yeterli sayıda nitelikli kurumsallaşmış medya kuruluşlarına sahip değiliz bu da önemli sorunlardan birini oluşturuyor.

“İGC mesleği kullanan kimseye geçit vermeyecek”

-Cemiyetin genç işsizlere yönelik ortaya koyduğu çalışmaları paylaşır mısınız?

Türkiye’nin ilk uluslararası basın merkezini açıyoruz. Burada büyük bir konferans salonumuz, stüdyomuz, laboratuvarımız olacak ve ücretsiz olarak verdiğimiz eğitimleri genişleteceğiz. Sektörün nitelikli eleman ihtiyacını ve pratik bilgiye sahip gazeteci ihtiyacını buradan karşılıyor olacağız. Şimdi tüzüğümüzü geliştiriyoruz ve tüzükte basın kartı olmayan ve piyasada bu mesleği yapan arkadaşlarımızın da katılımını sağlayacağız. Sendikalı kuruluşların sayısının artmasını istiyoruz. Onun dışında İzmir’de herkesin bu mesleği yapabilir hale gelmemesine çalışacağız. Gerçekten bu mesleği hak eden, bu mesleği yapan, bu mesleğin okulunda okuyan insanların daha çok büyümesini, bu meslekte sivrilmesini sağlayacağız. Ve en önemlisi ombudsmanlık niteliğine kavuşmak istiyoruz. Yani İzmir Gazeteciler Cemiyeti bu mesleği kullanan kimseye geçit vermeyecek.

 

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİNİN BAROMETRESİDİR”

-Basın özgürlüğü için mücadele etmek neden gerekli ve önemlidir?

İnsan onurunu korumak için… Basın özgürlüğü fikir özgürlüğüdür. Doktor hastaları tedavi eder, gazeteci halka gerçekleri söyler. Halka gerçekleri söyleme mesleğidir gazetecilik. Fikir özgürlüğü de böyle doğar. Sizin teminatınız, fikriniz, yaşadıklarınız vardır; bunu kamuya duyuracak olan gazetecilerdir. O nedenle bu meslek gerçekten çok nitelikli ve önemli bir meslektir ama hakkıyla yapabilirseniz… Halkın fikir özgürlüğünü engellerseniz zaten basını engellemiş olursunuz. Halka var olan gerçekler ulaşamıyor olur. Bu nedenle basın ve ifade özgürlüğü mutlaka olmalı. Basın ve ifade özgürlüğü demokrasinin barometresidir. Demokrasinin ne kadar geliştiğini gösterir. Basın ve ifade özgürlüğünüz varsa halka gerçekleri iletebiliyorsanız sizin demokrasiniz güçlü demektir.

“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK EN BÜYÜK MÜCADELEYİ İZMİR VERİYOR”

-İzmir basını, diğer kentlerle kıyaslandığında ortaya nasıl bir resim koyuyor?

Bizim basın olarak farkımız Hasan Tahsin’in mirasını yaşatıyor olmamız. Hasan Tahsin her şeyden önce tüm tahakkümlere karşı çıkan bir gazeteci. Gazetecilik bir tek haberini yazmakla biten bir meslek değil. Gazeteciler, toplumun aynı zamanda göstergesi ve barometresidir. Biz İzmir olarak farkımızı ortaya koyuyoruz. Bunu hem yaptığımız projelerle hem verdiğimiz mücadele ile yapıyoruz. Şu an basın ve ifade özgürlüğüne yönelik en büyük mücadeleyi İzmir veriyor. Burada bir sıkıntımız yok ama daha güçlü kurumlara, basın dünyasına ihtiyacımız var.