Afet, ancak “felaket” olunca tedbiri hatırlıyoruz…

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Dünya, doğal afetler, depremleriyle, tsunamileriyle, volkan patlamalarıyla, orman yangınlarıyla, iklim değişiklikleri, kasırga, hortum, tayfunlarıyla mücadele eder ve her türkü tedbiri almak için çaba gösterirken… Büyük can ve mal kayıplarını en aza indirmek için nelerin yapılması gerektiğini ortaya koyacak “bilimsel” uluslararası toplantılarda buluşur ve yardımlaşırken… Türkiye ne yapıyor?

Önceki hafta Peru’da, Baranca kentinde 7.3 şiddetindeki deprem sadece 220 binanın hasar görmesi ve 4 yaralı ile atlatırken, Türkiye son 30 yılda yaşadığı büyük deprem felaketlerine rağmen, “gerekli yapısal tedbirlerin alınmaması” sebebiyle, geçen yıl İzmir’de Seferihisar açıklarında medyana gelen 6.6 şiddetindeki depremde 117 kişi öldü, 800’den fazla kişi de yaralandı…

Dünyada iklim giderek olumsuzlaşıyor, bilimsel veriler “önlenemeyen ısınmanın insanlığı felakete doğru sürüklediğini” gösterirken, “kuraklığın pençesine düşmüş” ve “gölleri kurumaya, barajları alçalmaya başlamış” Türkiye ne yapıyor?

Dünya çareler arar ve tedbirler alırken… Geçen hafta başında ülkenin çok yerinde yaşadığımız “hızı 80 – 90 kilometre olan” fırtınanın, İstanbul, İzmir başta nelere mal olduğu ortada iken… Türkiye’de, belki de ocak – şubat – mart aylarında ya da en geç gelecek kış “hızlarının 100 kilometrenin çok üzerine çıkabileceği uzmanlarca öngörülen fırtınalar için” ne yapılacağını düşünen var mı?

“Deprem ülkesi” Türkiye, hâlâ “kentsel dönüşüm ve bina güçlendirilmesi gibi” zorunlu tedbirleri “ülke çapında projelendirerek başlatılacak kampanyalar için” gereken kararları alı uygulamaya geçemiyor. Ortada “yerinde sayma” ve “İş olsun torba dolsun” misali yerel küçük uygulamalar var, o kadar!..

Her yıl sel felaketlerinin, orman yangınlarının ülkeye nelere mal olduğu ortada iken, felaketler sırasında “kıyametler kopuyor”, sonrasında bir dahaki felakete rağmen, “ülke çapında alınması gereken tedbirler” unutuluyor.

“Geçilmeyen otoyolların, tünellerin, köprülerin uçulmayan hava alanlarının garantilerine ödenen ve daha yıllarda ödenecek olan milyarlarca doların ‘yeterli olabilecek’ bir bölümü, neden büyük can ve mal kayıplarına sebep olan doğal afetlerinin ‘kalıcı, can ve mal kurtarıcı’ tedbirleri için harcanmıyor? / Benzer uygulamalar neden ‘kentsel dönüşümler’ için yapılmıyor?” sorularını soran da, “akıl edip, projelendirip, ülke çapında yerel yönetimlerle el ele uygulamaya koymayı düşünün de” yok.

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu.

 

******

“MERKEZİ HÜKÜMETTEN ZİYADE GÖREV BELEDİYELERE DÜŞÜYOR”

Burhan Özfatura (Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı)- İzmirliler hatırlayacaktır; biz Dünya Bankası’nın desteği ile teknik üniversite, Boğaziçi, Ortadoğu teknik vb. üniversitelerin en iyi profesörlerinden de yararlanarak deprem master planını yaptık. Bu planın devamlı olarak güncellenmesi lazım. İzmir’de benden sonra da bazı çalışmalar yapıldı. Detayını bilemiyorum.  Biz Ege-Kent ve Ev-Ka’lar ile toplam 32 bin konut yaptık. Burada merkezi hükümetten ziyade görev belediyelere düşüyor. Deprem master planına göre müsait olmadığı tespit edilen bölgedeki evleri ve yapılacak ölçümlemelerle sağlam olmadığı görülen evleri yenilemek lazım. Bunun yolu da Egekent ve Ev Ka örneklerinden geçiyor. Bence belediyelerin ilçe belediyeleri ile beraber tarıma elverişli olmayan sağlam zeminlerde bu toplu konut olayına girişmesi gerekiyor. Kat artırmak her zaman çözüm değil. Çünkü temelleri sağlam atılır, teknoloji iyi kullanılırsa en çürük toprakta bile sağlam binalar inşa edilebiliyor. Bu bazı bölgelerde düşünülebilir özellikle son depremde zarar gören yerlerde… Büyükşehir belediyesi doğru tespitle bazı yerlerde kat artırımı veriyor. Bu uygundur ama bir toplu konut kampanyası önemlidir. TOKİ’nin yaptığı inşaatlardan insanlar memnun değil. Maalesef TOKİ toplu konuta değil lüks konuta yöneldi. Tamamen politize oldu. Bir de inşaatlarda kontrol yok, çok ciddi şikâyetler geliyor

Üniversiteler ve meslek odaları ile işbirliği yapılmalı, toplu konut olayını belediyeler üstüne almalı. Maalesef AKP özellikle belediyeleri de kaybedince yetkileri belediyelerden tek tek aldı. Her türlü engeli de çıkarıyor. Bu tarz davranışları ülkeye büyük zarar veriyor. Hiçbir Ankara Bürokratı İzmir’in özelliğini, kentin belediye mensupları kadar bilemez. Burada ekonomik olarak Ankara’nın desteği önemli. Türkiye zengin bir ülke. Bu ülke israfı, yolsuzlukları, rüşveti, torpili önlediği an şu anki bütçenin yarısı ile yönetilebilir. Hiç kimseden de borç almaya gerek kalmaz. Devlet kaynak aktarabilir, yeter ki israf ve yolsuzluklar sona ersin.

 

*******

 

“ORTAK AKIL İLE ÇÖZÜM YOLUNA GİDİLMELİDİR”

Hüseyin Aslan (Ege Koop Başkanı)- 30 Ekimde yaşadığımız deprem İzmir’deki konut stokunun ne kadar güçsüz, riskli ve depreme dayanıksız olduğunu gösterdi. Bugüne kadar, her seçim döneminde ya da bütçe açığını kapatmak için çıkarılan imar afları denetimsiz inşa edilen konutları depreme dayanıksız riskli konutları adeta depremde ölüme ve yıkıma davetiye çıkarmıştır. İzmir’de ne yazık ki bilim insanlarımızın görüşlerine ağırlık ve öncelik verilmemiş, kamu ve özel kesimin, sivil toplum örgütlerinin, bilim insanlarının geniş katılımıyla İzmir’de depremin anayasası olan “deprem master planı”, “deprem haritası” hazırlanan bir türlü uygulamaya konulamamıştır.  Ege Koop olarak 37 yıldır İzmir’in 12 ilçesinde tamamladığımız 150 bin kişinin yaşadığı projelerimiz hiçbir depremde en ufak bir hasarı bırakın, çizik dahi olmamıştır. Bu kadar yıldır deneyime sahip, İzmir’e hiç yoktan 20’ye yakın yeni mahalle kuran Ege Koop’a her nedense bugüne kadar hiçbir yetkili görüşme ihtiyacı dahi duymamıştır. Her deprem olduğunda depremi konuşur isek; yerimizde saymaktan başka bir şey yapamayız.  Bilim insanları İzmir’de 17 fayın olduğunu bunların büyük bölümünün hareketli olduğunu ifade ederek sürekli uyarıyorlar.  Zaman geçirilmeden merkezi yönetim, yerel yönetim, meslek odaları, medya kuruluşları bir araya gelerek İzmir’in kentsel dönüşüm uygulamalarını ve depremi siyasi malzeme yapmadan en az 3 gün enine boyuna tartışarak zaman kaybetmeden ortak akıl ile çözüm yoluna gidilmelidir.

Kentsel dönüşüm herkesin kendisine göre yorum yapıp uygulayacağı bir proje değildir, tecrübe, bilgi, birikim, uygulama dirayeti gerektiren çalışmada belli bölgelerin alınarak her türlü analizinin (jeolojik, demokratik, sismik, sosyolojik, ekonomik vb) yapıldıktan sonra o bölge halkının isteklerine cevap verebilecek ve kent dokusuna uygun bir dönüşümün gerçekleşmesi gerekir. Vatandaşları yerlerinden etmek değil, uygun yerleşim olmayan bölgeleri kent dokusuna daha uygun, depreme dayanıklı yaşanabilir alanlar yaratarak vatandaşların huzur içerisinde yaşamalarını sağlayacak mekânlar oluşturmak arzusu içerisinde olmalıyız. Çağın gerektirdiği tüm teknolojik imkanları kullanmalıyız, dönüşümün her evresinde toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, bilimsel temele dayalı projeler üretmeliyiz. Bunun için tabii ki sadece belediyelere yüklenmek doğru değil, ama mekansal olarak bölgenin sahibi ve yöneten kurum olarak belediyelerin öncü rolü yadsınamaz.

Her yıl ortalama 100 binin üzerinde nüfus artışı olan, yetkililerin ifadesiyle de 2050 yılında 8 milyon nüfusa ulaşacak 7 devlet, 3 vakıf üniversitesinin olduğu Türkiye’nin üçüncü büyük kenti İzmir’de, çok sesli, çoğulcu, katılımcı, şeffaf bir proje eksenli ortak akıl oluşturulamadı. İzmir’de 37 yılda 150 bin kişinin yaşadığı yeni kentler kuran Ege Koop olarak merkezi ve yerel yönetimleri sürekli uyarıyoruz. İzmir merkezindeki yoğunluğu azaltmak için uydu kentlerin projelendirilebileceği yeni konut alanlarının zaman geçirilmeden belirlenmesi gerekir.