Çiftçi buğday ekiminden kaçıyor uyarısı

Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu. Bu yüzden tohumculuk konusunda doğru bilinen yanlışları anlatmak, milli tohumculuğu savunmak gibi bir misyon üstlendi. Son yapılan genel kurulda bu doğrultuda yapılan çalışmaların hızlandırılması kararı alındı. İşte bu bağlamda TÜRKTOB’un önemli isimlerinden Savaş Akçan, Ahmet Yılmaz ve Aykut Hacıoğlu ile konuşuyoruz.

Bu isimlerin üzerinden birleştiği iki önemli konu var. Birincisi pandemi ile birlikte gıda bütün dünyada daha önemli hale geldi. Hele iklim değişikliği nedeniyle gıdanın önümüzdeki dönemde daha da önemli hale geleceği konusunda uzlaşıldı. İşte tam bu noktada bir başka uzlaşma gündeme geldi. Gıdada temel ürünlerden biri olan buğday ekiminde ülkemizi sıkıntılı günler bekliyor. Çiftçi buğday üretiminden kaçıyor görüşünde buluştular.

Bu noktada sözü Savaş Akçan aldı:

 

“Fazla seçeneğimiz yok. Tarımsal üretim devam etmek zorunda. Sağlıklı gıdaya sürdürülebilir şekilde erişim çalışmaları devam etmeli. Dolayısıyla tohumculuk bir şekilde yürümeli, yürütülmeli. Sayısı 7 milyona yaklaşan Türk çiftçisi üretimini sürdürmeli ki 85 milyonun sofrasına bir besin maddesi konabilsin. Buğdayda tohum desteği zamanında verilmiyor. Kaçış bu yüzden. Tohum destekleri bir yıl sonra yapılıyor. Bunun bir manası olmuyor. Burada ödemede bir belirsizlik oluşuyor. Şu anda buğday üretiminden çiftçi kaçıyor. Çünkü gübresiz, fazla gübreye ihtiyacı olmayan arpa üretmek çiftçi açısından daha cazip geliyor. Dün gübre üreticileri fiyat vermedikleri için satışlarını durdurdular. Şu anda üreticinin tarlaya gübre atması gerekirken hala böyle bir aktivite yok. Bunun 6 ay sonra hasada verim düşüklüğü söz konusu.”

Peki bu sorun nasıl çözülür? Çiftçinin üretimden kaçışı nasıl durdurulur? Savaş Akçan saymaya başlıyor:

“Birinci yapılması gereken, tohum tarlaya girmeden ürünün taban fiyatının açıklanmasını istiyoruz. İkincisi, desteklerin ihtiyacın açıklandığı gün ödenmesi lazım. Üçüncüsü Ar-Ge ciddi para ister. Devlet Ar-Ge çalışmalarında destek gerekiyor. Islah çalışmalarında destek gerekiyor. Temel olarak bizi mazotun pahalılığı, gübreye ulaşamamak, zirai ilacın pahalılığı, çiftçinin üretimden kar edemediği için üretimden uzaklaşması, toprakların boş kalması, planlamanın olmayışı, satış fiyatların adaletsiz olması, tarla ve market fiyatları arasındaki makasın çok açık olması şu anda bizi ilgilendiriyor.”

 

TÜRKTOB ekibi ile her şeyi konuşuyoruz. Sıra GDO’ya geliyor. Savaş Akçan bilgileri aktarıyor:

“GDO’ya karşı bir duruşumuz var. Gıdamızın bilemediğimiz şekilde organizmasının değiştirilmesini desteklemek mantıklı gelmiyor. Türkiye’de GDO’lu tohum üretmek, GDO’lu tohumu ithal etmek, GDO’lu tohum ekerek ürün üretmek 5-12 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırıyor 5977 sayılı gıda güvenliği yasası ile. Türkiye’de böyle bir üretim yok. Şayet GDO faydalı olsaydı, büyük şirketler bunu bilimsel araştırma sonuçlarını ortaya koyardı. Ama haddimi aşmadan söylemek istiyorum. Maalesef GDO’lu soya, GDO’lu mısır bu ülkeye girebiliyor.

 

 

 Ata Tohumu konusunda kara cahiller var

 

 Savaş Akçan ile konuşmamız Ata Tohumu meselesini de kapsıyor. İlginç bilgiler veriyor Akçan:

“Bu iş kara cahillerin ortaya attığı ve iyi niyetli insanların hassasiyetlerini sömürdüğü bir durum… Bugün bitki ıslahatçısı acaba hangi tohumu kullanıyor. Uzaydan tohum getirmiyor. Ata tohumu dediğimiz tohumları kullanıp onları verimli hale getirmek için çalışıyor. Ata tohumu dediğimiz 1750 yıllarda Türkiye’ye girmiş veya 1775 yılında mısır tohumundan bahsediyoruz. Bunlar ata tohumu değil. Ata tohumu dediğimiz 2000 yıllık tohumlar, hububat tohumlarıdır. Bir kere bunu bilmiyoruz. Gelelim kaliteye… Biz hububatta, sebzede bu topraklara adaptasyonu sağlamış tohumları ıslah ederek verimliliği ve kaliteyi artırıyoruz. Biz 324 tohumu Anadolu topraklarından toplayıp ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere Tohum Gen Bankası’na teslim ettik.  Ata tohumu zaten benim ıslah çalışmalarımızın hammaddesi.”