Cevabı aranan soru: “Gerçek” hangisi?

Kriz büyüyor, zamlar üst üste vatandaşın sırtına yükleniyor, “Yeniden değerlendirme yüzde 37’ye dayandı”, enflasyon TÜİK rakamlarında yüzde 20’yi aşırılmıyor… “Yapacağız, halkı ezdirmeyeceğiz, asgari ücreti şöyle, emekli maaşlarını böyle yapacağız” sözleri askıda sallanıyor… Ama… Büyüme hızı… “İthalat rakamlarının altında kalmasına rağmen İhracat rakamları” bayram havasında ilan ediliyor… Genel güvenlik rakamları ve kasım ayı enflasyonu rakamlarının inandırıcılığı gene tartışma konusu… GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; işte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Döviz kurundaki artışa bağlı olarak Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybı vatandaşların alım gücünü eritti. Halkın geleceğe dair umutlarının her geçen gün düşmesi Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı ekonomik güven endekslerinde de görülüyor. Kasım ayında Ekonomik Güven Endeksi bir önceki aya göre yüzde 2, Tüketici Güven Endeksi yüzde 7,3,  Hizmet Sektörü Güven Endeksi de yüzde 0,7 oranında azaldı.

Türk Lirası’ndaki değer kaybı yılbaşından bu yana yüzde 45’i bulurken, sadece Kasım ayındaki kayıplar yüzde 29’a ulaştı.  TL’deki bu kayıp beraberinde yüksek maliyetler ve fiyat artışlarını getirdi. TÜİK’e göre kasımda TÜFE yüzde 3,51 arttı. Bu artışla yıllık enflasyon 21,31 seviyesine ulaştı. Üretici fiyat endeksi (y-ÜFE) de kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 9,99 atış kaydetti. Böylece yıllık üretici enflasyonu yüzde yüzde 54,62 oldu. ENAGurup ise TÜFE’nin aylık yüzde 9,91, yıllık ise 58,65 olduğunu açıkladı.

 

Vatandaşta protestolar…

Derinleşen ekonomik krizle birlikte birçok ilde sokağa inen vatandaşlar hayat pahalılığını protesto etmeye başladı. Ülkenin dört bir yanında “Geçinemiyoruz” diyen vatandaşlar hükümeti istifaya çağırıyor. Uyguladığı politikalarla döviz kuruna rekor üstüne rekor kırdıran hükümet ise her fırsatta krize sebep olarak “dış güçler”i gösteriyor.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir programında yüksek kur ve düşük faize dayalı yeni bir ekonomi programı yürüttüklerini söyledi. 19 yıldır bu ekonomi politikasının hazırlıklarını yaptıklarını belirten Erdoğan, “Ne yaparlarsa yapsınlar, bizi üretim, istihdam ve cari denge odaklı bu ekonomi programımızdan geri döndüremeyecekler. Yüksek faizmiş, düşük kurmuş, IMF reçeteleriymiş; bunların hiçbiri bizim insanımızın işinden, aşından, geleceğinden daha önemli değildir” ifadelerini kullandı.

İzmir’in ardından Türkmenistan’a giden Erdoğan, dönüşte uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, her zaman düşük faizi savunduğunu ve bu konuda taviz vermeyeceğini belirterek, “Göreceksiniz enflasyon inşallah seçim öncesi nerelere düşecek; çok açık net bütün delilleriyle her şeyiyle ortada. Çünkü faiz lobileri kuduruyor.” dedi.

Erdoğan, 5 Ağustos’ta yaptığı açıklamada “Ağustos ayı itibariyle enflasyonda düşüşü göreceğiz.” demişti. Ancak enflasyon düşmedi, aksine her ay arttı. Erdoğan, şimdi bir kez daha “enflasyon düşecek” diyor. Peki, ne zaman düşecek, seçimlerden önce… Seçim ne zaman, onu da Erdoğan açıklıyor: Haziran 2023’te… 19 yıldır yapılamayan, seçime 19 ay kala nasıl başarılacak?

 

TL için ufukta olumlu tablo görünmüyor

“Yapacağız, halkı ezdirmeyeceğiz, asgari ücreti şöyle, emekli maaşlarını böyle yapacağız” sözleri veriler incelendiğinde askıda kaldığı görülüyor.  Recep Tayip Erdoğan’ın düşük faiz ısrarı nedeniyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yüzde 20’ye yaklaşan enflasyona rağmen son 3 ayda 400 baz puan indirime giderek faizi yüzde 15’e indirdi. Bu süreçte Türk Lirası dolar karşısında tarihi dip seviyelerine indi. Ekonomistlere göre, uygulanan yeni kararlar Türk Lirası için ufukta olumlu bir tablo görünmüyor. Atılan ya da atılacağı söylenen adımların önümüzdeki dönemde kurun ve enflasyonun yükselişine işaret ediyor. Zira 16 Aralık’ta yapılacak Para Piyasası Kurulu toplantısında faizin yine düşürüleceği, kurun yukarı yönlü seyri bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

 

Ekonomi büyüdü ama kimse hissetmedi

TÜİK’e göre Türkiye ekonomisi yılın 3. çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7,4 büyüdü. Bu büyümeyi vatandaş hissetmezken, gelirinin eridiğini her geçen gün iliklerine kadar hissediyor. Zira insanların alım gücü, TL’deki “değersizleşmeye” bağlı olarak eridi. Büyümeye en büyük katkı, ihracat ve kamu harcamalarından geldi. İhracat 3. çeyrekte yıllık yüzde 25,6 arttı. Üretim yerine ucuz satarak ihracatı artırmak, kur artışıyla sınırlı kalmış olacak. Kamu harcamalarındaki büyüme ise yüzde 9,4 oldu. Sektörel bazda bakıldığında tarım ve inşaattaki daralma dikkat çekti. Tarım sektörü yüzde 5,9, İnşaat ise yüzde 6,7 daralma yaşadı.

 

Rakamlar neyi gösteriyor

* Kur farkı bütçeyi eritti: Eylül ayında açıklanan ve 2022-2024 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program’da  (OVP) yılsonu dolar kuru tahmini 9,16’ydı. Meclis’te görüşülen 2022 bütçesi ise 2022 için öngörülen 9,27’lik kur üzerinden hesaplandı. 1 Aralık’ta 14 lirayı aşarak tarihi zirvesini gören dolar kuru 13 liranın üzerinde. Kur farkı nedeniyle 2022 bütçesi daha Meclis’te yasallaşmadan, hedeflerini şaşırttı.

* Milli gelir 11 milyar dolar eridi: OVP’de gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) 801 milyar dolar, kişi başı gelir de 9 bin 489 dolar olarak hesaplanmıştı. Yılbaşından bu yana gerçekleşen ortalama dolar kuru üzerinden hesaplandığında GSYH 790 milyar dolar, kişi başı gelir ise 9 bin 359 dolara iniyor. Buna göre milli gelir 11 milyar dolar, kişi başı gelir de şimdiden 130 dolar civarında eridi.

* Açlık sınırı: Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun araştırmasına göre, döviz kurundaki artışla birlikte özellikle gıda fiyatlarındaki yükselişin ardından (dört kişilik bir aile) açlık sınırı kasımda 182 lira artarak 3 bin 890 liraya yükseldi. Kasım ayında, gıda dışı gereksinimler için yapılması gereken harcama ise 9 bin 207 lira oldu, dolayısıyla yoksulluk sınırı da 13 bin 97 liraya yükseldi.

* Tarımsal üretimde gübre alarmı: 2020 yılı hasat sezonundan bu yana geçen 16 ayda gübreye 37 kez zam yapıldı. Son zam, tam da çiftçilerin ekim yaptığı dönemde geldi. Ekim sırasında kullanılan Dap gübrenin ton fiyatı 16 ayda iki bin 200 liradan 11 bin liraya yükseldi. Bahar aylarında kullanılan üre gübrenin ton fiyatı 16 ayda bin 800 liradan 13 bin liraya, yine baharda kullanılan can gübrenin fiyatı ise bin liradan 8 bin liraya yükseldi.

* Döviz: 1 Kasım’da dolar kuru 9,52, Euro ise 11,02’ydi. 1 Aralık itibariyle dolar kuru 13,5, Euro 15,5 seviyelerinde. Dolar, TL karşısında sadece bir ayda yüzde 45’e yakın değer kazandı. Doların artması girdi maliyetlerinin katlanması anlamına geliyor. Bu da ürün fiyatlarının artması demek. Dolayısıyla döviz kuru arttıkça enflasyon da artıyor ve artacak.

* Akaryakıt: Kasım ayında akaryakıt fiyatları katlandı. Tek seferde benzin ve mazota 1 TL’nin üzerinde rekor zam geldi. Ekim ayında 7,3 TL olan mazotun litresi, kasım sonu itibariyle 9 lira 75 kuruşa çıktı. 2 ayda mazot fiyatı yüzde 33 yükseldi. Benzinin litresi İstanbul’da 8,67 liradan 9,69 liraya, İzmir’de 8,74 liradan 9,76 liraya çıktı. Kasım ayının başında 6 lira 64 kuruş olan LPG’nin litresi ise İstanbul’da 8 lira 25 kuruşu buldu. Bir ayda otogaza yüzde 24 zam geldi. Akaryakıt fiyatlarının artması nakliye maliyetlerinin katlanması demek. Dolayısıyla bunun da önümüzdeki aylarda enflasyona doğrudan etkisi olacak.

* Çiğ süt: Ulusal Süt Konseyi, çiğ süt referans fiyatını 3 lira 20 kuruştan 8 Aralık 2021’den itibaren geçerli olmak üzere 4 lira 70 kuruşa çıkardı. Artış oranı yüzde 47. Süte zam gelmesi sütle yapılan bütün ürünlere zam gelmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu da önümüzdeki aylarda enflasyonun artmasına doğrudan etki edecek.

* Yağ – un – şeker: Sadece kasım ayında ayçiçek yağı markasına göre değişmekle birlikte yüzde 20’nin üzerinde zamlandı. Şekere Kasım ayında yüzde 25 zam geldi. Un fiyatlarına sadece kasımda yüzde 15 zam yapıldı. Türkiye atıştırmalık gıda sektörünün lideri Ülker, artan maliyetleri gerekçe göstererek geçen hafta ürünlerine yüzde 35’lere varan oranlarda zam yaptı.

* Ekmek her yerde zamlanıyor: 2021 Ocak’ta 150 TL olan 50 kilo unun toptan fiyatı Kasım sonu itibariyle 300 lirayı buldu. Bu da halkın temel gıdası olan ekmek başta olmak üzere unla yapılan ana katkı maddesi un olan her şeye zam olarak yansıdı. Bir çok ilde ekmek 2,5 liraya yükseltildi.

 ********

“TOPLUMDA GÜVENSİZLİK VE PANİK YARATTI”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr) –  Siyasi iktidar Türk Lirası krizini paniğe dönüştürdü. Önce kendisi panik oldu. Panik içinde söylemleri piyasada da panik yarattı. Cumhurbaşkanı; ”Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu ekonomik kurtuluş savaşından da zaferle çıkacağız” ve ”Kur ve faiz oyununun farkındayız, fırsatçıların tepesine bineceğiz” diyor.

Bu konuşmadan sonra dolar yükselmeye başladı ve tarihi rekorlara ulaştı. Algı yaratmak hedefi ise ters tepti. 20 yıldır kendi politikası ile yerleşen sermaye ve piyasa düzeni ile kavgaya girmesi, ekonomik istikrarı çıkmaza soktu ve toplumu tedirgin etti, toplumda güvensizlik ve panik yarattı.

Bu paniği tüketici güveninde görebiliyoruz. Tüketicinin gelecek için de umudu yok. Morali bozuk. Merkez Bankası ve TÜİK’in ortak yaptığı tüketici güven anketlerinde, tüketiciler mevcut durumda hane halkının mali durumunun daha kötü olduğunu söylüyor. 12 ay sonrasında ise Türkiye’de ekonomik durumun daha da kötüleşeceğini ve kendi mali durumunun da bozulacağını bekliyorlar.

Tüketicinin moralinin bozulması ve beklentilerin kötüleşmesi gelecekteki ekonomik istikrarı da olumsuz etkiliyor. İktisadi ajanların ileriye dönük beklentileri ekonomik dengelerin nerede oluşacağını tayin eder. Tüketici de eğer ileride ekonominin daha da kötüleşeceğini düşünürse, tedbir olarak harcamalarını kısar. Ama istikrarsız bir ortamda harcamalardan artan tasarruflar güven sorunu nedeni ile yatırımlara da dönüşmez.

Bu şartlarda bir iktidarın piyasa ve sermaye ile kavga etmek yerine, istikrar programı hazırlaması gerekir. Anlaşılan iktidar devlet kurumlarının yaptığı anketleri de okumuyor. İktidar tüketiciyi dikkate almıyor, TL krizinden dolayı bir istikrar programı yapmıyor. Üstelik piyasa ile kavga yaparak kur artışını tırmandırıyor. Bu nedenle piyasada panik arttı.

Ziraat Bankası ihracatçıları arayarak, faizsiz döviz kredisi verelim diyor. Bana soranlara girmeyin diyorum. Normal müteahhitler, demirin dolara bağlı olması nedeni ile taahhüde girmek istemiyor. Bu durumda ilk üç çeyrekte yaşanan büyüme oranı, dördüncü çeyrekte düşecektir. Nereden bakarsak bakalım, iktidarın tek hedefi var, o da siyasetin finansmanı. Ama bu gidişle erken seçim olmazsa, ekonomi de, siyaset de kalmayacaktır.

*******

“İŞLER KONTROLDEN ÇIKTI, ARTIK HALKI ALDATMAK MÜMKÜN DEĞİL”

Uğur Civelek (Ekonomist)- Hükümetin yaklaşımı siyasi, konulara ekonomik olarak yaklaşmıyorlar. Erken seçim olup olmayacağını bilmiyorlar. Karar alabilecek durumda değiller. Siyaseten anketler oy oranlarının gerilediğini gösteriyor. Bu durumdan çok rahatsızlar. Sebep olarak, ekonomik gelişmeler karşılarına çıkınca da ekonomide bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Cumhurbaşkanı oy kaybını durduracak tek şansın faiz düşüklüğü olduğuna inanıyor muhtemelen. Eski söylemini tekrarlıyor: “Faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur. Faiz düşünce enflasyon düşecek.” Bunun mümkün olmadığını, neden mümkün olmadığını kabullenmiyor. Cumhurbaşkanı her şeye kendi bakış açısı ile bakıyor. Cumhurbaşkanı bu ısrarında hareket ederse ne faizler düşecek, ne de herhangi bir değişikliğe gidilecek. Geriye tek bir seçenek kalıyor, kurların yükselmesi, kurların maliyetleri yukarı çekmesi, maliyet kökenli enflasyon baskılarının giderek büyümesi, canavarlaşması… Bu döner Erdoğan’ın hesaplarını da bozar, vatandaşların hayatını da perişan eder. Ekonomik krizden, krize yuvarlanmayı meydana getirir. Türkiye’nin bir Arjantin, bir Venezüella durumuna düşmesi ihtimali çok arttı. Mesela Arjantin’de 2000’lerin başında 1 dolar 1 pesoydu. Şu anda 1 dolar 100 peso. Her şey kontrolden çıkmış. Türkiye, böyle bir sürecin başında. Böyle bir sürece girmemek için yapılması gerekenler yapılmıyor, yapılmaması gereken ne varsa yapılıyor.

Belirsizlik yaratan yaklaşımlar tehlikeli. Belirsizlikler güçlü lehine çalışır, güçsüzü ezer, gelir dağılımını bozar, sosyal problemleri ağırlaştırır, ekonomik krizin siyasi krize dönüşmesini hızlandırır. Şu anda belirsizliklerin aşağıya çekilmesi lazım ama biz belirsizlikleri artırma konusunda yapılmaması gereken her şeyi yapıyoruz.  Faiz konusundaki ısrar da belirsizlikleri artıran bir unsur. Sorunları hızla ağırlaştırıyor. Ekonomik krizin sosyal ve siyasi krize dönüşmesini tetikliyor. Bu kısır döngüden Türkiye çıkamaz. Hiç yaşamadığı durumlara düşer. Cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşamaya başladık. Bunun sorumlularının konuşmaya hakkı olmaması lazım. Ama tam tersi oluyor. Bunun sorumluları daha büyük sorumluluklar üstleniyor, ülkenin geleceği kararıyor. Ülke, bu gidişle huzur içinde 100. yılını göremeyecek.

Merkez Bankası rezervleri bittiğinde kontrolsüz dalgalanma başlar, yasaklar devreye girer, huzursuzluk bugünün çok üzerine çıkar. Bizim şu an yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız dünyada hiç yaşanmamış türden şeyler değil. Uçurumun kenarındayız ve yuvarlanmaya başladık. Faizleri düşürmek, yuvarlanmayı hızlandırmak Türkiye için aranan çözüm değil. Bir şeylere tutunup düşmeyi durdurmamız lazım. Ondan sonrasında uzlaşıyla çözüm aramamız lazım. Bunlar yapılmıyor. Yanına yaklaşılmıyor. Dışarıdan destek arayışı var. İkili oyunlar var, halkı aldatmak için destek aranıyor. Ama artık halkı aldatmak mümkün değil. İşler kontrolden çıktı.

********