Dolar – Euro arttıkça, “garanti edilen” milyarlarına, milyarlar eklenen müteahhitler ne oluyor?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Rezervlerini doları sabit tutmak için eriten Merkez Bankası’nın elinde fazla bir enstrüman kalmaması sonrası döviz kuru hızlı yükselişini sürdürüyor. Dünyanın pek çok ülkesi faiz artışı ya da desteklerini çekme eğilimine girerken, Türkiye’de faizlerin düşürülmesiyle dolar/TL sert yükselişini geçen hafta da sürdürdü.

Dolar ve euronun peş peşe rekorlar kırdığı dönemde, Kabine toplantısı sonrasında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Fırsatçılara göz açtırmayacağız” dedi. Erdoğan’ın bu konuşmasının ardından dolar 11,46 TL ile başladığı günü 12,95’le tamamladı. Gün içerisinde 13 lira 40 kuruşun da üzerine çıkarak tarihi bir rekora imza attı. Türk lirası dolar karşısında bir günde yüzde 12’nin üzerinde değer kaybetti. Euro ise 12,08’le başladığı gün, 15 liranın bile üzerini görerek günü 14 lira 55 kuruşla kapattı. Dolar 13 TL sınırını aşınca Tayyip Erdoğan ve Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu bir araya geldi. Görüşmenin içeriğine dair bir açıklama yapılmadı.

Erdoğan “Ekonomik kurtuluş savaşından milleti zaferle çıkaracaklarını” belirterek, şunları söyledi: “Ülkemizi eskiden hep yaptıkları gibi denklemin dışına itmek isteyenlerin, kur, faiz fiyat artışları üzerinden oynadıkları oyunu görüyoruz. Biz aynı oyunu vesayetle mücadelede gördük. Sabrettik ve başardık. Biz aynı oyunu terör örgütleriyle mücadelede gördük. Karşı atağımızı yaptık başardık.”

“Fırsatçılara göz açtırmayacağız”

Erdoğan, “ekonomiyi düzeltme konusunda “ne yapacaklarını” anlatırken, şu açıklamayı yaptı: “Ülkemizde önceliğimiz olan istihdamın yolunun yatırımdan, büyümeden geçtiğinden kimsenin şüphesi olmasın. Biz geçmişte uzun dönem denenmiş, yüksek faiz düşük kur yerine, yatırım, üretim, istihdam politikamızla ülkemiz ve milletimiz için en doğru olanı yapmakta kararlıyız. Kurun piyasa hareketlerini takipte özellikle kararlıyız. Yatırımı, ihracatı, bunun için önemsiyoruz. Mandacı iktisatçıların reçetelerine bunun için tamah etmiyoruz. Kurdaki yükselişi bahane ederek fahiş fiyat artışları yapan fırsatçılara göz açtırmayacağız. Bu politikayla biz niçin yaptığımızı, sonun da ne elde edeceğimizi gayet iyi biliyoruz. Üstelik bu politikayı da hemen hayata geçirmiş değiliz. İnşa ettiğimiz yollar, köprüler, havalimanları, demir yolları ile Pekin’den Londra’ya kadar uzanan en güçlü lojistik altyapısı ülkemize aittir.”

Bu konuşma, gündeme “Una, enerjiye zam üstüne zam gelirken, zam isteyen ve batmamak için zorunlu olarak zam yapan fırıncı” mı fırsatçı, yoksa “Dolar ve Euro” durmadan yükselirken, “Dolar – Euro garantili oto yolları, hava alanlarını, hastaneleri, tünelleri yapan ve her kur artışında artan milyarları ceplerine koyan, koymaya devam eden, devam edecek de olan müteahhitler mi fırsatçı?” sorusu girdi ve tartışmaya açıldı.

***********

YENİ EKONOMİK PLANININ ARKASINDA KİM VAR?

Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ekonomik Kurtuluş Savaşı” adını verdiği yeni modelin arkasında iki ismin bulunduğu ortaya çıktı. Gazeteci Erdal Sağlam’ın yazısına göre Erdoğan’ın faiz kararlarında Cumhurbaşkanlığı Ekonomik Kurul üyesi ilahiyatçı Prof. Servet Bayındır ile eski Bakan Nurettin Canikli’nin etkisi bulunuyor.

Cumhurbaşkanlığı’nda ekonomi baş danışmanlığı yapan Prof. Erişah Arıcan, Meltem Taylan Aydın, Dr. Cemil Ertem ve Yiğit Bulut da bu iki ismin kararlarını destekliyor.

Kulislere göre bürokratlar ya da Merkez Bankası başkanları, alınacak kararları Erdoğan’a bizzat anlatıyor. Erdoğan da çoğu zaman “Konuyu gidip Servet Hoca ve Nurettin’e anlatın” diyor. İki kişinin görüşleri alındıktan sonra Erdoğan’ın talimatı yerine getiriliyor. Sağlam’ın aktardığı bilgilere göre Merkez Bankası’nın faiz kararlarının alınmasında da benzer yollar izleniyor; Merkez Bankası Başkanları Para Politikası Kurulu öncesinde Cumhurbaşkanlığı’na ulaşıp alınacak kararlar için izin alıyorlar.

******

DÖVİZ GARANTİLİ MÜTEAHHİTLER, BU DÖNEMİN EKONOMİ-POLİTİĞİNİN SİMGESİDİR

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci/Yazar) – Paramızın değer kaybetmesi ve döviz kurlarındaki olağanüstü artış, tepeden tırnağa tüm ekonomiyi olumsuz etkilerken, bu olumsuzluklardan etkilenmeyenler de var. Onlar, tam tersine döviz kurlarındaki artışın sefasını sürüyorlar! Düzen ve sistem, adeta ‘nalıncı keseri’ gibi hep bunlara, bunların çıkarına çalışıyor! Dolayısıyla içinde bulunduğumuz dönemin asıl fırsatçıları da bunlar oluyor!..

Dar gelirli yurttaşlar, emeği ve alın teri ile geçinenler, ekonomideki yıkımın altında ezilirken; bu durumdan yararlanıp fırsatçılık yapanlar ve varlıklarını katlayarak büyütenler kimler mi? En başta bu iktidardan dövizle ihale alanlar; yalnızca ihale almakla kalmayıp yaptıkları köprülere dövizle geçiş garantisi, hastanelere dövizle hasta garantisi, havaalanlarına dövizle yolcu garantisi alanlar!.. Bunlar, bu çarpık sistemle, paralarını ve varlıklarını katlıyorlar!..

23 Kasım tarihi itibarıyla kabaca 150 milyar dolarlık kamunun garanti yükü olduğunu hesaplayan Başkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Uğur Emek, Cumhuriyet gazetesinden Şehriban Kıraç’a yaptığı değerlendirmede; kur artışı nedeniyle bu bedelin TL cinsinden 910,5 milyar artmış olduğuna dikkat çekiyor (Cumhuriyet/24 Kasım 2021). Elbette döviz kuru yükseldikçe, garantilerin kamusal maliyeti ve yükü daha da artıyor.

Özünde yaşanan, bu iktidar döneminin en çarpıcı ekonomik ve siyasal gerçeğidir. Yapılanın ekonomi-politik anlamı, yandaş bir kesime ekonomik kaynak transferidir. Siyasal iktidarın, yandaş bir ekonomik güç yaratma ve sınıf oluşturma hedefinin / çabasının nerelere varabileceğinin somut göstergesidir. Üstelik dövizle verilen ihaleler bile bunları kesmemiş; bu sözleşmelerde sonradan müteahhitler lehine bazı değişiklikler yapıldığı, Sayıştay raporlarına da geçmiş ve basına da yansımıştır.

Dövizle verilen ihaleler ve garantiler, bu dönemin ekonomik ve siyasal politikalarının /uygulamalarının adeta simgesi haline gelmiştir. Üzerinden yıllar ve dönemler geçse de asla unutulmayacaktır. Bugünkü iktidarın simgesi ve yaşanan dönemin ekonomi-politik gerçekliği olarak her daim anılacaktır.

Bu çarpık uygulamadan rahatsızlık duyan ve bu ağır yükü toplumca üstlenmek zorunda kalan yurttaşlar olarak, bizi umutlandıran gelişme; başta ana muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere muhalefet sözcülerinin, iktidara geldiklerinde bu dövizle verilen ihalelerin / garantilerin incelenip sorgulanacağı ve gerekirse uygulamaların kamulaştırılacağı sözleridir. Unutulmamalıdır ki gelecek kuşakları bile olumsuz etkileyecek bu yükümlülükler, bugünkü biçimiyle uzun erimde sürdürülemez. Herkes bu gerçeği görmeli ve hesabını kitabını buna göre yapmalıdır.