Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Güvenoyunda sürekli şiddetli deprem

Son günlerde ekonomide yaşanan güven sarsıntıları artık günlük tekrarlanan şiddetli depremlere dönüştü. Yaşanan deprem ve tsunami etkileri şiddetlenerek sürüyor. Böylesi ortamda aylık tüketici güven endeksinin rakamlarından konuşmak bile artık anlamsız kalıyor. Kaldı ki bu istatistikleri hazırlayan kurumlara, rakamlarla keyfi oynamalar nedeniyle zaten yeterli güven artık yok. Toplumda yaşanan güven kaybı sadece bir alanda değil, en başta ekonomi olmak üzere, toplum ve ekonomik yaşamın tüm boyutlarında ve kesimlerinde yaşanıyor. Zira mevcut iktidarın ekonomi politikaları, akıl, bilim, ekonomik yasalar ve güncel gerçekler yerine tam aksine, siyasi İslam geleneğinin dar kalıplarından kaynaklanan ideolojik bağnazlık ve tek adam yönetiminin yanlış algı ve yorumlarına dayanıyor. Bu yanlış algı ve uygulamalar her gün, ekonominin her alanında durmadan tekrarlanırken, bu denli açık hatalardan bile ders çıkarılmayışı toplumun her alanında şiddetli güven kaybını hızlandırıyor. Üstelik bu yanlışların durmadan tekrarlanır olması nedeniyle bazı çevreler, “cehalet ötesinde bir kasıt mı var” şeklinde sormaya başlıyor. Yapılan yanlışların ve yaşanan güven kaybının temelinde çok yönlü uygulamalar yatıyor. Sistem hatası olarak,  hem piyasa sistemi, hem de politik sistemler, çoğulculuk ve demokratik hukuk devleti özelliklerini kaybederek, tek adam yönetiminin keyfi talimatlarına bağlanarak ortadan kaldırılmış bulunuyor. Dolayısı ile güvenilebilir kurumlaşmış sistemlerin yok edilmesi,  güven erozyonu ve güven depreminin baş sorumlusu durumunda. Hiçbir ekonomik ve politik birim ve kurum önünü göremiyor. Yarınını bilemiyor. Yarın için hesap kitap yapamıyor. Şeffaflık ve öngörülebilirlik yok oldu. Belirsizlik had safhada. İkinci olarak ekonomi politikalarında sap ile saman karışmış durumda. Acil sorun yangını söndürmek iken, ekonomide kısa dönemli temel araç olan para politikası araçları devre dışı bırakılarak, uzun dönemli yapısal bir döşümle sağlanabilecek olan, ancak altyapılanışı (yüksek katma değerli ihracat yapısı) yeterli olmadan,  ödemeler dengesi fazlası yaratama gayreti ile sorunu çözme girişimi, tam bir ham hayal olarak duruyor. Zira uzun dönem içinde ödemeler dengesini değiştirecek yapıda bir ekonomi ayakta kalamayacak. Doğru olan kısa dönemli araçları uzun dönemli yapısal araçlarla koordineli biçimde birlikte ve bir birini destekleyecek biçimde uygulamaya koymaktır.  Üçüncü olarak uygulanan ekonomi politikaları süreci,  uygulamanın zaman planlamasını da içermelidir. Bütün bunlardan yoksun olan politika uygulamaları, ülke ekonomisini ve toplumu bir uçurumdan aşağı doğru sürüklüyor. Bu sürüklenişte tek çıkar yol, rota değişimidir. Siyasette rota değişimi iki türlü gerçekleşir. Birincisi iktidar bir zihniyet değişimine gider. Ancak AKP örneğinde bu mümkün gözükmüyor. Zira son on yılını bu çıkmaz sokağı kurumlaştırmakla geçirdi. Ancak bu uygulamalar toplumda güven ve öngörülebilirlik ortamını yok edilmesine hizmet etti.  İkinci olarak hemen yeni bir seçime giderek, yaşanan yanlışları görebilen; görülen yanlışları akıl ve bilimin ışığında sağlıklı ve liyakat esaslı kurumlaşma, sistemleşme, yapılanma ve uygulamalar getirebilecek yeni kadrolara teslim etmekten geçiyor. Yaşanan tahribata rağmen Türkiye’nin gerek insan kaynakları, gerekse ekonomik kaynakları; aklın, bilimin rehberliğinde; olgu ve süreç politikaları ile liyakat esaslı personel politikalarını, bütüncül ve koordineli olarak uygulayacak potansiyele sahiptir. Tek adam yönetiminin yanlış sonuçlarını, bizzat birlikte yaşayan bugünkü muhalefet, uçurumdan çıkmak için işbirliği içinde çalışmaya uygun, yatkın ve yeterli gözüküyor. Yeni bir iktidar yeni umut ve beklenti yaratırken, bilim temelli yaklaşımı ile güven de verecektir.