Anketlerin gündeme taşıdığı bir soru var; “Muhalefet ekonomiyi düzeltebilecek mi?”

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara “Muhalefet, vatandaşa ‘Ekonomiyi düzelteceğiz’ güvenini vermek için ne yapmalı?” sorusunu sordu... İşte görüşler…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Tüketici Güven Endeksi kasımda bir önceki aya göre yüzde 5,7, geçen yılın aynı dönemine göre de 9 puan düşüşle 71,1’e indi. Bu değer 2004 bazlı endeksin en düşük seviyesini gösteriyor. Endeks, bundan önceki en düşük değerini Kasım 2008’de görmüştü. Aylık bazda en yüksek bozulma; enflasyon, gelecek 12 ayda hanenin maddi durum beklentisi ile tasarruf eğiliminde gözlendi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın işbirliği ile hazırlanan tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış Tüketici Güven Endeksi, Kasım ayında sert düştü. Eylül ayında 79,7 olan Tüketici güven endeksi, ekimde 76,8’e, kasımda ise 71,1 geriledi.

“Tek adam” sisteminin ülke ekonomisini getirdiği durum ortada iken ve TÜİK’in resmi rakamları da “bu durumu ortaya koyarken”, Kamuoyu anketlerindeki bir başka tablo, yeni bir tartışmayı siyasetin gündemine soktu.

Anketlerde, “Muhalefetin iktidara gelmesi halinde dahi, ekonominin düzeltilemeyeceğine inananların oranı” yüzde 60’ı geçiyordu.

Bu tablo “iki türlü” yorumlanabilirdi; 1 – Ekonomi, “muhalefetin bile düzeltemeyeceği kadar kötü durumdaydı”, düzetmek için çok uzun zaman gerekiyordu. 2 – Vatandaş, “Muhalefetin ekonomiyi düzeltebileceğinden” şüpheliydi, inanmıyordu.

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı; uzmanlara sordu; “Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz? Tek adam rejiminden ümidini kesmiş milyonların, ‘Muhalefete inanma ve güvenmesi için’ ne yapılmalı?”

İşte cevaplar…

Görüşler; Hüsnü Erkan, Ertuğrul Yalçınbayır, Esfender Korkmaz.

+++++++

ACI GERÇEK: ENDEKSLERDEKİ BÜYÜK DÜŞÜŞLER…

Geçen 12 aylık döneme göre mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi Ekim ayında 60,7 iken, Kasım ayında yüzde 7,5 oranında azalarak 56,1 oldu.

Hanenin 12 aylık “maddi durum beklentisi endeksi” Ekim ayında 75,6 iken, Kasım ayında yüzde 8,8 oranında azalarak 68,9 oldu.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksi de Ekim ayında 74,2 iken, Kasım ayında yüzde 8,1 oranında azalarak 68,2 oldu.

Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi ise, Ekim ayında 96,6 iken, Kasım ayında yüzde 5,4 oranında azalarak 91,4 oldu.

Hesaplama sitemi değiştirilmişti…

TÜİK, 2004 yılından itibaren açıklanmasına başlanılan Tüketici Güven Endeksi hesaplamasında Eylül 2020’de “Avrupa Komisyonu Ekonomik ve Finansal İşler Genel Müdürlüğü’nün (DG ECFIN) tavsiyeleri ile değişiklik yapmıştı. Bu değişiklikle kullanılan dört alt endeksten ikisi olan ‘işsiz sayısı beklentisi’ ve ‘tasarruf etme ihtimali’ hesaplamadan çıkarılmıştı. Çıkarılan endekslerin yerine ‘geçen 12 aylık döneme göre mevcut dönemde hanenin maddi durumu’ ve ‘gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi’ endeksleri alındı. Ve eski hesaplamayla Eylül’de 200 üzerinden 61.8 olması gereken endeks, yeni hesapla 82 olarak ilan edilmişti.

********

“GÜVENOYUNDA SÜREKLİ ŞİDDETLİ DEPREM”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Son günlerde ekonomide yaşanan güven sarsıntıları artık günlük tekrarlanan şiddetli depremlere dönüştü. Yaşanan deprem ve tsunami etkileri şiddetlenerek sürüyor. Böylesi ortamda aylık tüketici güven endeksinin rakamlarından konuşmak bile artık anlamsız kalıyor. Kaldı ki bu istatistikleri hazırlayan kurumlara, rakamlarla keyfi oynamalar nedeniyle zaten yeterli güven artık yok. Toplumda yaşanan güven kaybı sadece bir alanda değil, en başta ekonomi olmak üzere, toplum ve ekonomik yaşamın tüm boyutlarında ve kesimlerinde yaşanıyor. Zira mevcut iktidarın ekonomi politikaları, akıl, bilim, ekonomik yasalar ve güncel gerçekler yerine tam aksine, siyasi İslam geleneğinin dar kalıplarından kaynaklanan ideolojik bağnazlık ve tek adam yönetiminin yanlış algı ve yorumlarına dayanıyor. Bu yanlış algı ve uygulamalar her gün, ekonominin her alanında durmadan tekrarlanırken, bu denli açık hatalardan bile ders çıkarılmayışı toplumun her alanında şiddetli güven kaybını hızlandırıyor. Üstelik bu yanlışların durmadan tekrarlanır olması nedeniyle bazı çevreler, “cehalet ötesinde bir kasıt mı var”şeklinde sormaya başlıyor. Yapılan yanlışların ve yaşanan güven kaybının temelinde çok yönlü uygulamalar yatıyor. Sistem hatası olarak,  hem piyasa sistemi, hem de politik sistemler, çoğulculuk ve demokratik hukuk devleti özelliklerini kaybederek, tek adam yönetiminin keyfi talimatlarına bağlanarak ortadan kaldırılmış bulunuyor. Dolayısı ile güvenilebilir kurumlaşmış sistemlerin yok edilmesi,  güven erozyonu ve güven depreminin baş sorumlusu durumunda. Hiçbir ekonomik ve politik birim ve kurum önünü göremiyor. Yarınını bilemiyor. Yarın için hesap kitap yapamıyor. Şeffaflık ve öngörülebilirlik yok oldu. Belirsizlik had safhada. İkinci olarak ekonomi politikalarında sap ile saman karışmış durumda. Acil sorun yangını söndürmek iken, ekonomide kısa dönemli temel araç olan para politikası araçları devre dışı bırakılarak, uzun dönemli yapısal bir döşümle sağlanabilecek olan, ancak altyapılanışı (yüksek katma değerli ihracat yapısı) yeterli olmadan,  ödemeler dengesi fazlası yaratama gayreti ile sorunu çözme girişimi, tam bir ham hayal olarak duruyor. Zira uzun dönem içinde ödemeler dengesini değiştirecek yapıda bir ekonomi ayakta kalamayacak. Doğru olan kısa dönemli araçları uzun dönemli yapısal araçlarla koordineli biçimde birlikte ve bir birini destekleyecek biçimde uygulamaya koymaktır.  Üçüncü olarak uygulanan ekonomi politikaları süreci,  uygulamanın zaman planlamasını da içermelidir. Bütün bunlardan yoksun olan politika uygulamaları, ülke ekonomisini ve toplumu bir uçurumdan aşağı doğru sürüklüyor. Bu sürüklenişte tek çıkar yol, rota değişimidir. Siyasette rota değişimi iki türlü gerçekleşir. Birincisi iktidar bir zihniyet değişimine gider. Ancak AKP örneğinde bu mümkün gözükmüyor. Zira son on yılını bu çıkmaz sokağı kurumlaştırmakla geçirdi. Ancak bu uygulamalar toplumda güven ve öngörülebilirlik ortamını yok edilmesine hizmet etti.  İkinci olarak hemen yeni bir seçime giderek, yaşanan yanlışları görebilen; görülen yanlışları akıl ve bilimin ışığında sağlıklı ve liyakat esaslı kurumlaşma, sistemleşme, yapılanma ve uygulamalar getirebilecek yeni kadrolara teslim etmekten geçiyor. Yaşanan tahribata rağmen Türkiye’nin gerek insan kaynakları, gerekse ekonomik kaynakları; aklın, bilimin rehberliğinde; olgu ve süreç politikaları ile liyakat esaslı personel politikalarını, bütüncül ve koordineli olarak uygulayacak potansiyele sahiptir. Tek adam yönetiminin yanlış sonuçlarını, bizzat birlikte yaşayan bugünkü muhalefet, uçurumdan çıkmak için işbirliği içinde çalışmaya uygun, yatkın ve yeterli gözüküyor. Yeni bir iktidar yeni umut ve beklenti yaratırken, bilim temelli yaklaşımı ile güven de verecektir.

*****

“TÜKETİCİ PANİK YAŞIYOR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) TÜİK’in açıkladığı Kasım ayı Tüketici güven endeksi dip yaptı. Endeks bu Kasımda geçen yılın kasım ayına göre yüzde 11,3 oranında ve bir önceki ay Ekim ayına göre ‘de yüzde 7,3 oranında geriledi.

Tüketici güven endeksi kriz yılı 2008 Kasım ayında 73 idi. Şimdi bu Kasımda 71,1 oldu. Yani Tüketici güveni AKP iktidarında en düşük seviyesini yaşıyor. 

Tüketicinin gelecek için de umudu yok. Morali bozuk. Merkez Bankası ve TÜİK’ in ortak yaptığı tüketici güven anketlerinde, Tüketiciler bu gün geçen yıllar göre hane halkının mali durumunun daha kötü olduğunu söylüyorlar. 12 ay sonrasında ise Türkiye’de ekonomik durumun daha da kötüleşeceğini ve kendi mali durumlarının da bozulacağını bekliyorlar.

Tüketicinin morali bozuk (Endeks )        

                                                                                              2020      2021

Mevcut dönemde hanenin maddi durumu         71,7       69,7

Gelecek 12 aylık ekonomik durum beklentisi     78,7       68,2

Gelecek 12 aylık hanenin mali durum beklentisi               79,0       68,9

Kaynak: TÜİK

Siyasi iktidar TL krizini paniğe dönüştürdü. Önce kendisi panik oldu. Panik içinde yaptığı söylemler piyasada da panik yarattı.

Cumhurbaşkanı ; “Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu ekonomik kurtuluş savaşından da zaferle çıkartacağız” ve “Kur ve faiz oyununun farkındayız, fırsatçıların tepesine bineceğiz” diyor.

Algı yaratmak isteyen siyasi iktidar, panik içinde kendi ayağını vuruyor. 20 yıldır kendi politikası ile yerleşen Sermaye ve Piyasa düzeni ile kavgaya girmesi, ekonomik istikrarı çıkmaza soktu ve toplumu tedirgin etti, panik yarattı.

Bu şartlarda bir iktidarın piyasa ve sermaye ile kavga etmek yerine, istikrar programı hazırlaması gerekir. Anlaşılan iktidar devlet kurumlarının yaptığı anketleri de okumuyor.

TL krizi artarak devam ediyor. Türkiye’nin dış borçlarında ülke riski ve temerrüt riski arttı. İçerde döviz kredilerinde sorun yaşayabiliriz. Buna rağmen iktidar istikrar programı yapmıyor. Bu şartlarda krizden çıkış mümkün değildir. Tek çözüm erken seçim ve iktidarın değişmesidir.

Hangi iktidar gelirse gelsin, piyasalarla ve sermaye ile iyi geçinmek zorundadır. O zaman da güven ve yatırım ortamı oluşur.

*******

“MUHALEFETİN İYİ YÖNETMESİ UMUDUMUZDUR”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı)- Hem temel hak ve özgürlükler hem kişisel hak ve özgürlükler hem de sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükler bir bütündür. Bu bütünün parçasında yer alan ekonomide büyük zafiyet var ama diğer hak ve özgürlüklerde hukukun üstünlüğünde zafiyet var, bu bir virüstür.  Bu virüs en ziyade ekonomide kendini gösteriyor. Mesele bu bütünün iyi yönetilmemesinde, bunlar başımıza gelecek hadiselerdi ve geldi. Ekonomi rüzgârı ile oldu. Onun için bir zihniyet değişikliğine gerek var. Bu yapamadı, yenisi yapsın, bir umuttur ama yenisinin yapması ile ilgili temel unsurlar nelerdir, eylem planı nedir, bununla ilgili çalışma ve çalışma grupları nedir, bu işin yönetimi ve denetimi nasıl olacaktır, süreç nasıldır? Bu akılla ve bilimle belirlenecek.

İşin en önemli unsuru danışma, karar alma sürecine katılma, sonrasında bunu uygulama. Yoksa biz zarardayız, biz ziyandayız. O zaman temel unsurları ortaya koymak, eylem planını yapmak, sabırla, inatla çalışmak ve mutlak surette her işte hakkı, adaleti, ölçüyü gözetmek gerekiyor. Şu anda muhalefetin yaptığı birliğe beraberliğe hizmet etmektir;  iktidarın yaptığı ise kendi kalelerini nasıl koruyacağını düşünmektir. Şu anda iktidar müdafaayı oynuyor ama kontra atakla gol atmaya çalışıyor. Fakat muhalefet de yardımlaşarak bu işi yürütmeye çalışıyor. Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır. 

Bunun dönüşümü ile ilgili de etkili bir şekilde çalışmak… Bu iradeyi koymazsak daha büyük zararda oluruz ve 2023 yılını da böyle karşılarız. Türkiye mutlak surette bir helalleşme sürecine girmelidir. 2023’ün en önemli vaatlerinden birisi de toplumsal barıştır. O barıştan çıkarılacak af kanununda nelerin affedilmeyeceği ortaya konarak barış ve kucaklaşma sağlanmalıdır. Bu ülke hepimizin. Bu millet de bizim, bu devlet de bizim, o zaman ne kalıyor geriye? Akıl fikir, iyi niyet ve gayret…  Muhalefet şu anda bunu vaat ediyor. Muhalefet bunu toplumla kucaklaşarak yönetmek durumundadır. Muhalefetin bunu iyi yönetmesi umudumuz olacaktır.