Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Erdoğan ülkeyi azınlık oyları ile yönetmek istiyor

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminde yer alan olay ve gelişmeler ile ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, dövizin Türk Lirası karşısındaki yükselişine Merkez Bankası’nın “Ben karışmam ne haliniz varsa görün” tavrı, muhalefet partilerinin “seçim mitingleri” başlatma kararı, vatandaşların “hayat pahalılığını ve TL’nin değer kaybetmesini protesto için” sokağa inmeye başlaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanlarından Oktay Saral, sosyal medya hesabında muhalefeti “Hepinizin canı cehenneme!” ve ‘Müptezeller’ sözleri ve siyasi gelişmeler hakkında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan “ne yapmak” istiyor?

K – Erdoğan’ın Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu ile yaptığı görüşmeye ve çevresindekilerin dışarı verdiği bilgilere göre ortaya çıkan tablo şu: Döviz kurunun artmasıyla dış ticaret açığının kalıcı olacağını, ihracata bağlı bu yolla bir büyüme elde edileceğini ve bunun için de “biraz” zaman gerektiğini düşünüyor. Ülkede var olan “kriz” ortamını, bunun farkında olsa da, “inkâr” etme yoluna gidiyor. Ekonomiyi doğalgaz buluşu gibi, Birleşik Arap Emirlikleri’yle yapılan anlaşmalar gibi “tekil hikayeler” ile sıçratmayı hedefliyor. Yüzde 50 + 1 sisteminden dolayı hem partiler olarak, ki en son bu teklifi Saadet Partisi’ne yaptığını bizzat Karamollaoğlu anlattı, hem de cumhurbaşkanlığı seçimi için Cumhur İttifakı’nı katılımlarla güçlendirmeye, oy potansiyelini arttırmaya çalışıyor. Elinden gelse cumhurbaşkanlığı seçimi için 50 + 1 şartını “yumuşatmayı” hedefliyor. Ülkeyi demokrasi değil de dikta rejimlerinde olacak şekilde “azınlık” oylarıyla yönetmeye “yol açmak” istiyor. Ancak bunun için Anayasa değişikliği gerekeceğinden ve bunu gerçekleştirmek için Cumhur İttifakı’nın yeterli milletvekili sayısı olmadığından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile arasını bozmadan, adeta bir cambaz gibi, dengeyi tutmaya çalışarak iktidarını devam ettirecek bir politika sürdürmeye çalışıyor.

GÖZLEM – Dolara karşı TL’yi perişan eden gelişmeler olurken, Merkez Bankası’nın “Ben karışmam ne haliniz varsa görün” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

K – Aslında Merkez Bankası faiz indirimlerine başlarken yaptığı, ülke için dış ticaret fazlasına dayalı, yani döviz kurları yeterince düşünce ihracatın artmasına bağlı bir büyüme politikasının faydalı olacağına dair açıklamayla bu “tutumunu” önceden belli etmişti. Ancak “piyasalar” her zamanki kâr amaçlı yaklaşımlarıyla “Bu kadar da olamaz” mantığında bir “iyimserlik” içindelerdi. Banka’nın son açıklamasından ve Erdoğan’ın ısrarla bu şekilde yürüyeceğini belli eden “faiz düşerse enflasyon da düşer” teorisinden (!)sonra ümitler iyice kesilmiş olacak ki döviz fırladı gitti. Dövizin hafta içinde Birleşik Arap Emirliği ile yapılan anlaşmalara bağlı keskin düşüşünün ise, piyasa uzmanlarının ifadesine göre döviz satışlarının kamu kuruluşları ağırlıklı olmasından ötürü kalıcı olmayacağı anlaşılıyor. Döviz kurunu belirlemek zaten Merkez Bankası’nın ana görevi değil ama yerine göre müdahalelerde bulunabiliyordu. Şimdi bunu da yapmayacağı açıkça ortaya çıktı. Erdoğan’ın şu an için izlediği ekonomi politikası açık ve seçik: Faizleri düşürmeye devam ederek ihracat artışından bir büyüme hikayesi yaratmak. Bunun olmayacağını, döviz artışının yüzde 70’i ithalata dayalı ihracatı yeterince yükseltemeyeceğini ne zaman görecek, gördüğünde piyasada, sürekli artan dövizden dolayı baş gösteren “fiyatlama” krizini nasıl çözebilecek bilemiyorum.

GÖZLEM – Vatandaşlar, “hayat pahalılığını ve TL’nin değer kaybetmesini protesto için” sokağa inmeye başladı. Beraberinde de “OHAL ilan edilecek” söylentileri yayıldı; yorumunuz?

K – Döviz artışına bağlı enflasyondaki ve hayat pahalılığındaki artış bir tarafa, dövizdeki belirsizliğe bağlı olarak da şimdi enflasyonun da ötesinde “fiyatlama” belirlenmesinde ciddi krizler çıkmaya başladı. İnsanlar döviz daha da artar diye evlerini, arabalarını satmıyor, üreticiler ellerindeki stokları piyasaya sürmüyor. Çünkü sürekli “elde olan malın yarın daha da değer kazanacağı”na dönük bir beklenti oluşmaya başladı. Bu ciddi bir “fiyatlama” krizin beraberinde getirir. İhityacı olanlar un, şeker gibi en basit ihtiyaç maddelerine bile üretim zincirinde başlayabilecek bu “fiyatlama” krizinden dolayı ulaşamayacak duruma gelebilirler. Bu da beraberinde çok ciddi bir tepki çığı yaratabilir. Erdoğan, bunu göremeyecek birisi değil ama “fıtratı” gereği girdiği bu “inatlaşmadan” kendini kurtarabilecek mi? Kurtarabilse bile çok mu geç olacak? Bu soruların yanıtını gelecek bir yıl içinde göreceğiz. Bana göre eninde sonunda ülkenin bir “erken seçime” girmesi gerekecek. Bu kararı da Erdoğan tek başına değil, onu zaman zaman belli konularda “sağduyuya” yönelten ortağı Devlet Bahçeli sayesinde alacak gibi gözüküyor.

GÖZLEM – Muhalefet de “meydanlara iniyor”; Meral Akşener Denizli’de indi, Kemal Kılıçdaroğlu da Mersin’de inecek; görüşünüz?

K – Gelmekte olan erken seçime hazırlık olarak görüyorum. Bu faaliyetlerin iktidara da faydası var. Yurt çapındaki büyük memnuniyetsizliğin, patlamalara yol açmadan yapılan bu mitinglerle “rahatlatılması”na yarıyor. Burada önemli olan sadece muhalefetin meydanlara inmesi değil, kendi aralarında da elle tutulur bir planın vücut bulduğu ve muhalif cephenin birleşerek genişleme eğiliminde olduğu anlaşılıyor. Bunlar olumlu gelişmeler.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanlarından Oktay Saral, sosyal medya hesabında muhalefeti “Hepinizin canı cehenneme!” ve ‘Müptezeller’ sözleriyle hedef aldı. Saral’ın paylaşımı şöyleydi: / “Bilumum muhalefet; Hepinizin canı cehenneme..! Siz asla ve kat’a bu ülkeye ait değilsiniz ve olamazsınız. Bu kadar mı ülkesinin bekasına kastedilir..! / Siz hükümete değil ülkeye muhalefet ediyorsunuz, yazıklar olsun..! / Siz mi ülkeyi yönetmeyi talipsiniz… / Hadiyin ordan müptezeller..! “ / Ne diyorsunuz?

K – Erdoğan’ın çevresindekilerin büyük bir “hayal kırıklığı” ve “kazanılanı kaybetme, ellerindekileri yitirme” korkusu içinde olduklarını anlamak gerekiyor. Zaten danışman olarak büyük ölçüde “Erdoğan’ın kendilerine işaret ettiğini onaylamaktan” ibaret olan görevleri, şimdi bu ekonomi teoriğine ve pratiğine hiç bir şekilde uymayan bir ortamda, “şakşakçılığın” yaratıcı boyutlarını bulmakla sınırlı hale geldi. Danışmanların, milletvekillerinin ve parti yöneticilerinin çok yakın zamana kadar kendi söyledikleriyle de çelişen bu hezeyanları, yaşadıkları hayal kırıklığı ve kaybetme korkusunun dışa vurumu.

GÖZLEM – Anketlerde “Muhalefet iktidara gelirse ekonomiyi düzeltebilir mi” sorununa “olumlu cevap verenlerin oranı” yüzde 40’ı bulmuyor; sizce neden ve muhalefet ne yapmalı?

K – Bu daha çok ekonominin içine düştüğü kötü durumdan, krizin büyüklüğünden ve daha da büyüyeceği beklentisinden ötürü böyle. Yoksa Metropoll Türkiye’nin Nabzı 2021 Araştırması sonuçlarına göre halkın yüzde 81’i, AKP’ye oy verenlerin de yüzde 61.4’ü “ekonominin doğru yönetilmediği”ni düşünüyor. Aynı araştırmaya göre ekonominin doğru yönetildiğini düşünenlerin oranı sadece yüzde 16,3. Dolayısıyla muhalefetin ekonomiyi düzelteceğini düşünenlerin oranının yüzde 40’da kalması bile, muhalefetin mevcut yönetiminin iki buçuk katı “güven” verdiğini ortaya koyuyor. Ama tabii ki bu kadar büyüyen ve çözümün kısmen “çok basit” olduğu belli olan bir krizde muhalefetin ekonomiyi yönetmede daha başarılı olacağını düşünenlerin oranının daha yüksek olması beklenirdi. Muhalefete düşen krizden çıkış formülünü saptamak ve bunu basit bir biçimde bıkmadan usanmadan halka her ortamda tekrar etmek. “Biz iktidara geldiğimiz anda faizleri enflasyonun üzerine çekeceğiz ve dar gelirli kesimlerin içine düştüğü durumdan çıkmalarını sağlamak için şu, şu, şu adımları atacağız” söylemini içselleştirmeleri ve bıkmadan tekrarlamaları gerekiyor.

GÖZLEM – Ankara kulislerinde “AKP’den DEVA ve Gelecek Partileri’ne doğru milletvekili kopuşları olacağı” iddiaları var; ne diyorsunuz?

K – Şu an için böyle bir kopuş beklemiyorum. Aldığım bilgiler de o yönde değil. Çünkü AKP içinde bu iki partiye dönük bir tepki var. Eski AKP’lilerin şimdiki AKP’yi eleştiriyor olması bir tepki yaratıyor. Sempati duyanlar olsa da bunun eyleme dönüşmesi için zamanlama henüz uygun değil. Öte yandan Ahmet Davutoğlu’nun Lütfü Elvan ile ilgili bir televizyondaki sözleri önemliydi. Davutoğlu Elvan’ın kendisinin partiden ayrıldığı dönemde “Sizle beraber istifa edelim” dediğini açıkladı. Davutoğlu’nun Elvan için “Elini vicdanına koysun bana yapılanları açıklasın” sözleri zaten “Erdoğan’ın ekonomi politikasını savunmuyor, bilakis aksini söylüyor” diye eleştirilen Lütfü Elvan’ı AKP içinde daha açık bir hedef haline soktu. Dolayısıyla Lütfü Elvan’ın bütçe görüşmelerinden sonra görevinden alınacağına kesin gözüyle bakılıyor. Onun yerine politikalarda etkin, ancak çok gündemde olmayan bir ismin göreve getirilebileceği ifade ediliyor. Elvan başlangıçta Davutoğlu’nun ekibindendi. Ama Davutoğlu sonrası dönemde özel olarak Erdoğan’ın isteğiyle milletvekili listesine alınmış ve komisyon başkanı yapılmıştı. Bakan oldu. Ama şu anda AKP içinde “niçin Elvan sessiz, niye faiz indirimini savunmuyor” şeklinde bir tepki olduğu ifade ediliyor. Ancak Elvan görevden alınırsa, bundan dolayı partiden kopar mı, o çok ileri bir yorum olur