Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Çözüm, hemen seçim!

Döviz kurlarındaki olağanüstü dalgalanma piyasaları alt üst ederken, aynı zamanda ülkemizin ekonomisini ve halkımızın geçim koşullarını da aşağıya çekiyor. Dar gelirli geniş kitleler için hayat giderek daha zorlaşıyor.

Bu bağlamda bir başka çarpıcı gelişme de ülkemizdeki sınıfsal ve sosyal dengesizliğin daha da büyümesi… Dövizdeki tırmanışla iktidar yandaşı bir kesim zenginliğini artırırken, bu tırmanıştan olumsuz etkilenen geniş halk kesimleri ise alım gücünü kaybediyor ve fakirleşiyor.

Döviz kuru, ekonomimizin ‘titanik’i mi olacak?

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada rastladığımız bir karikatür, ekonomimizin halini ve pür melalini çarpıcı çizgilerle ortaya koyuyordu. Yabancı bir karikatüristin yaptığı çalışma, ülkemizin ekonomisini, sonunda çarpıp batacağı buzdağlarına doğru hızla yol alan titanik gemisine benzetiyordu! Gördüğümüz bu karikatür ve ülkemiz ekonomisinde yaşanan son olumsuz gelişmeler, ister istemez bizi derin düşüncelere ve endişelere yöneltiyor!

Tabii aynı zamanda, döviz kurlarındaki tırmanış ve ulusal paramızın dibe çakılması, ister istemez, ‘döviz kuru, acaba ekonomimizin ‘titanik’i mi olacak’ sorusunu da akla getiriyor. Ekonomi ile ilgili endişelerimiz ve tedirginliğimiz artıyor. Bir yanda bu işten nemalanan ‘dövizzade’ler oluşurken, diğer yanda halkın geniş kesimleri de ‘dövizzede’ haline geliyor!

Ekonomiyi ‘nass’la yönetmek!

İktidarın ekonomideki uygulamaları, işçiyi, işsizi, emekliyi, dar gelirliyi ezerken; bir kesimi de alabildiğine palazlandırıyor! Dövizle ihale alanlar ve dövizle garantilere yaslananlar, ekonomideki uygulamalardan kârlı çıkıyorlar. Olan dar gelirli ve yoksul insanlarımıza oluyor!..

Son günlerde ekonomide yaşanan ilginç bir gelişme de ‘nass’ kavramıyla oldu!.. Doğrusu bu iktidar döneminde yeni tanımlar öğreniyor ve yeni kavramlarla karşılaşıyoruz!.. Bunca yıl hiç duymadığımız ve ‘dinsel dogma’ anlamı taşıdığını öğrendiğimiz ‘nass’la da karşılaştık! Böylece, 21’inci yüzyılda, 84 milyonluk koca bir ülkenin ekonomisinin, ‘nass’ doğrultusunda yönetildiği de anlaşılmış oldu!..

‘Geçinemiyoruz’ çığlığı!

Döviz fiyatları her gün yeni rekorlar kırarken, ülkemizin borçlanması ve halkımızın yoksullaşması da artıyor. İşçiler, emekçiler, emekliler sokaklara çıkıp geçinemediklerini haykırıyorlar. DİSK’in büyük kentlerde düzenlediği gösteriler, emekli sendikalarının birçok kentte sokağa yansıyan tepkileri, geniş toplumsal kesimlerin içinde bulundukları zor durumu, çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Elbette sıkıntı ve zorluk içinde olanlar yalnızca bu kesimler değil. Esnafından çiftçisine sesi yeterince duyulmayan birçok kesim ve milyonlarca yurttaş, benzeri durumları yaşıyor. Dolayıyla halkın büyük çoğunluğu, artık iktidardan umudunu ve beklentisini kesip, yeni arayışlara yöneliyor. 

Seçim talebini yükseltmek ve güçlendirmek

Ülkemizin içine düşürüldüğü bu ekonomik ve siyasal darboğazdan, ancak; artık enerjisi de hikâyesi de tükenmiş olan siyasal iktidar ve onun getirdiğiyönetim sistemi değiştirilerek çıkılabilir.Bu değişimin yolu da en kısa erimde yapılması gereken seçimden geçmektedir. İşte bu nedenle, ‘çözüm: hemen seçim’ diyoruz.

Aslında zaman iktidarın da aleyhine çalışmaktadır. Yanlışta ısrar edildikçe ülkemizin ve halkımızın kaybı büyümektedir. İktidar ittifakını oluşturan partilerin de bu gerçeği görmesi gerekiyor. Muhalefetin ve erken seçim isteyen kesimlerin, seçim talebini yükseltmeleri ve daha güçlü biçimde seslendirmeleri zorunluluktur. ‘Hemen seçim’ talebine iş çevreleri de katılmalı ve destek vermelidir.

İş ve ekonomi çevreleri, sizin bir sözünüz yok mu?

Bu bağlamda, ülkede olup biteni ve ekonomide yaşanan gelişmeleri adeta bir seyirci gibi sessizce izleyen iş ve ekonomi çevrelerine de seslenmek istiyoruz. Ekonominin içinde önemli bir konumu olan odalar, borsalar ve benzeri kuruluşların yöneticileri; sizin bu olup bitenler konusunda, iktidara söyleyecek bir sözünüz yok mu? Ekonomide yaşanan bunca olumsuzluk karşısında niçin sessiz kalıyorsunuz? Bu tepkisizliğinizi ve sessizliğinizi, temsil ettiğiniz iş insanlarına nasıl izah edeceksiniz? Her şeyden önemlisi de vicdanlarınıza nasıl kabul ettireceksiniz?

Yaşadığımız kent İzmir’de, iş çevrelerini ağırlıklı olarak çağdaş, laik ve Atatürkçü iş insanlarının / yöneticilerin temsil ettiğini düşünürüz. Ama İzmir’de bile görülen odalar-meslek kuruluşları ve ‘siad’lardaki tepkisizliği / sessizliği, doğrusu anlamlandırmakta zorlanıyoruz. Bu çevrelere; tarihe ve geleceğe, gelecek kuşaklara karşı da sorumlu olduklarını hatırlatmak istiyoruz. Gelecekte,yaşadığımız dönem gelecek kuşaklar tarafından tartışılırken,‘peki, o dönemde siz ne yaptınız’ diye sorulduğunda, verilebilecek cevaplarımız olmalı diye düşünüyoruz!..