Boris Johnson havlu atmak üzere…

Güzel Türkçemiz’deki güzel benzetmelerden biridir “bir kaç gömlek büyük” ifadesi. Bazen, bazı işler birilerine o kadar fazla gelir ki adeta üstüne bir kaç beden büyük gömlek giymiş gibi durur. Kişinin  yetenekleri, kapasitesi ve donanımı, bulunduğu pozisyonun gerektirdiği özelliklerin altındadır ve bu yüzden, ne yapsa, ne etse bir türlü o pozisyonu dolduramaz.

Türkiye’de, gerek iş hayatında gerek siyasette gerekse spor ve sanat dünyasında buna örnek olabilecek bir düzine isim sayabilirsiniz.

Bu açıdan bakıldığında Birleşik Krallık,  son yıllarda Türkiye’yi aratmayacak derecede atak yapmış ve öne geçmiş vaziyettte.Özellikle de siyaset sahnesinde.

Ülke yönetiminin başında olan isim Boris Johnson ve kabinesi, sürekli “ateş hattında”.

Bugüne kadar çoğunlukla ana muhalefet partisi Labour’un eleştiri oklarına maruz kalan Boris Johnson, artık kendi partisi içinden de önemli bir çoğunluğun eleştirilerine maruz kalıyor. Hatta kendisinden önceki Başbakan Theresa May, kasım ayı içinde parlamentoda yaptığı konuşmada Johnson’ı oldukça kibar bir şekilde yerden yere vurdu.

Johnson’ın bu kadar eleştirilmesinin, güven kaybetmesinin nedeni ne peki? Tutarsız ve istikrarsız kararlar alması elbette çünkü Başbakanlık gömleği kendisine 3-4 beden büyük maalesef.

Bu durum Birleşik Krallık siyasetinde görmeye alışık olduğumuz bir durum değil ancak  Johnson ve kabinesi iktidarda olduğu müddetçe de görmeye devam edeceğimiz bir durum.

Ana muhalefet partisi hükümetin istifasını istiyor, Parlamento’da kıran kırana mücadele ediyor, medyayı iyi kullanıyor,  Johnson’ın aldığı her “yanlış” kararın ardından, asıl olması gerekeni anlatıyor, kendileri iktidarda olsalardı ne yaparlardı, altını çizerek açıklıyor.

Siyaset dilinde bu tekniğin bir adı var mı bilmiyorum ama halk dilinde “kör gözüm gör gözüm” denen bir yöntemle, seçmenin gözüne soka soka anlatıyor.

Britanya’da bunlar yaşanırken, dönüp güzel ülkem Türkiye’ye bakıyorum. Ekonomideki acı tablo karşısında gözümden adeta kanlı gözyaşı akıyor. Durum o kadar vahim!

Dövizin saatler içindeki olağanüstü yükselişi karşısında insanın başının dönmemesi mümkün değil ve ister istemez “alarma” geçiyorsunuz.Türk Lirası o kadar değersizleşmiş vaziyette ki, İngilizlerin tatil seçeneklerinin birinci sırasında Türkiye’nin yer alıyor olmasına sevinemiyorsunuz çünkü  gerekçe  TL’nin Sterlin karşısındaki zayıflığı olarak  gösteriliyor.

Holiday Money Index tarafından yapılan araştırmada Türkiye’nin arkasından Jamaika, Mauritius, Thailand  gibi ülkeler geliyor. Bir başka deyişle, Türk Lirası, bu ülkelerin parasından daha değersiz olduğu için, İngilizler, o ülkelere gitmek yerine Türkiye’yi seçeceklerini söylüyorlar.Güleriz ağlanacak halimize diye buna denir herhalde.Türkiye’de enflasyonun TÜİK verilerine göre % 20 olduğu söylenese de, halkın bildiği, hissettiği ve deneyimlediği enflasyon oranının % 60’lar civarında olduğunu bildiğim için, önce bir yutkunup, sonra Birleşik Krallık’ta Johnson hükümetinin enflasyonun yükselmesine neden olmasından dolayı nasıl suçlandığını hatırlıyorum.

Tam 12 ay önce enflasyonun yarım puan artarak % 2,1 olmasını “tehlike çanları” olarak yorumlayan İngiliz medyası, geçen hafta açıklanan yeni enflasyon oranı % 4,2 için  ekonomi yönetimini, bizzat Boris Johnson’ın beceriksiz yönetim tarzını sorumlu tutuyor ve Johnson’ın genel seçimlere kadar bile iktidarda kalamama ihtimalinin gittikçe yükseldiğini, yeni bir hükümete ihtiyaç olduğunu ön plana çıkarıyor.

Türkiye’de olsa herkesin adeta büyük bir memnuniyetle karşılayacağı % 4,2 enflasyon oranı bu ülkede “felaket” olarak yorumlanıyor.

Boris Johnson, Britanya halkları, medyası ve muhalefeti tarafından “havlu atmaya” zorlanırken, bu ülkedeki durumdan çok çok daha kötü durumdaki Türkiyede yaprak bile kıpırdamıyor, iktidar asla üstüne alınmıyor, kimse sorumluluğu almıyor, havlu atmaya kalkan da olmuyor.

Bu duruma ne demek gerekiyor, bunu da halkın takdirine bırakıyorum.

Birleşik Krallık’tan sevgiler.

Gözde Sapanlı

BIRMINGHAM/BİRLEŞİKKRALLIK