Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Kuyuya atılan taş!

“Bir Aklıevvel kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz” sözü “bir Ataözü’nden” benim devşirmemdir…

İşte günlerdir “bir Aklıevvel’in bir kuyuya attığı taş” ile uğraşılırken, birkaç gün sonra “bir aklıevvel daha katıldı” tartışmalara; oldu, kuyuda “iki” Aklıevvel taşı…

Hayret ediyorum ve gülüyorum, bu iki Aklıevvel’in kuyuya attıkları taşları “ciddiye alıp” yazanlara, yorumlayanlara, TV ekranlarında günlerdir tartışanlara…

Atasözü’nün aslı “Bir Deli Kuyuya Bir Taş Atar, Kırk Akıllı Çıkaramaz” ve de hikayesi şöyledir:

Rivayet edilir ki, “deliden, divaneden, filozofa kadar çeşitli lakapları” olan Belül- î Dânâ hiç gülmezmiş. Abbâsî halifesi Hârûnürreşîd (788-809) onu çok severmiş.

Bir gün, “Kim onun bir kahkaha attığını görür de bana haber ulaştırırsa ona bir kese altın ve­receğim” demiş.

Ne var ki, “güldürmek için” yapılmadık bırakılmamış ama Behlül-î Dânâ’yı kimse güldürememiş.

O, günlerden bir gün gezerken, ellerinde boş kovalarla bir kuyunun başında itişip kakışan bir kalabalık görmüş…

Kalabalığın yanına gitmiş, bir adama sormuş; “Ne oluyor burada, ne yapıyorsunuz?..”

Adam öfke içinde cevap vermiş; “Delinin biri bostan kuyusuna kocaman bir taş atmış. Taş da kuyunun ortasında sıkışıp kalmış. Ne itip aşağıya düşürebiliyoruz, ne çekip yukarı çıkarabiliyoruz. Su da ala­mıyoruz, şaşırdık.”

Adamın söylediklerini dinleyen ve kuyunun içine bakan Behlül kahkahalarla gülmeye başlar. Güldüğünü görenler de, “bir kese altını almak için” Halife’nin sarayına koşarlar.

Halife, Behlül’ü çağırtıp merakla sormuş: “Kahkaha atmışsın, neydi seni bu kadar güldüren?”

Behlül cevap vermiş; “Delinin biri, bir ku­yuya büyük bir taş atmış, taş da kuyunun ağzında sıkışıp kalmış. Kuyunun başına kırk elli kişi toplanmıştı ve bir delinin attığı taşı, kırk akıllı çıkaramıyordu. Buna gülünmez mi?”

Eh… Ben de, elbette “deli değil ama aklıevvel” ve de “ünlü” bir gazetecinin yazısı ile başlayan ve bir başka “ünlü ve aklıevvel” gazetecinin de “takviyesi” ile gündeme oturan “CHP kapatılabilir” görüşü, işte “O atasözünden bu devşirmeyi yaptırdı” bana…

Konunun “ciddiye alınır tarafı” yok, “işareti bile” yok, “olması” ihtimali de yok.

“Atatürk’ün kurduğu partiyi kapatmak” ancak “bir darbe sonrasında” mümkün olabilir; ortada “darbe yapmak” bir yana “niyeti olan” var mı ki, bunca tartışma, bunca endişe, bunca lafla, bunca yazıyla ortalığa dökülüyor?..